Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Sayfa (8): « İlk < Önceki 1 2 [3] 4 5 6 7 Sonraki > En Son »
Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar
Yazar Mesaj
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #21
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Şiddet eğilimlerine etkisi
Yukarda da belirttiğim gibi medya-çocuk ilişkisinde üzerinde en fazla durulan, araştırma yapılan konu şiddettir. Araştırmalar, televizyonun tek başına şiddete yöneltmediğini, ancak özendirdiğini ve arttırdığını göstermiştir. Şiddet ögesinin yer aldığı görüntüler, salt çocuk ya da yetişkin değil , tüm yaş gruplarına yönelik programlarda yer almaktadır. Şiddet, haberlerden, filmlere, dizilerden çizgi filmlere dek her yerde her an hayatın bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu da şiddetin sıradanlaştırılması gibi çok tehlikeli bir olguyu beraberinde getirmektedir.
Burada önemli iki noktanın altını çizmek gerekiyor. Yetişkinlere dönük programlardaki şiddet görüntüleri ve çocuk programları, özellikle çizgi filmlerdeki şiddet görüntüleri. Bunu ayırmamın iki nedeni var. Birincisi, çocukların yetişkinlerin televizyon izlediği saatlerde televizyon izleyip izlememeleri gibi bir sorun var. Bilindiği gibi, ailelerin pek çoğunda çocuklar, belli bir saate kadar anne-babayla birlikte teevizyon izlemektedir. En azından haberlerde aile birliktedir. Ancak televizyon konusunda duyarlı ve dikkatli davranarak çocuklarına belli saatlerde kısıtlamalar getiren aileler de ne yazık ki çocuklarını çizgi filmlerden koruyamamaktadır. Yani bir yerden kaçarken diğer tarafa yakalanmaktadırlar.
Bazı çizgi filmlerde karakterler onca şiddetten sonra ayağa kalkabilmektedir. Yani orada uygulanan şiddetin zarar vermediği gibi bir algılama da söz konusu olabilmektedir. Ayrıca filmlerde sevilen karakterler karşılarındaki kişilere şiddet uyguladıklarında çocuklar tarafından coşku ve heyecanla izlenmekte ve kahramanın yenmesi yönünde tezahürat yapılmaktadır.
İstanbul'da 1995 ve 1999 yıllarında 5-7 ve 10-12 olmak üzere iki farklı yaş grubunu kapsayan toplam 509 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada, çocuklara sorulan çeşitli sorularla çocukların haberleri nasıl algıladıkları ve tanımladıkları saptanmış. 5-7 yaş grubundaki çocuklar, bilindiği gibi kavramları ana dilinden basit sözcükler ve sembollerle tanımlayabilirler.
Haberlerde yer alan silah, bomba, kanlı bıçak, ambulans, çarpışan arabalar, birbirini vuran insanlar, yanan ormanlar, yanan ve yıkılan evlerin hepsi de olumsuzluk içermekte ve nitekim çocuklar tarafından da öyle algılanmaktadır. "Sana göre haber nedir?" sorusuna gelen yanıtların içinde en çarpıcı olanlarına baktığımızda adeta büyüklere ders verir nitelikte olduğunu görüyoruz. 6 yaşındaki bir kız çocuğu haberlerde sadece acınacak şeylerin olduğunu söylerken, 6 yaşındaki bir erkek çocuk ise haberleri korku filmi seyrettiğini ifade etmektedir. Tek veya iki kelimeyle tanımlamaları istendiğinde ise ağırlıklı olarak"savaş-ölüm", "kaza-ölüm" kavramları çıkmıştır (Rigel,1999). Ölümü sıradan bir olay gibi görmeye alıştırılmış bir nesil geliyor....
A.B.D'de yapılan bir araştırmada ise televizyonun şiddet eğilimlerini ortaya çıkarttığı ve kışkırttığı neredeyse kanıtlanmış ve onaylanmıştır. Televizyon, beyazların oturduğu mahalleye zencilerin mahallesinden 10 yıl önce gelmiş. Her iki mahallede de televizyon gelmeden önce ve geldikten sonraki suç oranlarında inanılmaz bir artış olduğu görülmüş.
Şiddet konusunda son olarak şunu ifade etmek gerekiyor. Tek başına televizyondaki şiddet görüntülerinin çocukları şiddete yönelttiğini söylemek elbette yanlış. Ancak, araştırmalara göre, çocuğun şiddete başvurması, çocuğun bulunduğu aile ortamı, çevre ve eğitime paralel olarak değişim göstermektedir. Örneğin sevgi ve huzur dolu bir ailede bulunan ve iyi bir eğitim alan bir çocukla, aile içinde şiddete maruz kalan, ya da ailede ve çevresinde şiddete tanık olan ve iyi bir eğitim olanağına sahip olamayan çocuklar, ve hele sokaklarda her türlü şiddetin içinde yaşayan çocuklar yanyana konduğunda ne demek istendiği daha iyi anlaşılacaktır. Belki de deyim yerindeyse televizyondaki şiddet görüntüleri çocuğun şiddete başvurma nedenleri arasında ikincil ama önemli bir yer tutmaktadır.


