Pelin Karahan Fan

Tam Versiyon: ...::::Duygusal Zeka::::...
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
...:::Sevinçliuygusal Zeka::::...

--------------------------------------------------------------------------------

Herkes kızabilir, bu kolaydır.
Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir.

ARİSTO

Duygusal zeka, esas olarak iki yetkinliğin bileşkesidir. Bu yetkinliklerden birincisi ‘‘kişisel yetkinlik’’, ikincisi ‘‘sosyal yetkinlik’’tir.

KİŞİSEL YETKİNLİKLER

1. Kendiyle ilgili farkındalık: Kişinin kendi iç dünyasını tanıması, tercihlerini yapabilmesi, sahip olduğu kaynakların ve gücün farkında olması.
a) Duygusal farkındalık: Kişinin kendi duygularını ve bunların doğurduğu sonuçları farketmesi, bunları dile getirmesi.
b) Kendini değerlendirme: Kişinin kendi gücünü ve zayıflıklarını bilmesi, sınırlarının nereden geçtiğini farketmesi ve bunu kabullenmesi.
c) Özgüven: Kişinin yetkinliklerinin farkında olması ve bu yetkinliklerle ‘‘değerli olduğuna’’ inanması.

2. Kendini yönetme: Kişinin sahip olduğu dürtüleri, istekleri kontrol etmesi ve yönlendirmesi.
a) Kendini kontrol: Kişinin dürtülerini ve içinden gelen olumsuz duyguları kontrol edebilmesi; olumsuz duygularla başaçıkabilmek, duygusal olgunluk açısından çok önemli bir ölçüttür ve ayrı bir yazının konusudur.
b) Güvenilirlik: Ahlaklı, dürüst ve tutarlı olmak. Bu kavram Türk kültüründe ‘‘özü sözü bir’’ deyişiyle fade edilir.
c) Esneklik: Kişinin beklenmedik durumlara ve değişikliklere uyum sağlayabilmesi. Bu özellik stresle başaçıkma becerileri açısından da temeldir.
d) Yeniliklere açık olmak: Kişinin yeni bilgi, yaklaşım ve fikirlerden rahatsızlık duymaması.
e) Kontrol odağı içerde olmak: Kişinin ortaya çıkan sonuçlarla ilgili sorumluluk üstlenmesi, başkalarını suçlamak yerine kendini sorgulaması. Bu özellik, içselleşmiş sorumluluk anlayışının temelini teşkil etmektedir.

3. Motivasyon: Kişinin amaçlarına ulaşmak için duygularını yönlendirebilmesi.
a) Başarı yönelimi: Kişinin mükemmellik düzeyine ulaşmayı hedeflemesi ve sürekli gelişim çabası içinde olması.
b) Bağlılık: Kişinin içinde bulunduğu ekibin ve işletmenin amaçlarından ve hedeflerinden heyecan duyması.
c) Girişimcilik: Kişinin fırsatları farketmesi ve zorlukları fırsata dönüştürmek için harekete geçmesi.
d) İyimserlik: Kişinin engeller ve güçlükler karşısında amacını izlemek konusunda kararlı olması.
SOSYAL YETKİNLİKLER

1. Empati: Kişinin başka insanların duygularını, ihtiyaçlarını ve kaygılarını anlayabilmesi. Bu yetkinlik Türk kültüründe ne yazık ki en alt düzeyde mevcuttur.
a) Diğer insanları anlamak: Kişinin başka insanların duygularını ve bakış açılarını farketmesi, bu konuda duyarlılık geliştirmesi ve onların kaygılarıyla, yargılamadan ve savunmaya geçmeden samimi olarak ilgilenmesi.
b) Başkalarını geliştirmek: Kişinin birlikte çalıştığı insanların ihtiyaçlarını farkedip onları becerileri ölçüsünde geliştirmesi. Bu özellik, bir yöneticinin yönlendirme ve yol gösterme (coaching) becerisinin temelini oluşturur.
c) Hizmete yönelik olmak: Kişinin iç ve dış müşterilerinin ihtiyaçlarını farketmesi, karşılaması ve onları memnun etmekten mutluluk duyması. Bu yetkinlik, hizmet sektöründe çalışanlar için temel özelliktir.

