06-02-2008, 02:55 PM
Ayla Algan, “Bir Zamanlar” adlı albüm serisinin dördüncüsünde eski şarkılarıyla çıktı karşımıza.
Son dönemde dizi çalışmalarıyla hayatımızda olan Ayla Algan, “Bir Zamanlar” adlı albüm serisinin dördüncüsünde eski şarkılarıyla çıktı karşımıza... Biz de durmadık, kapısını çaldık. Söz eski şarkılara uzanınca Algan anılara daldı ve Barbara Straisand'ı dünyaya tanıtan “Funny Girl” müzikali için gelen teklifi neden reddettiğinden Ajda Pekkan’la yaşadığı taciz olayına kadar pek çok anısını paylaştı.
- Öncelikle 1968 yapımı “Funny Girl”den konuşalım. Barbra Straisand'ı dünyaya tanıtan bu müzikal için teklif önce size yapılmış, doğru mu?
Ahh, nereye takılmışsın. Anlatayım... Funny Brice ölürken “Eğer hayatımı çekerseniz, bana benzeyen birini bulun” demiş. Ben de Actor Studio'lu (Marlon Brando gibi yıldızların yetiştiği oyunculuk okulu) olduğum için Columbia Pictures'dan işler alıyordum o dönem... Beni gördüklerinde “Tamam, işte Funny Girl” dediler. Çok geçmeden Times dergisi “Funny Brice'ın hayatını bir Türk kızı oynayacak” diye haber yaptı. Ama sinemada gözüm yoktu açıkçası... Tutup bir de sekiz yıllık kontrat koydular önüme. Kabul etseydim burada ayda aldığım 3 bin doları orada haftada kazanacaktım. Yeni evliydim ayrıca “Sekiz yıllık kontrat yapamam” dedim.
- Yoksa Hollywood'da yaşamanızı eşiniz mi istemedi?
Onun zaten sinemayı istemediğini biliyordum. O hayatı boyunca okul açtı, ben de 26 yaşında tiyatro öğretmenliğine başladım.
- Yani bu projeyi kabul etmediğiniz için pişman değilsiniz...
Hem de hiç... Sonra benim yerime Barbra Streisand’ı aldılar işte... Gerçekten birbirimize benziyoruz.
- Ama sizin burnunuz daha güzel.
Evet, bence de. Ama o seviyor burnunu.
- Yurtdışında aldığınız ilk ve son önemli proje bu muydu?
Hayır, daha sonra Jean Paul Belmondo ile bir filmde rol almam istendi. Fakat film Türkiye’yi esrar kuyusu gibi gösteriyordu! Oynamadım tabii. İyi ki o sekiz yıllık kontratı kabul etmemişim, yoksa Türkiye'yi karalayan filmlerde bile oynamak zorunda kalacaktım.
- Eşiniz Beklan Algan rejisör... Zorlanmadınız mı onun olduğu projelerde oynarken?
Evet, evde rejisör kahrı çekiyordum. Düşünsene, “Jeanne d’Arc”ta üç saat dizlerimin üzerinde oynuyorum. Kilise tutsağıyım çünkü. Sonra eve geliyorum, bana “Üç saniye uzattın sahneni” diyor. Ama çok iyi oldu bunlar, ciddi ve namuslu bir oyuncu oldum.
- Yeşilçam’da “Rejisörün yatağından geçmek” diye bir laf vardı eskiden, değil mi?
Tiyatroda yoktu o, sinemada vardı. Ben nikâhımla geçtim. Yakışıklıydı da kaçırmadım. Ben 19 yaşındaydım, o 23.
- Peki sizin gazino döneminiz nasıl başladı?
Zeki Müren niye benim Ajda Pekkan’ın yerine çıkacak kişi olmadığımı sordu. “Bende Fransızca şansonlar, Yunus Emre’ler var. Kim dinler bunları gazinoda?” dedim. “Dinlerler” dedi ve aldı kadrosuna. İlk Çakıl’da çıktım. İbrahim Tatlıses bizim uvertürdü, çok seviyorduk onu. Sonra Gönül Yazar’la çıktım. Birlikte fuarlara başladık.