01-23-2008 01:38 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #22
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Okumaya, düşünmeye ve başarıya etkisi
İlk paragraflarda sözünü ettiğmiz yazılı kültür-televizyon ilişkisini anımsayalım. Bilindiği gibi yazılı kültür, düşünmeyi, yorumlamayı ve sorgulamayı sağlar insanlara... Oysa televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte bir "gösteri" çağı başlamış, bu eğlence ve gösteri çağının başlamasıyla birlikte insanlar sadece gösterilenleri almakla yetinir olmuşlardır. Artık bırakın yorumlamayı, düşünmek bile en son düşünülen şey olmaya başlamıştır. Kırk yılda bir düşünmeye iten bir program olsa bile insanlar "bütün gün yoruluyoruz zaten" diyerek eğlenceyi ve gösteriyi tercih etmektedirler. Oysa bilindiği gibi "Antik Yunanda, boş zamanda yapılan tek şey düşünmekti. Öyle ki 'boş zaman' ya da 'serbest zaman' ı karşılayan leisure, okul için kullanılırdı" (Postman,1995;18).
Yetişkinlerin bile televizyon tutsağı oldukları ve çoğu kez etkilendikleri bir ortamda çocukların bundan soyutlanamayacağı ortadadır. Kaldı ki yarının yetişkin bireyleri olacak olan çocukların algılama ve bilinç düzeyi düşünüldüğünde durumun daha da vahim olduğu görülmektedir. Televizyon tek yönlü bir toplumsallaştırma aracıdır, çünkü çocuk televizyona soru soramamakta, açıklama isteyememekte ve itiraz edememektedir. Çocuk televizyona maruz kalmaktadır, çünkü etkileşim tek yönlü bir biçimde gerçekleşmekte, yani sadece televizyondan çocuğa doğru olmaktadır.
Çocuklar televizyon önünde duygusal olarak hissetmektedirler, fakat kanıt aramamaktadırlar ve çok defa de düşünmemektedirler. Yaratılış olarak, bu durum kanıtlamaya direnmeyi geliştirmemektedir. Bilişsel çalışmanın olmaması da çocuğun yorulmasını doğurmaktadır. Tüm bu genel durum, çocuğun televizyon yayınlarını kolayca emmesini ve içine çekmesini kolaylaştırmaktadır... Televizyon uyutmaktadır. Televizyon eğlendirmekte ve doyurmaktadır. Bu iki olanak uyutmak için en fazla kullanılan yöntemdir (Saatçılar,1997).
Ayrıca çocuğun aşırı bir biçimde televizyon izlemesi, onu okumaktan, sinema ve tiyatroya gitmekten, hatta çoğu kez oyun oynamaktan bile yoksun bırakmaktadır. Çocuğun sosyal ilişkileri zayıflamakta ve içe kapalı bir hale gelebilmektedir. Öyle ki çoğu kez yemek yemek için bile anne babasının yanına gitmemekte ve yemeği tepsi içinde sunularak televizyonu izlerken yemesi sağlanmaktadır.
Televizyon izlenirken programların sık sık reklamlarla kesilmesi, dikkatin sürekliliğinin yitirilmesine yol açmakta, yoğunlaşma kapasitelerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bunların dışında televizyon, çocukta yazısal anlatımdan hareketle öykü inşası için zorunlu olan kapasiteyi, zihinsel imgelerin inşası kapasitesini azaltmaktadır (Revue,1998;37). Görüldüğü gibi belki daha az önemli değil ama, televizyon şiddetin de ötesinde çocuğun kişisel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.


01-23-2008 01:39 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #23
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Kültürel yabancılaşmaya etkisi
Bilindiği gibi televizyondaki programların bazıları, çizgi filmlerin ise neredeyse tümü dış kaynaklıdır. Yani bu ürünleri tüm dünya ülkeleri izlemektedir. Bu ise her toplumda ve o toplumdaki bireylerde ve özellikle çocuklarda farklı etkilenmeler yaratmaktadır.
Eğlence endüstrisiyle tüm toplumlar aynı anda etkilenmektedir. Geleneksel toplumların kültürleri üzerinde bu yolla televizyon, negatif etki yaratmaktadır. Endüstrileşmiş toplumlar işleyim ritmi açısından bu mesajları kabul etmeye daha uygundur. Mesajları ulaştıran dil de ulus kültürleri ve alt kültürleri bozmaktadır. Kültürel yabancılaşmayı arttırmaktadır (Mac Brides,1981;160-162).
Dolayısıyla çocuklar, kendi öz kültür ürünleri ile değil, başka ülkelerde üretilen kahramanlar ve farklı değerlerin işlendiği programlarla büyümektedirler. Bu da çocukları kendi ulusal kültürümüze yabancılaşmayı doğurmaktadır.

Dildeki yozlaşmaya etkisi


Yine bir üst başlıkta ifade edilen etkilenmeler nedeniyle televizyon, en önemli ifade ve iletişim aracı olan dil üzerinde de oldukça olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Bu etkilenme iki biçimde olmaktadır. Birincisi kullanılan sözcük sayısının azlığı... İkincisi ise kendi ana dilinin yozlaşmaya başlamasına etkisi... Bu iki etmen, yabancı kaynaklı programların yanısıra, yerli programlarda da sıkça rastladığımız türkçenin yanlış, kötü, yabancı özentili ve kısır bir şekilde kullanılımasından ileri gelmektedir.


01-23-2008 01:39 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #24
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Kendi kimliklerinin bağımsız ve özgün bir biçimde oluşmasına etkisi
Burada aktarılan hiçbir maddenin birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği açıkça görülüyor. Aynı şekilde çocukların bu etkilenmeler çerçevesinde kendi özgün kimliğini ve kişiliğini oluşturamaması da çok doğaldır. Kanımızca en sinsi tehlikelerden ve olumsuzluklardan biri de budur. Çocuk, kendini izlediği programlardaki kişilerin veya daha yoğun olarak filmlerdeki karakterlerin yerine koymaktadır.
Çoğu kez hayran olduğu kahraman ya da karakter, büyüyünce olmak istediği kişidir. Böylece çocuk kendi kişisel bilinci, çalışması ya da yetenekleri ile değil, tamamen farklı etkilenmelerle büyüyünce "O" (o her neyse) olmak istemektedir. Bu bazen bir yarışma programı sunucusu, bazen filmdeki kötü adamları döven erkek karakter, bazen de güzelliği sayesinde zengin ve yakışıklı bir erkekle evlenen bir kadın karakter olabilmektedir. Bu örnekleri uzatmak mümkündür. Bunlar da biraz önce değindiğimiz okuma, yorumlama ve yargılama yetilerinin bilinen nedenlerle gelişmemesinden kaynaklanmaktadır.


