Pelin Karahan Fan

Tam Versiyon: Şövalye Gerçekten Kara.Hatta Kapkara!
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Christopher Nolan, 3 sene önce Batman Begins ile çıkageldiğinde, Joel Schumacher’in yaptığı son iki filmde Batman’in yerlerde sürünen karizmasını düzeltmiş ve seriye kaybettiği karanlık tonunu geri kazandırmıştı. Bu Tim Burton’ınki gibi gotik bir karanlık değildi belki ama Nolan, kendi yorumuyla serinin diğer filmlerinden çok daha farklı ve gerçekçi bir noktada duran bir yapıta imza atmıştı. Ayrıca bu film, ciddi tonu ile çizgi romanda kazandığı itibari beyazperdede tamamiyle yitirmiş olan süper kahraman uyarlamaları arasında da en tepede duruyordu. Nolan Kardeşler, hikayeyi derinleştirmek için aksiyondan taviz vermiş olsalar da, kurgu olarak o kadar düzenli bir iş çıkarmışlardı ki bana kalırsa bunu aşmak pek de mümkün olmayacak.

İşte biz Nolan’ın bu yorumunu gördükten sonra uzun süredir hakkında en ufak bir haberi kaçırmadığımız, bize daha fazlasını sunup sunamayacağını merak ettiğimiz The Dark Knight’ı heyecanla bekliyorduk. Joker’i Ledger’ın canlandıracağını öğrendiğimiz andan itibaren sürüp giden ve ölümünden sonra da devam eden Jack Nicholson’ı aşabilecek mi şeklindeki anlamsız tartışmalar filmin daha önce pek de sık karşılaşmadığımız bir heyecan dalgasıyla beklenmeye başlamasına neden oldu. Arkasından, fragmanında kısa kısa gördüğümüz o korkutucu Joker kareleri de gelince filmin bunca rekora imza atması ve imdb listesinin tepesine yerleşmesi hiç de şaşırtıcı değil elbette.
Filmin bir Batman filmi olmadığı, yalnızca bir suç ve aksiyon filmi olduğu konusunda yapılan eleştirilerin tam aksine ben filmin tam da bir Batman filmi olduğu kaanatindeyim. Bugüne kadar serinin her filminde gördüğümüz Batman’i tanrılaştırma çabasından Batman Begins ile vazgeçildiğine çok sevinmiş biri olarak, adamımızın bu filmde insani yönlerinin tam anlamıyla vurgulanmasını ve “halkın sevgilisi” gibi bir pozisyona getirilmeyip anti-kahramana dönüşmesini zevkten dört köşe olarak izlediğimi belirtmem lazım. Sadece parası olduğu için gerekli ekipmanlara sahip herhangi bir süper gücü olmayan Batman’e belki de ilk kez bu kadar gerçekçi bir yorum getirilmesi iyi bir metin yazarı olan Nolan kardeşlerin neden her seferinde turnayı gözünden vurduklarını açıkça gösteriyor. Aynı şekilde kişisel çatışması her daim göz ardı edilmiş Bruce Wayne, ilk defa Batman kimliğinin varlığını ciddi anlamda sorguluyor ve karakterin “gecelerin adamı”yla “zengin iş adamı” arasında sıkışıp kalması ilk defa perdeye bu kadar net yansıyor. Ayrıca süper kahraman filmlerinin doğasına aykırı davranarak Batman’i filmin merkezine almayan Nolan kardeşler, ustalıklarını burada da konuşturmuş, rolleri öyle eşit dağıtmışlar ki her bir karakter Kara Şövalye kadar önemli hale gelirken, ana karakterimiz de geri planda kalmıyor.

