05-03-2008, 11:34 AM
Yabancı Gözüyle Türk Ahlakı
Yabancı Gözüyle Türk Ahlakı “Kadıköy’den Galata’ya geçecektik. Dört kişi idik. Deniz kaba dalgalı idi. Yaşlı bir sandalcı cesâret etti. Bindik, yola çıktık. Dalgalar kayığımızı adamakıllı sarsmaya başladı. Yanımdaki Rum kadın korktu, bu sırada elindeki börek tepsisi de denize uçtu.
Zorlukla ve sandalcının cesâret ve mahâreti ile karaya çıktığımız zaman Rum kadını ile yaşlı Türk sandalcı arasında münâkaşa başladı. Merak ettim. Bu can pazarından kurtulmamıza ben şükrederken onlar neyin kavgasını yapıyorlardı? Öğrendim ve şaştım: Türk sandalcı, hem taşıma parası iki akçayı almıyor hem de denize düşen börek tepsisinin parasını ödemek istiyordu. Rum kadın ise “Senin ne kabahatin var? Ben binmemeliydim.” diyordu. Sandalcının ısrarı ile parayı aldı ve gitti.
Hakiki Türk budur. Üzerine aldığı vazifeyi, ölüm bahasına yerine getirmeyi, kendisine güvenene zarar vermemeyi şerefinin bölünmez parçası sayar.” (Lamartine 1790-1869)
Yabancı Gözüyle Türk Ahlakı “Kadıköy’den Galata’ya geçecektik. Dört kişi idik. Deniz kaba dalgalı idi. Yaşlı bir sandalcı cesâret etti. Bindik, yola çıktık. Dalgalar kayığımızı adamakıllı sarsmaya başladı. Yanımdaki Rum kadın korktu, bu sırada elindeki börek tepsisi de denize uçtu.
Zorlukla ve sandalcının cesâret ve mahâreti ile karaya çıktığımız zaman Rum kadını ile yaşlı Türk sandalcı arasında münâkaşa başladı. Merak ettim. Bu can pazarından kurtulmamıza ben şükrederken onlar neyin kavgasını yapıyorlardı? Öğrendim ve şaştım: Türk sandalcı, hem taşıma parası iki akçayı almıyor hem de denize düşen börek tepsisinin parasını ödemek istiyordu. Rum kadın ise “Senin ne kabahatin var? Ben binmemeliydim.” diyordu. Sandalcının ısrarı ile parayı aldı ve gitti.
Hakiki Türk budur. Üzerine aldığı vazifeyi, ölüm bahasına yerine getirmeyi, kendisine güvenene zarar vermemeyi şerefinin bölünmez parçası sayar.” (Lamartine 1790-1869)