2. Sosyal beceriler: Kişinin başka insanların davranışlarını kendi istediği yönde yönlendirebilmesi. Bizim kültürümüzde yaygın olan ‘‘tuttuğunu koparmak’’ yerine, istediklerini ‘‘zorlamadan ve zorlanmadan’’ elde etmesi.
a) İletişim: Kişinin karşısındaki kişiyi anlamak için dinlemesi ve karşısındaki kişiyi ikna etmesi için mesajın, üslubu kadar önemli olduğunun farkında olması.
b) Etki yaratma ve etkileme: Kişinin karşısındaki kişi veya grupta istek uyandırıp heyecan yaratması.
c) Çatışma çözümü: Kişinin anlaşmazlıkları müzakere ederek ve uzlaşarak çözüme yönelmesi.
d) İşbirliği: Kişinin başka insanlarla ortak amaçlar doğrultusunda işbirliği yapmaktan zevk duyması.
e) Ekip çalışmasına yatkınlık: Kişinin bir grupla birlikte olduğu zaman ortak amaçlar doğrultusunda sinerji yaratacak bir çalışmaya girebilmesi.
f) Liderlik: Kişinin başka insanları ikna etmesi, ilham vermesi, heyecan yaratması ve harekete geçirmesi.
g) İlişki kurmak: Kişinin sosyal, aile ve iş çevresinde anlamlı ve doyumlu ilişkiler kurması, gündelik ilişkilerde insanlarla ilişki kurmak ve geliştirmek konusunda zorluk çekmemesi.
h) Gücün farkında olmak: Kişinin içinde bulunduğu çevredeki güç sahipleriyle ilişkisini sağlıklı biçimde düzenlemesi. Gerektiği durumlarda uyum göstermesi, karşı çıkması gerektiğine inandığı durumlarda mücadelesini stratejik bir temelde sürdürmesi. Yetkinlikler açısından bakıldığında bu özelliğin karşılığı ‘‘kurumsal haberdarlık-organizational awareness’’tır.

Bu özellikler işletme literatüründe yumuşak beceriler (soft skills); planlama, karar verme, organize etme gibi beceriler ise sert beceriler (hard skills) olarak tanımlanır. Yirmibirinci yüzyılda kuruluşların başarısı, yöneticilerin ikincil kabul edilen becerilerindeki başarısına bağlı olacaktır.

Bir başka deyişle ikincil beceriler, birincil becerilerin yanında olacak ve onlar kadar önemli kabul edilecektir. Çünkü yirmi birinci yüzyılda bir kurumun başarısı, sadece çalışanlarının değil, aynı zamanda ‘‘kurumun’’ duygusal zekasına bağlı olacaktır.
İş Hayatında Duygusal Zeka

İŞ HAYATINDA DUYGUSAL ZEKAŞirketlerin duygusal zekası

Prof.Dr. Acar Baltaş

Bir şirketin akıl sağlığının göstergeleri iç ve dış geribildirimlere açık olmasıdır. Rekabetçi dünyada ayakta kalmak için temel şart öğrenmek ve gelişmektir. Akıl sağlığını hayata geçiren öğrenmenin iki yönü vardır. Birincisi ürün ve hizmetlerin kalitesini geliştiren dış öğrenme, ikincisi iç gelişmeyi sağlayan öğrenme. Birinci öğrenme pazara yönelik başarılar getirirken, ikincisi işletme kültürüne ve değer sistemine yönelik gelişmelere imkán sağlar.