01-23-2008 01:39 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #25
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin yok oluşuna etkisi
Tüketim ve şiddet başta olmak üzere tüm bu etkilenmelerin sonucu artık eski çocuklara benzeyen çocukları görebilmemiz neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Giysileri, tüketimleri, tavırları, yok olmaya başlayan oyunları ve nesneleştirilen minicik bedenleriyle artık çocukluk yok olmaktadır. Çocukluğun yok olmaya başlamasıyla da çocukla özdeş, insanların o dönemine atfedilen "masumiyet " de giderek ortadan kaybolmaya başlamıştır.
Tüketim adı altında günümüzde her yerde, hem yokoluşları hem de karikatürsi dirilişleri kutsayan bazı tarihsel yapıların parçalanmasına tanık oluyoruz. Aile çöküyor mu?, aile yüceltilir. Çocuklar artık çocuk değil mi? çocukluk kutsanır (Boudrillard,1997;116).
Çocuklar, belirli bir biçimde televizyon aracılığıyla, çocukluklarında yoksun bırakılmaktadırlar. Televizyon sayesinde, çocuklar çaresiz bir biçimde yetişkinler konumuna alıştırılıyorlar. Televizyon çağından önce, ana okullarındaki çocukların yapmış oldukları resimler daha çocuksu ve barışçıl iken, günümüzde yok edici robotlarla dondurulmuş şiddet içeriklidir.


01-23-2008 01:39 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #26
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

SONUÇ VE ÖNERİLER
Peki ne yapmalı? Sadece araştırmak, incelemek ve konuşmak yeterli mi? Elbette değil... Şimdiye dek pek çok ülkede yapılan araştırmalar, televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini kanıtladığına göre artık önlemler alınması için harekete geçme zamanı gelmiştir..
Harekete geçerken de çözüm önerilerinin doğru saptanması kadar bunların doğru adrese ifade edilmesi de önem taşımaktadır. Örneğin çözümü salt devletten beklemek kadar tek başına televizyon kanallarından beklemek de yanlıştır.
Şu anda televizyonu çocukların hayatından baskı yoluyla çıkartamayacağımıza göre yapılabilecek şeyler bellidir. Aileler ve sivil toplum örgütleri bu konuda en başta gelen doğru adreslerdir. Ben burada önce ailelerin beklentilerini ve yapabileceklerini, daha sonra da sivil toplum örgütlerinin yapabileceklerini, en son da genel olarak birkaç öneriyle çalışmamı bitirmek istiyorum.
Ana babaların televizyon programlarının içeriği ile ilgili istekleri şunlar:
1.Televizyonda gösterilen vurdulu kırdılı şiddet içeren filmlerin ya da reality-showların, yayından kaldırılması ya da geç saatlerde yayına konması.
2.Özellikle, haberlerde, şiddet içeren ve üzücü görüntülerin yer almaması ve defalarca, üstü bantlı olsa da gösterilmemesi.
3.Çocuklara duygu ve davranışlarıyla örnek olabilecek çocuk oyuncu ya da oyuncuların rol aldığı yerli dizi filmlerin gösterilmesi.
4.Televizyonda çocuk programlarının ve çizgi filmlerin çeşidi ve süresinin arttırılması ve bu filmlerin arka arkaya değil de aralıklarla gösterilmesi.
5.Türk kültüründe yer etmiş halk tiplemelerinin çocuk programlarında daha çok yer alıp çocuklara tanıtılması.
6.Çocuk dizileri ve çocuk programlarında argo sözcüklerin kullanılmaması.
7.Özellikle çocuk yuvalarına giden çocuklar düşünülerek çocuklara yönelik programların akşam 19.00 ile 21.00 arasında gösterilmesi.
8.Türk televizyon kanalları arasında sadece çdcuklara yönelik ve çocukların sunduğu bir kanalın yer alması (Başal,1999).
Çocuklara yönelik programlar hazırlanırken, program yapımcıları tarafından çocukların özellikleri dikkate alınmalı ve gelişimin en hızlı olduğu okul öncesi dönemde onların dış uyarılardan çok fazla etkilenebilecekleri düşünülmelidir.
Ailelere düşen öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde bırakmamak, mümkün olduğunca birlikte izlemek. Konuşarak, anlatarak ve paylaşarak. Sonra da çocukları okumaya sevketmek ve televizyon izlemelerine belli ölçülerde sınırlandırmalar getirmek.
Sivil toplum örgütleri birlikte hareket ederek en azından başlangıç olarak çocuklara yönelik tüm programlarda yer alan şiddet unsurlarının kaldırılmasını sağlamaları gerekmektedir. Şiddet ya da çocuklara zararlı olduğu düşünülen unsurların yer aldığı programlarda kodlama sistemi uygulanabilir.
Salt çocukların değil, yetişkin bireylerin de okuma alışkanlıklarının ve bunun uzantısında sağlanacak olan yetilerin kazandırılması gerekir. Yine bu çerçevede televizyonda izlenen görüntülerin anlamlarının okunması ve yorumlanması eğitimi verilmelidir. Başta yetişkin bireyler olmak üzere görüntülerin okunması ve yorumlanması öğrenildiği takdirde izleyiciler televizyon karşısında savunmasız ve bilinçsiz bir durumda olmaktan kurtulacakları için uğranılacak zarar ya da olumsuz etkilenmeler sıfırlanamasa da minimuma inecektir.
Postman ve Powers, izleyicinin kendini savunabilmesi için, hazırlıklı bir kafaya ve birbirini bütünleyen bir değer sistemine sahip olması gerektiğini belirtirler (Postman ve Powers,1996;83-102). Buna kavuşmanın yolu ise, insanların okuma alışkanlığını kazanması, düşünme, tartışma ve yargılama yetisine kavuşması ve herkesin yararlı birer hobi edinmesinden geçmektedir.
Belki kat edilmesi gereken yol çok fazla... Ama istersek yapabiliriz....


