05-03-2008, 11:43 AM
1500'lerde İngiltere
1500´lerde İngilterede işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs
ayında yapıyorlar, Haziranda hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de
kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak
amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.
Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve
diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da
bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki
içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizcedeki banyo
suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (Don´t throw the baby out with the bath
water) deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta
bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün
kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda
yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar
kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki kedi-köpek yağıyor (It´s
raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin
ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı
oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü
yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden
yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin
ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman
kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış
boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı
açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir
tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan;
Türkçesi "eşik") idi.
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir
kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave
ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni
yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün
tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre
kazanda kalıyordu. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki
bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas
porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz
eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini
asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi
zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup
paylaşıyorlardı. Buna yağ çiğnemek (chew the fat) adı veriliyordu.
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi
yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor,
böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık
sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin
zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış
tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu
tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki
uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde
kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen
insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya
çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta
kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler
kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette
tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için
hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne
yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına
bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.
İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya
başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik
evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her
25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların
diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir
ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi
bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık
nöbeti "graveyard shift" denirdi.
Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazıları da "ölü zilci" (dead
ringer) olurdu.
1500´lerde İngilterede işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs
ayında yapıyorlar, Haziranda hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de
kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak
amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.
Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve
diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da
bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki
içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizcedeki banyo
suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (Don´t throw the baby out with the bath
water) deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta
bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün
kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda
yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar
kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki kedi-köpek yağıyor (It´s
raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin
ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı
oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü
yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden
yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin
ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman
kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış
boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı
açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir
tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan;
Türkçesi "eşik") idi.
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir
kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave
ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni
yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün
tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre
kazanda kalıyordu. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki
bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas
porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz
eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini
asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi
zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup
paylaşıyorlardı. Buna yağ çiğnemek (chew the fat) adı veriliyordu.
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi
yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor,
böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık
sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin
zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış
tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu
tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki
uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde
kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen
insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya
çıkıyordu.
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta
kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler
kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette
tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için
hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne
yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına
bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.
İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya
başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik
evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her
25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların
diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir
ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi
bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık
nöbeti "graveyard shift" denirdi.
Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazıları da "ölü zilci" (dead
ringer) olurdu.