Dış dünyadan kaynaklanan öğrenme şirketin kendisine güvenini ve moralini güçlendirir. Buna karşılık iç dünyada derinleşme ve gelişme ise yaratıcılığı harekete geçirir. Çalışanların motivasyonlarının yüksek olması yetmez, aynı zamanda da zihinsel katma değer yaratmaları gerekir. Bunun için de ’yaratıcılık’ büyük önem taşır. Kişisel gelişme duygusal zekayı geliştirirken profesyonel gelişme beceri kazandırır, yetkinlikler geliştirir.

MANEVİ SAĞLIK
Bir şirketin manevi sağlığı iç ve dış dünyayla kurduğu bağlantılara bağlıdır. Manevi sağlığın ölçütleri işbirliği, stratejik ortaklıklar, yerel topluluğa hizmet ve sosyal sorumluluktur. Bir şirketin iç dünyayla bağlılığı, değerler üzerine yapılanmış bir kültürün uzantısıdır. Bir şirketin çalışanları ortak bir kimliğe sahip oldukları takdirde ortak değerleri paylaşırlar ve ortak bir vizyona ulaşmak için gayret ederler. Bunun sonucu olarak da şirkete karşı yüksek sadakat gelişir.

Dış dünyayla bağlılık, müşteriler ve tedarikçilerle kurulan ilişkilerde ve şirketin bulunduğu mahalli çevreye yaptığı katkılarda ortaya çıkar. Şirket topluma hizmet getiren bir katkı sağladığı zaman çalışanlardaki ait olma duygusu en üst düzeye çıkar.

Kendilerini yaşayan organizmalar olarak gören şirketler çalışan memnuniyetine değer verirler. Bir şirketin kuruluş amacı, çalışanlarını mutlu etmek değildir. Hiçbir şirket çalışanlarını mutlu etmek amacıyla kurulmaz. Bir işletmenin ilk amacı karlılığını korumaktır. Olgun şirketler bu amacı gözden kaçırmadan çalışanlarının da mutlu olmasına gayret eder. Çünkü kendilerinden ve hayatlarından memnun insanlar olumlu sonuçlar yarattığı bilinir. Bu aradaki dengenin iyi kurulması gerekir. Bu dengenin sağlanmasında bir taraftan çalışanların olgunlaşması (duygusal zekalarının yükselmesi), diğer taraftan da şirketin yukarıda sıraladığımız ilkeler çerçevesinde olgunlaşmasına (kendi duygusal zekalarını geliştirmesine) bağlıdır. Dünya Bankası’nın eski yöneticilerinden Richard Barret’e göre iyi bir şirketi, büyük bir şirketten ayıran temel özellik şirketin manevi sağlığıdır.

Bir işletmede verimliliğin ve yaratıcılığın en üst düzeyde işe yansımasıyla ortaya çıkacak olan sinerji ancak duygusal ve manevi motivasyona bağlıdır. Yapılan bilimsel araştırmalarla dünyanın en bireyci toplumları ortalamasında ilk üç sırayı A.B.D., İngiltere ve Avustralya almaktadır. Türkiye ve dünyanın diğer ülkeleri bu ülkelerden kaynaklanan bilgilerle ekip çalışmasına yönelmeye ve sinerji yaratmaya çalışmaktadır. Yıllardır Japon mucizesinin sırrı olarak aranan bir çok öge Türk kültüründe mevcuttur. Önemli olan çağdaş bilgiyi Türk kültürünün değer sistemiyle bütünleştirmektir.

Türkler genlerinde imece geleneğini taşır ve son derece güçlü aile bağlarına sahiptir. Türk Milli futbol takımında bugün hala sürdürülen bir çok idari ve yapısal gelişme Sepp Piontek zamanında yapılmış ancak Milli Takım tarihindeki en kötü sonuçları o dönemde almıştır. Almanya ve Danimarka Kuzey Batı Avrupa kültürünün uzantısı olarak son derece bireyci özellikler taşıyan toplumlardır. Daha sonra gelen Fatih Terim’le Milli Takım tarihinin en başarılı dönemini yaşamış ve bugün yine bir Türk antrönörle aynı çıkışı sürdürmektedir.