01-23-2008 01:39 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #27
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çocuk Psikiyatrisinde Acil Durumlar.

Çocuk Psikiyatrisinde Acil Durumlar...

Yeni gelişen aile içi bir olay (örneğin, boşanma, ölüm vs.) ve bunlara bağlı davranım tepkilerinin şiddetli oluşu; belirli bir düzeyde devam eden psikiyatrik...



Sitede ara
Hekimlikte “acil” kavramı genellikle “acil servise en kısa zamanda müracaat etmeyi gerektiren” durumlar için kullanılmaktadır.
Çocuk psikiyatrisinde bu kavram altında ele alınabilecek birkaç durum vardır. Bu durumlar dışında, çocuk psikiyatrisinde “acil” başvuru gerektiren durumlar oldukça azdır.
Acil olarak ele alınması gereken çocuk psikiyatrisi durumlarının en başında “intihar girişimi” gelir. Bunu
fiziksel, cinsel istismarlar,
ağır ihmal durumları,
evden kaçmalar,
belirgin agresif davranışlar,
ilaç/madde kötüye kullanımları,
şiddetli yeme bozuklukları,
şiddetli uyku bozuklukları,
ani başlayan psikotik belirtiler (görsel, işitsel varsanılar, anlamsız korkular, aşırı şüphecilik ve çeşitli düşünce bozuklukları gibi),
panik atak,
tıbbi nedeni bulunamayan ağrılar (bel, karın, baş ağrıları),
nefes tutma nöbetleri gibi durumlar izler.
Tüm bu sayılan durumlarda en kısa zamanda bir çocuk psikiyatrına ya da bir hastanenin acil servisine başvurmak gerekli olabilir. Yine bu durumlara, “yer ve zamanı karıştıran, yakınlarını tanımayan ya da garip, anlamsız, bebeksi tavırlar sergileyen (“disosiatif”) çocuklar, ani davranım değişiklikleri gösteren, kendine ya da başkalarına zarar verme riski olan" çocuklar da dahil edilebilir.
Bunlar dışında kısa zaman içinde müdahale gerektiren, ancak bu ilk müdahalenin “bir acil serviste” olmasını gerektirmeyen “yarı-acil” diye adlandırılabilecek durumlar söz konusudur.
Bunlar arasında :
çocuk ya da ergende depresyon belirtileri, yani belirli bir zamandır isteksizlik, mutsuzluk,
insanlardan uzaklaşma,
ölme isteği,
ders başarısında belirgin düşüş gibi belirtilerin görülmesi;
okul korkusu nedeniyle ya da başka bir nedenle okula devamsızlığının artması;
belirgin izolasyon (insan ilişkilerinin azalması, kendi dünyasına çekilme);
evden kaçma,
“kendine ya da başkasına zarar vereceğine” dair tehditlerde bulunması ve bunların git gide artması;
iştah ve uyku bozukluklarının ısrarla devam etmesi ya da şiddetlenmesi;
madde kullanmaya başlama;
cinsel uğraşlarda, davranışlarda belirgin bir artış görülmesi vs. sayılabilir.
Yeni gelişen aile içi bir olay (örneğin, boşanma, ölüm vs.) ve bunlara bağlı davranım tepkilerinin şiddetli oluşu; belirli bir düzeyde devam eden psikiyatrik bir şikayet ya da bozukluğun aniden kötüleşmesi (örneğin, depresyon, psikoz, dikkat sorunları, vs.) gibi durumlarda da kısa zaman içinde psikiyatrik bir değerlendirme uygun olacaktır.
Tedavi ve Yaklaşım
Acil durumlara yaklaşımda amaç “kriz” durumunun hızla değerlendirilmesi ve uygun müdahale ile “kriz” durumunun sonlandırılmasıdır. Erken tanısal değerlendirme, etkenleri ve riskleri ortaya çıkarma, uygun desteklerin ve tedavi edici olanakların belirlenmesi ve organize edilmesi ve daha sonra “kontrol” için çağırılmak üzere, erken dönem tedavi yaklaşımının başlatılması aşamaları uygulanır.
Aile olanaklarının yetersiz olduğu ya da acil duruma doğrudan, örneğin bir “çocuk istismarı” ile ailenin kendisinin yol açması gibi durumlarda, uygun aile ortamı ya da adli/sosyal destek sağlanana dek çocuğun güvenli bir ortamda tutulması gereklidir.
Psikiyatrik sorunun şiddetli olduğu ve soruna yol açan risk faktörlerinin kısa süre içinde ortadan kaldırılamayacağı durumlarda hastaneye yatış gündeme gelebilir.
Burada sözü geçen acil durumların tüm hekimler ve ebeveynlerce iyi bilinmesi ve zamanında müdahale, olası riskleri en aza indirmede ve tedavi etkinliğinin artmasında çok önemlidir. Geciken müdahale tedaviyi daha fazla zorlaştırabilmekte ve kimi zaman sorunların kronikleşmesine neden olabilmektedir.


01-23-2008 01:40 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #28
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Çocuğa Karşı Şiddet ve Çocuk İhmali

Çocuğa karşı şiddet ve çocuk ihmali nedir?

Çocukların bedensel, zihinsel ya da ruhsal sağlıklarına zarar veren, gelişimlerini engelleyen tutum ve davranışlara maruz bırakılmalarıdır. Bu tutum ve davranışlar çocuğu 3 biçimde örseleyebilir:


1-Fiziksel:çocuğun kaza dışı olan yaralanmasıdır. Bu yaralanma dövülme, yanma, ısırılma vb. gibi yollarla gelişebilir.