Fragmanlarda görüp sandığımızın aksine saf bir Batman-Joker çatışması vermeyen filmimizin temeli Harvey Dent’in trajik hikayesi üzerine oturtulmuş. Dent’in trajik hikayesini ilmek ilmek sonuna kadar yavaş yavaş ören Nolan, böylece filmin dramatik yapısını da sağlamlaştırmış. Dent’in “İki Yüz” olduğu noktaya kadar nasıl gelindiği, iyilik timsali, Gotham’ın Beyaz Şövalyesi olarak tanımlanan bir adamın bile gerekli şartları oluşturduğunuzda nasıl kontrolden çıkıp yozlaşabileceğini çok iyi resmetmiş. Bunda Dent’in hikayesine ayrı bir önem vermiş senaryonun olduğu kadar rol için kesinlikle doğru seçim olduğunu her gözüktüğü an yüzümüze vuran Aaron Eckhart’ın azımsanmayacak performansının da etkisi çok büyük. Hem karakter, hem Eckhart’ın sunumu filme çok şey katıyor. Böylece ikinci çinkoyu da yapmış olan Nolan kardeşler, Joker ile de “Bingo”yu patlatıyorlar.

Uzun süredir heyecanla beklediğimiz Joker, bizde en ufak bir hayal kırıklığı yaratmadan tüm manyaklığı ve korkutuculuğuyla dev perdede arz-ı endam ediyor. Geçmişine dair hiçbir ayrıntının verilmediği bu yeni Joker, çizgi romandakine son derece yakın tasvir edilmiş, anarşik, amacı, sınırları, kuralları ve korkusu olmayan sadist bir adam. Yalnızca kariyerinin değil, sinema tarihinin de unutulmayacak performansları arasına adını yazdıracak kadar mükemmel bir Joker sunmuş olan Heath Ledger, anlaşılan kendinden çok şeyi feda etmiş bu karakteri ortaya çıkarmak için. Oldukça korkutucu ve eğlenceli bir performans ortaya çıkarmış Ledger, ödüllere boğulur mu ya da şu çok tartışılan Oscar’ı alır mı bilmem ama, bir ay boyunca kendini eve kapatıp karakteri ortaya çıkardığını düşünürseniz, en azından mesleğine olan saygısı açısından özel bir takdiri hak ediyor.

Fakat maalesef ki filmin kendisinin Ledger’ın performansı kadar kusursuz olmadığını da söylemem lazım. İlk filmden sonra kesinlikle değiştirilmesi gerektiğini düşündüğüm Katie Holmes’un yerine gelmiş Maggie Gyllenhaal‘un daha başarılı olduğu bir gerçek olsa da Rachel’a çok fazla bir şey kattığını da söylemek pek mümkün değil. Ayrıca, ilk filmdeki derli toplu hikayenin bu filmde esamesi okunmuyor. Harvey, Bruce ve Rachel arasındaki belli belirsiz aşk üçgeninden tutun da, Dent’in kişisel hikayesine, Teğmen Gordon’ın ailesine varana kadar çeşit çeşit karakter ana hikayeyi dağıtmış da dağıtmış.
Sırf Dent’e biraz daha yer ayırabilmek için “bitti herhalde” dediğimiz noktadan sonra yarım saat fazladan uzatmasını da son derece gereksiz bir hareket olarak buldum. Bütün filmden büyük bir keyif almış olmama rağmen, neredeyse filmin tamamındaki kadar olay yaşanan son dönemeç, bütük aksiyonuna rağmen birçok seyirci gibi beni de sıktı.

Elbetteki bütün bunlar, arada Çin’e çaktığı mesajları da kaçırmadığımız Kara Şövalye’yi kötü yapmaya yetmiyor. Hatta, ilkinden daha karanlık tonu, hikayesi ve oyunculuklarıyla benim gibi “Gotik bir Gotham” hayalindeki birinin gözünde bile en iyi Batman filmi olup çıkıveriyor. Derin tartışmalara girip filmden zevk almamış olanlara da neden bu kadar ciddi olduklarını sorup altı üstü bir film olduğunu unutmamaları gerektiğini salık veririm. Sonuç olarak, “Why so Serious?”...
yinE benden oLsn . iLq yorm saoL tatlım .Göz Kırp
saoll
Referans URL