Kültürün özellikleri çağdaş bilgiyle bütünleştiği zaman ortaya istenen sonuçlar çıkar. Spor alanında Galatasaray son iki yıldır ekonomik açıdan güçsüz, değerler açısından güçlüdür. Galatasaray’ın karşısında Fenerbahçe tam tersi durumdadır ve şu sıralarda bunu değiştirme gayreti içindedir. Benzer şekilde A.B.D.’de sistem ve ekonomik güç vardır ancak bununla sonuca gidecek akıl ve manevi sağlık ögeleri zayıftır. Geçen hafta Beko’nun gazetelerde yayınlanan tam sayfalık ’Çevreye verdiğimiz rahatlıktan ötürü ödüllendirildik’ ilanı son derece etkili bir stratejik iletişim planlamasının olgun bir ürünüdür.

SONUÇ
Geçmişte ikincil beceriler olarak algılanan iletişim becerisi, liderlik gibi beceriler bugün birincil beceriler olarak şirketlerin başarısında rol oynayacak liderlerde aranacaktır.

Günümüzde artık bir şirketin en tepesindeki yönetici bir yönetici değil, bir iş lideri olarak algılanmaktadır. Liderin kalitesi, duygusal zekası ve değerleri şirkette çalışan herkesi etkiler ve o işletmenin değer sistemini yapılandırır. Gelecek yüzyılın şirketleri duygusal zekası yüksek liderler tarafından yönetilen, duygusal zekası yüksek çalışanlara sahip, duygusal zekası yüksek şirketler olacaklardır. Yaptığımız çalışmalardaki gözlemlerim sonucu olarak, bu şirketler arasında çok sayıda Türk şirketi ve Türk yöneticisinin bulunacağına inanıyorum.
Eğitimde Duygusal Zeka

EĞİTİMDE DUYGUSAL ZEKAEĞİTİM ANLAYIŞIMIZ VE DUYGUSAL OKURYAZARLIK

Dr. Seden TUYAN

Bir toplumun çağdaş uygarlık düzeyine yükselmesi ve bir bilim toplumu haline gelebilmesi kuşkusuz ki onu meydana getiren bireylerin aldığı eğitimle doğru orantılıdır. İlk eğitim doğumla birlikte ailede başlar. Doğal olarak her anne-baba ya da bu görevi üstlenen kişi kendisi için en doğru olanı uygulayarak dünyaya yeni gelmiş olan bu yeni bireyi topluma kazandırmaya çalışır. Ancak insanlar farklı farklıdır ve herkesin kendi adına yaşadığı hayat senaryosu değişik gelişir. Hayat akarken yetişkinlerin yaşadığı gündelik sorunlar istemeden de olsa çocuklara yansır ve bu olumsuzluklar onların yeni oluşmakta olan kişiliklerini değişik boyutlarda etkileyebilir. Bu bakımdan çocuğa ailede verilen eğitimin kalitesi büyük önem taşır.