2-Cinsel çocuğun rızası olsun ya da olmasın ırzına geçilmesi, cinsel organlarının ellenmesi, müstehcen sözlere maruz bırakılması, yetişkinin cinsel organlarını okşamaya yöneltilmesi veya zorlanması, pornografide ya da fuhuşta kullanılması, çocuğa pornografik materyal izletilmesi, teşhircilik gibi davranışlara maruz bırakılmasıdır.

3-Duygusal: Reddetme, yalnız bırakma, aşırı koruma, aşırı hoşgörü, baskı, sevgiden ve uyarandan yoksun bırakma, sürekli eleştiri, aşağılama, tehdit, suçlama, yok sayma, çocuğun yaşına ve özelliklerine uygun olmayan beklentiler içinde olma, çocuğu aile içi uyuşmazlıklarda taraf tutmaya zorlama, aile içi şiddete tanık etme vb. gibi davranışlardır.

Çocuk ihmali çocuğu yeterli beslenmesi, sağlık kontrollerinin yaptırılması, hastalandığı zaman doktora götürülmesi, uygun ve temiz giydirilmesi gibi temel gereksinimlerinin karşılanmamasıdır.

Çocuğa karşı şiddetin sonuçları nelerdir?
Şiddetle karşılaşan çocukta çeşitli sakatlıklar ortaya çıkabilir. Kırıklar, beyin kanamaları, iç organ yaralanmaları sonucu ortopedik sakatlıklar, felçler, havale, zeka özürü, çeşitli organ yetersizlikleri gelişebilir. Bu hasarların çok ağır olması durumunda ölüm ortaya çıkar.

Yaşamı kurtulanlarda ise depresyon, kaygı bozukluğu, sosyal uyumsuzluk vb. gibi ruhsal sorunlar gelişebilir. Bu kişilerde uyuşturucu bağımlılığı, suça ve fuhuşa yatkınlıkta artış olduğu gösterilmiştir. Zekâ özürü ya da ruhsal örselenme sonucu bu çocuklarda genellikle okul başarısı düşüktür. Dayak çocuğun bilişsel gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fiziksel cezalandırmayla terbiye edildiği düşünülen çocuklar, kaba gücün sorunları çözmek için etkin bir yöntem olduğuna inanarak büyürler ve erişkin yaşlarda kendileri de başka çocukları istismar eden erişkinlere dönüşebilirler, böylece istismar olayları kuşaktan kuşağa sürüp gider.

Şiddet uygulayanlar kimlerdir?Hangi durumlarda risk artar?
Çocuğa şiddet uygulayan kişiler çoğu kez tanıdığı, evi, okulu, işyeri gibi yakın çevresinde bulunan erişkinlerdir. Aile içi şiddet çocuğa anne babası ya da evdeki diğer büyükler tarafından, okulda şiddet ise öğretmenler, görevliler ya da diğer öğrenciler tarafından uygulanmaktadır. Anne baba yaşının çok genç olması, işsizlik, ekonomik sıkıntılar, aile içi geçimsizlik, alkol ya da uyuşturucu kullanımı, çok çocuklu aile, ana babada ruhsal bozukluk gibi etmenler aile içinde çocuğun şiddete maruz kalmasını artırırken, okulda da öğretmenin kişilik bozukluğu, kalabalık sınıflar, sosyal baskılar, disiplin yöntemi olarak dayağın kabul görmesi gibi nedenler şiddete yol açmaktadır.

Bunlara ek olarak zihinsel ya da bedensel özürlü, hiperaktif ya da uyum güçlüğü çeken çocuklar şiddete daha sık maruz kalmaktadırlar.

Eğitim Kurumlarında Şiddet:
Çocuklar kreşler, yuvalar, bakım evleri ve okullar gibi eğitim kurumlarında şiddete uğrayabilirler. Bu şiddet diğer yerlerdekilerine benzer olarak duygusal, fiziksel ya da cinsel istismar biçiminde olabilir. Duygusal istismarın sıklığı konusunda kesin veri bulunmamaktadır, fiziksel ya da cinsel istismarda olduğu gibi nesnel bulguların olmayışı tanıyı güçleştirmektedir.

Fiziksel istismar okullarda cezalandırma yöntemi olarak sıklıkla kullanılmaktadır . Fiziksel istismar tanımın içine dayağa ek olarak, sarsma, çimdikleme, kulak çekme, iğne batırma, rahatsızlık verecek pozisyonda uzun süre durmaya zorlama, ceza olarak aşırı egzersiz yaptırma vb. davranışlar da girmektedir . Fiziksel istismara erkek çocuklar daha fazla maruz kalmaktadırlar. Erkek öğretmenlerin de fiziksel cezalandırmaya daha sık başvurduğu görülmektedir. Bu, geleneksel kültürde babanın evdeki otoriter tutumunun okula taşınması olarak yorumlanabilir.

Toplumdaki yaygın kanının aksine araştırmalar eğitimde fiziksel cezanın başarılı olmadığını; övgü, ödüllendirme gibi olumlu güdülemelerin daha etkili olduğunu göstermektedir. Fiziksel ceza öğrencinin okuldan korkmasına, özgüvenini yitirmesine neden olurken, davranışı daha kötüleştirmekte, saldırgan ve yıkıcı tutumları artırmaksa, sınıf düzenini bozma, eşyalara zarar verme, öğretmenlere karşılık verme, yalan söyleme gibi olumsuz davranışları artırmaktadır. İstenmeyen davranışı değiştirme konusunda fiziksel cezanın etkisi geçicidir. Bir süre sonra yinelenen olumsuz davranışta sonuç alabilmek için giderek cezanın şiddetinin artırılması gerekir.

Bütün bunlara karşın, yapılan çalışmalar çocuğa karşı şiddetin engellenmesinde yasa ve yönetmeliklerin yetmediğini, önemli olanın toplumun bu konudaki düşünce ve tutumları olduğunu göstermiştir .