Hürriyet..
Son dönemde dizi çalışmalarıyla hayatımızda olan Ayla Algan, “Bir Zamanlar” adlı albüm serisinin dördüncüsünde eski şarkılarıyla çıktı karşımıza... Biz de durmadık, kapısını çaldık. Söz eski şarkılara uzanınca Algan anılara daldı ve Barbara Straisand'ı dünyaya tanıtan “Funny Girl” müzikali için gelen teklifi neden reddettiğinden Ajda Pekkan’la yaşadığı taciz olayına kadar pek çok anısını paylaştı.
- Öncelikle 1968 yapımı “Funny Girl”den konuşalım. Barbra Straisand'ı dünyaya tanıtan bu müzikal için teklif önce size yapılmış, doğru mu?
Ahh, nereye takılmışsın. Anlatayım... Funny Brice ölürken “Eğer hayatımı çekerseniz, bana benzeyen birini bulun” demiş. Ben de Actor Studio'lu (Marlon Brando gibi yıldızların yetiştiği oyunculuk okulu) olduğum için Columbia Pictures'dan işler alıyordum o dönem... Beni gördüklerinde “Tamam, işte Funny Girl” dediler. Çok geçmeden Times dergisi “Funny Brice'ın hayatını bir Türk kızı oynayacak” diye haber yaptı. Ama sinemada gözüm yoktu açıkçası... Tutup bir de sekiz yıllık kontrat koydular önüme. Kabul etseydim burada ayda aldığım 3 bin doları orada haftada kazanacaktım. Yeni evliydim ayrıca “Sekiz yıllık kontrat yapamam” dedim.
- Yoksa Hollywood'da yaşamanızı eşiniz mi istemedi?
Onun zaten sinemayı istemediğini biliyordum. O hayatı boyunca okul açtı, ben de 26 yaşında tiyatro öğretmenliğine başladım.
- Yani bu projeyi kabul etmediğiniz için pişman değilsiniz...
Hem de hiç... Sonra benim yerime Barbra Streisand’ı aldılar işte... Gerçekten birbirimize benziyoruz.
- Ama sizin burnunuz daha güzel.
Evet, bence de. Ama o seviyor burnunu.
- Yurtdışında aldığınız ilk ve son önemli proje bu muydu?
Hayır, daha sonra Jean Paul Belmondo ile bir filmde rol almam istendi. Fakat film Türkiye’yi esrar kuyusu gibi gösteriyordu! Oynamadım tabii. İyi ki o sekiz yıllık kontratı kabul etmemişim, yoksa Türkiye'yi karalayan filmlerde bile oynamak zorunda kalacaktım.
- Eşiniz Beklan Algan rejisör... Zorlanmadınız mı onun olduğu projelerde oynarken?
Evet, evde rejisör kahrı çekiyordum. Düşünsene, “Jeanne d’Arc”ta üç saat dizlerimin üzerinde oynuyorum. Kilise tutsağıyım çünkü. Sonra eve geliyorum, bana “Üç saniye uzattın sahneni” diyor. Ama çok iyi oldu bunlar, ciddi ve namuslu bir oyuncu oldum.
- Yeşilçam’da “Rejisörün yatağından geçmek” diye bir laf vardı eskiden, değil mi?
Tiyatroda yoktu o, sinemada vardı. Ben nikâhımla geçtim. Yakışıklıydı da kaçırmadım. Ben 19 yaşındaydım, o 23.
- Peki sizin gazino döneminiz nasıl başladı?
Zeki Müren niye benim Ajda Pekkan’ın yerine çıkacak kişi olmadığımı sordu. “Bende Fransızca şansonlar, Yunus Emre’ler var. Kim dinler bunları gazinoda?” dedim. “Dinlerler” dedi ve aldı kadrosuna. İlk Çakıl’da çıktım. İbrahim Tatlıses bizim uvertürdü, çok seviyorduk onu. Sonra Gönül Yazar’la çıktım. Birlikte fuarlara başladık.
Hürriyet..