Eğitimde aileden sonra gelen durak okuldur. Okul temel olarak insanların entelektüel kapasitesini geliştirdiği yerdir ve bu yerde insan zekasının gelişim evrelerine uygun olarak öğrencilerin düzeylerine uygun bilgilerle donatılması beklenir. Gerek ilköğretim okullarında, gerekse liselerde öncelikle hedeflenen budur. Her çocuk bu okullardan aynı başarıyla mezun olamaz. Ülkemizde liseden sonra istediği üniversiteye girmeyi başararak eğitimini tamamlayabilen gençlerin sayısı oldukça düşüktür. Sorun bununla da bitmez, çünkü iyi bir iş sahibi olmanın ve o işte başarılı olmanın koşulları vardır. Dahası, yapılan araştırmalar üniversiteyi başarıyla bitiren her öğrencinin hayatta aynı başarıyı gösteremediğini ve mutlu olamadığını ispatlamıştır. Bu bakımdan okulda verilen eğitimin sadece bilgi yüklemeye dayalı olması hayat koşullarına bakıldığında hiç de yeterli olmadığı görülebilir. Okullarımızın çocuklara:
* hedef belirlemek,
* çeşitli sorunlara değişik çözümler getirmek,
* doğru zamanlarda doğru kararlar verebilmek,
* yaratıcı düşünmek gibi hayati önem taşıyan becerilerin de kazandırabilmesi -özellikle günümüz şartlarında- çok gereklidir. Özellikle de ailesinden yeterli eğitim alamadığını düşündüğümüz çocukları göz önünde bulunduracak olursak müfredatımıza: “sevmek, sevilmek, değer vermek, değer görmek, paylaşmak” gibi ekmek-su kadar temel gelişim ihtiyaçlarını da dahil etmemiz gerekecektir. Bunu hissedebilmenin en iyi yolu belki de eğitimciler olarak bütün öğrencileri kendi öz çocuklarımız gibi düşünebilmektir. Ancak bunu yapabildiğimizde onların bir bütün olarak -biz vermezsek- nelerden yoksun kalabileceklerini algılayabiliriz. Bu bağlamda, sınıfa giren bir öğretmenin sadece alan bilgisinin iyi olmasının yeterli olmayacağı ortadadır. Öğretmen, alan bilgisini doğru kanallardan, doğru yöntemlerle aktarırken, sevgisini ve insani değerlerini de katması gerektiği yadsınamaz.

Öğrenmenin duygusal temellere dayandığı fikri yeni değildir, milattan önce Platona kadar dayanır. Son yıllarda fark edilen gerçek şudur ki bilişsel, duygusal ve sosyal benliklerimiz birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ki duygularımız düşüncelerimizi önemli ölçüde etkilerken, davranışlarımız duygularımızdan ayrı düşünülemez (Freedman et al., 1997/1998). Son yıllarda yapılan birçok araştırma, bilişsel yeteneklerin kişinin hayattaki başarısında tamamen etkili olmadığını ortaya koymuştur. Örneğin, Goleman (1995) bilişsel yetenekleri simgeleyen akademik zekası (IQ) yüksek kişilerin yaşamın üstesinden o kadar da iyi gelemediğini, buna karşılık vasat IQ’ lü kişilerin şaşırtıcı derecede yaşamda başarılı olmasında hangi etkenlerin rol oynadığı sorusuna cevap aramıştır.
Çözüm: Duygusal Zeka ve Duygusal Okuryazarlık
“Duygusal okur-yazarlık” temel olarak hem kendi hislerimizi hem de iletişim halinde bulunduğumuz diğer insanların hislerini tanıyabilme, anlayabilme ve yönetebilme yetkinliklerine sahip olmaktır. Bu yetkinlikler IQ (akademik zeka) ile ölçülen salt bilişsel yeteneklerden farklıdır ancak onu tamamlar. Bu tanım aslında Goleman’ın 1995 yılında çıkardığı “Duygusal Zeka” adlı kitabında değindiği duygusal zekayla ilgili kavramsal açıklamaların bir uzantısıdır. Dolayısıyla duygusal okuryazarlığın gereklerini daha iyi anlayabilmek için bu kavramsal açıklamaları gözden geçirmek gerekir.
Goleman’a göre “duygusal zeka” “kişisel” ve “sosyal” olmak üzere iki asıl yetkinlikten meydana gelir (Gowing, 2001, s. 120-122; Baltaş, 1999).
Kişisel Yetkinlikler
1. Kendiyle ilgili farkındalık: Kişinin, kendi iç dünyasını tanıması, tercihlerini yapabilmesi, sahip olduğu gücün ve kaynakların farkında olması,
* Duygusal Farkındalık: Kişinin, kendi duygularını tanıması ve bu duyguların doğurduğu sonuçları fark etmesi.
* Doğru şekilde kendini değerlendirmek: Kişinin, kendi güçlü ve zayıf yanlarını bilmesi ve buna göre kendi duygusal sınırlarını belirleyebilmesi.
* Özgüven: Kişinin, kendisi ve sahip olduğu yetkinlikleriyle ilgili olarak değerli olduğuna inanması.