Ülkemizde okullarda uygulanan fiziksel cezanın boyutları kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan az sayıda çalışmada okullardaki çocukların % 50-75’inin değişen derecelerde fiziksel cezaya uğradıkları gösterilmiştir .

Okullardaki şiddetin bir diğer boyutu ise çocukların diğer çocuklara uyguladığı şiddettir. Çocuklar arası şiddette hazırlayıcı etmenler daha önce kendisinin şiddetle karşılaşmış olması, gerçekleşmeyen umutlar, düş kırıklıkları, öç alma duyguları, paylaşılamayan öfke, antisosyal kişilik ve madde bağımlılığıdır. Bu tip şiddet tek bir öğrencinin bireysel şiddeti olabileceği gibi, bu kişilik özelliklerine sahip birden fazla öğrencinin bir araya gelerek çeteler oluşturması ile de ortaya çıkabilir. Bu çocuklar bu yolla kendilerini daha güçlü hissedebilir, yaptıklarından zevk alabilir ya da diğerlerinin bunu hakettiğini düşünebilirler.

Duygularını ifade edebilen, insan ilişkilerinde başarılı, uyumlu, yaşama umutla bakan çocuklarda ise şiddet eğilimi düşüktür. Bir çocuğun şiddete yatkınlığı değerlendirilirken olumsuz özelliklerine ek olarak olumlu yanları da gözönüne alınmalı; olumsuz yanları ağır basıyorsa psikolojik destek sağlanmalıdır.

Sonuç ve Öneriler:
Çocukları şiddetten korumanın ilk adımı şiddetin varlığını kabul etmektir.“Bizde böyle şeyler olmaz”“Bu kadarcık dövme şiddet sayılmaz” gibi yaklaşımlar şiddeti inkâr etmektir. Ülkemizde fiziksel cezanın disiplin yöntemi olarak yaygın bir kullanımı olduğu bilinmekteyse de boyutları konusunda ayrıntılı çalışmalara gereksinim vardır.

Öğretmenler çocuk istismarı konusunda gerek mezuniyet öncesi gerek hizmet içi eğitimlerde bilgilendirilmeli, istismara uğramış çocukları farketme konusunda beceri kazandırılmalıdır. Öğretmen, çocuğu eğitirken asla fiziksel ceza uygulamayarak örnek olmalı, uygulayanları da hoşgörmemelidir. Toplumun çocuk istismarı konusunda duyarlılığını artırmak, öğrencilerinin anne babalarını ve diğer bireyleri eğitmek konusunda öğretmene önemli görevler düşmektedir.

Okul aile birliği toplantıları ve veli görüşmelerinden bu amaçlar için yararlanılabilir.

Okulda ve evde disiplini sağlamak için dayak dışı seçenekler bulunmaktadır. Bu seçenekleri uygulamanın çocukta olumlu davranışı geliştirmede daha başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Aşağıda bu tür seçeneklerin bazıları özetlenmiştir.

Dayak dışı yollarla disiplini nasıl sağlayabiliriz?

*Çocukla yaşına uygun bir dille konuşarak iyi iletişim kurun. Sözel öğretmen-öğrenci ilişkisi çocuğun bilişsel yeteneklerini geliştirir.

*Olaylara çocuğun gözüyle bakıp, kendinizi onun yerine koyabilmeye çalışın. Size çok kabul edilemez görünen bir durum çocuğun gözünde tamamen farklı olabilir.

*Çocuğa yaşına uygun, kabul edilebilir, kesin ve tutarlı sınırlar çizin, belli kurallar koyun. Bunların aşılmasını istemediğinizi kesin bir dille ifade edin.

*Çocuk sınırları aştığında ya da kurallara uymadığında sonuçları ile yüzleştirin. Örneğin yeri kirleten çocuktan orayı temizlemesini, birini inciten çocuktan özür dilemesini isteyin.

* Çocuğa konuşma ve davranışlarınızla örnek olun.“Lütfen, teşekkür ederim” gibi kelimelerin kullanılmasını özendirin. Sabır, nezaket, saygı gibi kavramları anlatarak değil davranışlarınızla öğretin.

*Çocuğun birden fazla istenmeyen davranışı varsa hepsini bir anda ele almayın, birer birer ilgilenin. Bu davranışın neden sorun yarattığını açıkça anlatın, değiştirdiğinde onu iyi davranışından dolayı kutlayın.

*Çocuğun olumlu davranışlarını onayladığınızı beden dilinizle de gösterin. Bazen bir küçük gülümseme, sırt sıvazlama ya da bir baş hareketi birçok söze bedeldir.

*Çocuklara sorunlara çözümler üretme, sorunlarla başa çıkma konusunda destek olun, ancak onların yerine kararlar vermeyin. Bırakın kendi kararlarını verip, davranışlarını kendileri belirlesinler; bu özgüvenleri için çok yararlıdır.

Yaşamak, sağlıklı büyük ve gelişmek, eğitim olanaklarına sahip olmak gibi hakların yanısıra bu haklarını kullanırken huzurlu ve mutlu olmak, şiddete maruz kalmamak da çocukların en doğal hakkıdır.


01-23-2008 01:40 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #29
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Pozitif Ödüllendirme

Çocuklara olumlu davranışları öğretmek için en uygun yöntemlerden birisi de Pozitif Ödüllendirme' dir. Ancak anne babalar tarafından en az bilinen ve en az kullanılan yöntemdir. Bu yönteme göre anne baba çocuğun olumlu davranışlarını ödüllendirerek, olumsuz davranışlarının sönmesini sağlayacak ve olumlu davranışlarda ise süreklilik olacaktır. Pek çok çocuk olumsuz davranışları ile dikkat çekmeyi öğrenmiştir. Çünkü anne baba olumlu davranışlarına hiç tepki vermezken, olumsuz davranışlarına aşırı tepki vermekte ve çocuk istediği ilgiyi böyle görmektedir. Bu durumda anne babanın kızgınlığı çocukta ödül etkisi yapacaktır. Böylelikle çocuk sık sık olumsuz davranışları kullanıp dikkat çekmeye yönelecek ve olumsuz davranışları pekişecektir.

Ödüllendirmeyi kullanırken çocuğun duygularını değiştirmek değil de davranışlarını değiştirme çabası içinde olabileceğimizi unutmamak lazım. Bu nedenle öncelikle duygu ve davranışları ayırt etmek gerekir. Sevinç, neşe, heyecan, öfke, keder, korku duyguları sadece çocuğa ait duygulardır ve onları değiştirmemiz imkansızdır. Hiçbir çocuk, duyguları yüzünden sorumlu tutulmamalıdır. Ancak davranışlar dışarıdan izlenebilir ve kontrol altına alınabilir. Anne babalar da bu konuda çocuklarına rehberlik edebilir. Çocuk
arkadaşına karşı öfke duyabilir ama öfkeye karşılık ona vurmamalıdır. Bu anlamda öfke duygusunu değiştirmek yersizdir ama davranış değiştirilebilir.

Çalıştığım ailelere sorduğumda " Çocuğunuzun hangi davranışının değişmesini istiyorsunuz" dediğimde " Sorumluluk almıyor, ya da tembel" diyebiliyorlar. Oysa bunlar tamamen soyuttur. Problemi somut hale
getirerek tanımlamak gerekir. Örneğin " Ödevlerini yapmıyor" ya da " Yatağını toplamıyor" şeklinde sorunu somutlaştırmak ve bunun üzerinde çalışmak gerekir.

Drama çalıştığım bir çocuk ile annesinin iletişimindeki kopukluk nedeni ile anneye " Kızının onayladığın, hoşuna giden ve sürdürmesini istediğin davranışları nelerdir" diye sordum.. Anne bunu cevaplayamadı. Tek diyebildiği " Yemekte hiç sorun çıkarmaz" oldu. O zaman kızına dikkat çekerek onun öğrenmeye hevesli, hatalarını düzeltmek için çabalayan, neşeli, sevgi dolu ve hakkını yedirmeyen bir çocuk olduğunu vurguladım. Anne olumsuz davranışlara odaklanmış ve olumluları görmüyordu. Çocuk hep olumsuz
davranışları ile ailede dikkat çekmişti. Anneyi olumlu ödüle yönlendirdim.

Annesinden ilk defa iltifat alan kız, daha çabalamaya, vurmalarını bırakmaya başladı. Daha ileri aşamada ise çocuğa uygun ödülleri belirledik ve yaklaşık üç ay içinde çocuk anne ilişkisi düzeldi.


01-23-2008 01:40 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
iS LovinG Very
******


Bilgiler Mesajlar: 21,834
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 163
Ruh Halim:
Sinsi
Takım:
G.Saray
Mesaj: #30
Cvp: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar

Bebeklerde ve Çocuklarda Korku

Yetişkinler için sıradan olan bazı sesler, görüntüler ve hayvanlar, bazen çocuklar için çok korkutucu, ürkütücü olabilir. Korku bütünüyle kötü bir şey değil, normal bir tepkidir. Çocukların özellikle karanlıktan, geceleri gürültüden, tanımadıkları kişi ve hareketlerden, sudan, uzun süren sessizlikten, köpek havlamasından, doktordan, banyo küvetinden, küvete akan sudan, yüksekten korkmaları sık karşılaşılan durumlardır.

Bebekler, yenidoğan döneminde, ani sesle veya dokunmayla sıçrarlar; kolları iki yana hızlıca açılır ve gözlerini kırparlar. Bu aslında bir korku reaksiyonu değil, normal yenidoğan reflekslerinden biridir ve moro refleksi olarak isimlendirilir. Bu refleksler, 4-6 ayda kendiliğinden kaybolur. Bu tepkiler görülünce, anneler genel olarak bebeklerini sessiz ve loş bir odada yatırmayı tercih ederler. Aslında tam tersine, bebeğin odasında, dışardan gelecek sesleri algılayarak uyuması daha doğaldır. Yeni görüşlere göre bebek doğmadan önce, annesinin karnındayken dış sesleri algıladığı için, her zamanki ortamın seslerini algılaması onun dış dünyaya uyumunu kolaylaştırır.

Çocuklar 2-6 yaşlar arasında diğer yaşlara göre daha çok korkar. Bu yaşlarda yabancılardan korkma önde gelir. İkibuçuk yaş civarında ani gürültülerden, garip hayvanlardan ve doktorlardan korku öne çıkar. Yine iki yaş civarında karanlık, tuvaletten korku, hatta palyaçolardan korkma görülebilir. Hayali yaratıklar yine korku nedenleri arasındadır. Bazı çocuklar bu yaşlarda tuvalette sifon çekildiğinde, düşüp gitmekten korkar. Bazıları önceden tepki vermediği halde, bir anda 3 yaş civarında köpeklerden korkmaya başlar. Korku kötü bir tepki olmamasına rağmen, aşırı korkular çocuğun ve ailenin huzurunu kaçırabilir. Bu nedenle korkuyla başa çıkmayı bilmek gerekir.

Korku nedenleri
1- Çocuğun çok akıllı olması, birçok düşünce, bilgi kaynağı ve görüntünün kafasında değişik kombinasyonlarda birleştirilmesine, dünyayı ona daha tehlikeli gibi algılattırmasına neden olabilir.
2- Deneyim azlığı da korku nedeni olabilir. Banyo küvetinin akarından suyun akıp gittiğini gören çocuk, kendisinin de oraya girerse akıp gideceğinden korkabilir. Başka bir çocuğun köpek tarafından ısırıldığını gören çocuk bütün köpeklerin kendini ısıracağını sanabilir.
3- Etraftaki her şeyin kendine göre çok büyük olduğunu gören çocuk boyut farkından korku duyabilir.
4- Çocuğun hayal gücünün geniş olması da korku kaynağı olabilir.
5- Hatırlama kapasitesi bir yaşından sonra artar. Küçük bebekler genellikle üzücü, korkutucu deneyimleri çabuk unutur ama bir yaşından sonra masal kahramanlarının başına gelenler bile korku nedeni olabilir. Salıncakla uçmak, merdivenden düşmek, kedi – köpek tırmalaması kalıcı korkulara neden olabilir.
6- Yürümeye başladıktan sonra çocuğun hareketliliği giderek artar. Merak edip her şeyi keşfetme ve görme ile deneme tutkusu çocuğun karşılaşabileceği korkuları arttırır.
7- Ebeveynlerin çok korkulu, endişeli ruh halinde olması çocuğu tedirgin edip kendini güvende hissetme duygusunu yok eder. Çocuk gerek ebeveynlerin, gerekse kendi arkadaşlarının başına gelenleri kendisine de olacakmış gibi hissedebilir.

Korkuyla başedebilme
Çocuktaki korkuların yenilmesi gerekir. Çünkü korkular aşırı hale gelirse çocuğun büyüme ve gelişmesini etkileyebilir. Bu nedenle çocuğa korkularını yenmede yardımcı olmak gerekir. Öncelikle, mantıksız olsa da korkuların gerçek olduğunu kabul etmek gerekir. Korkacak bir şeyin olmadığını göstermek korkuyu şiddetlendirebilir.

1- Eğer banyo sırasında istenmeyen bir durum oluşmuşsa, ağzına su ya da gözüne sabun kaçmışsa çocuk korkar. Bu çocuğun su sesi duyar duymaz ağlamaya başlaması doğaldır. Böyle bir durumda ona cesur olmayı öğretmeye çalışmak yerine güven duygusu oluşturmaya çalışmak en doğru yoldur. Onu zorla suya sokup korkulacak bir şey olmadığını göstermeye çalışmak, çocukta kendisinin korunmadığı düşüncesini uyandırabilir. Üstüne çok varmadan, sıcak ve alçak bir ses tonuyla konuşarak, gülümseyerek onu sakinleştirmek en güzel yöntemdir.
2- Eğer çocuk korkuyorsa, kendini yalnız hissetmesine izin vermemek gerekir. Bir olay veya durumdan korktuysa, ona bir şey olmayacağını hissettirmek, kucağa alıp okşamak, hala sakinleşmediyse onunla oyun oynayarak dikkatini başka yöne çekmek en doğru yöntemdir.
3- Eğer çocuk bir şahıstan çok korkuyorsa, o ziyaretçinin davranış biçimini değerlendirmek gerekir.

Korkulan şahıs bebeği havaya atıp tutarak, çok yüksek sesle seviyorsa, bebeğin bu tarz sevgi şeklini algılamadığı için korktuğunu söyleyerek konuğu kibarca uyarmak en sağlıklı yöntem olabilir.

Güven duygusu aşılayın
Çocuğun kendisine güven duygusunu arttırmak, korkuları yenmede en önemli noktadır. Bu nedenle çocuğun yaptığı her ilerlemeyi, başarıyı taktir etmek, ödüllendirmek; hata yaptığında şiddetli cezalardan kaçınmak gereklidir.

Korkuya kapılmış çocuğa kızmak, etrafındakilerin onunla alay etmesine izin vermek son derece yanlış bir tutumdur. Korkmamasını söylemek de yanlıştır. Çocuk ancak siz sakin olursanız, ona kızıp suçluluk duymasına neden olmazsanız rahatlayabilir. Annelerin, korkan çocuklarının yanında olduklarını hissettirmeleri gerekir. Ona bir şey olmayacağını algılayan çocuk daha kolay sakinleştirilebilecektir.

Korkan bebeğin üstüne varmamak, ona korkusunu hatırlatmamak gerekir. Hatırlatmak korkusunu güçlendirebilir.

Korku kaynaklarını yok edin
Çocukların hayatlarındaki korku kaynaklarını temizlemek en doğru yöntemdir. Korku filmlerini, ürkütücü haber programlarını çocuklara izletmemek gerekir. Çocuk herhangi bir dekorasyondan veya oyuncaktan korkuyorsa onları ortadan kaldırmak önemlidir. Çocuğa verilecek cezaların da, “kapalı, karanlık odaya kilitlemek” gibi korkuyu aşırı tetikler biçimde olmaması gereklidir.

Anne çocuğun korkmadığını bile bile “köpek geliyor” şeklinde çocuğu şartlarsa, çocuğa yeni korkuyu kendi tanımlamış olur. 0-16 ay arası dönemin güven duygusunun yerleşmeye başladığı önemli bir dönem olduğunu unutmayarak; çocukla sakin, sevecen ve gülümseyerek konuşmanın her konuda en iyi yöntem olduğunu da unutmamak gerekir.


01-23-2008 01:41 AM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:


eXTReMe Tracker

|Fenerbahçe Forum| Başak Parlak| Aslı Tandoğan| Sinekli Bakkal Dizisi| Burcu Kara| Saadet Işıl Aksoy| Sinem Öztürk| Yıldız Asyalı | İpek Tanrıyar |
|Aslı Enver | Benden Baba Olmaz Fan | Tuba Ünsal| Çağla Şıkel| Ceren Moray| Evrim Akın| |Hatice Şendil| Ilgın MYO| Zıpır Online|

| Pelin Karahan Resimleri | Kavak Yelleri Oyuncular | Kavak Yelleri Resimler | Kavak Yelleri Video | Pelin Karahan Video | Pelin Karahan | Dağhan Külegeç | ibrahim Kendirci | Ceren Moray |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31