2. Kendini yönetme: Kişinin, kendi iç dünyasını, sahip olduğu dürtüleri, ve elinde bulunan kaynakları yönetebilmesi.
* Kendini kontrol edebilmek: Kişinin, içinden gelen duyguları, dürtüleri kontrol edebilmesi.
* Güvenilirlik: Kişisel bütünlük sahibi, hem kendine hem de başkalarına karşı her anlamda dürüst olmak.
* Kişisel bilinç sahibi olmak: Kişinin, her türlü davranışının sorumluluğunu yüklenebilmesi.
* Uyum kabiliyeti: Kişinin, hayatına giren değişikliklere ve beklenmedik durumlara gerekli esnekliği göstererek uyum sağlayabilmesi.
* Yeniliklere açık olmak: Kişinin yeni fikirlere, yaklaşımlara ve bilgilere açık olması, bunlardan rahatsızlık duymaması.

3. Motivasyon: Kişinin amaçlarına ulaşabilmek için duygularını yönlendirebilmesi.
* Başarıya yönelme: Kişinin, mükemmellik düzeyine ulaşabilmek için sürekli gelişim çabası içinde olması.
* Göreve bağlılık: Kişinin, içinde bulunduğu ekibin veya işletmenin hedefleriyle uyum içinde olması.
* Girişimcilik: Kişinin, karşısına çıkan fırsatların farkında olması ve bu fırsatları değerlendirebilmek için hazır hissetmesi.
* İyimserlik: Kişinin, karşılaştığı zorluklara ve engellere rağmen hedeflerine doğru yönelmekte kararlı ve ısrarcı olması.

Sosyal Yetkinlikler
1. Empati: Kişinin, etrafındaki diğer insanların duygularını, ihtiyaçlarını ve kaygılarını anlayabilmesi, bu anlayışla yaşaması.
* Diğer insanları anlamak: Kişinin, diğer insanların duygularının ve bakış açılarının farkında olması, onların kaygılarıyla samimi bir şekilde (yargılamadan ve savunmaya geçmeden) ilgilenmesi
* Diğer insanları geliştirmek: Kişinin, birlikte yaşadığı insanların gelişmekle ilgili ihtiyaçlarını fark ederek onları becerileri doğrultusunda geliştirmesi
* Hizmete yönelmek: Kişinin, etrafındaki diğer insanların çeşitli ihtiyaçlarını önceden tahmin edebilmesi, bu tür ihtiyaçların olduğunu fark edebilmesi ve gerektiğinde severek bunları karşılayabilmesi.
* Farklılıklarla etkili bir şekilde başa çıkabilmek: Kişinin, etrafındaki farklı kişilerden kaynaklanan değişik sorunları gelişmeye ve değişmeye yönelik birer fırsat olarak değerlendirebilmesi, ve bu fırsatlardan etkili bir şekilde yararlanabilmesi, bunları geliştirebilmesi.
* Politik farkındalık geliştirmek: Kişinin, herhangi bir topluluktaki duygusal yönlenmeleri ve güç dağılımını çözümleyerek değerlendirebilmesi.

2. Sosyal Beceriler: Kişinin, başka insanların tepkilerini kendi istediği doğrultuda yönlendirebilmesi.
* Etkili olma: Kişinin, karşısındakileri istediği doğrultuda ikna edebilmek için etkili yöntemler geliştirebilmesi.
* İletişim: Kişinin, karşıdaki kişiyi etkili bir şekilde dinlemesi ve onu ikna edebilmek için mesajın olduğu kadar üslubun da önemli olduğunun farkında olması.
* Sorun yönetimi: Kişinin, çeşitli sorular karşısında uzlaşarak çözüme yönelmesi.
* Liderlik: Kişinin, başka insanlara ilham vermesi ve onları yönlendirmesi.
* Değişim Yönetimi: Kişinin, değişim sürecini başlatabilmesi ve bu süreci yönetebilmesi.
* İlişki Kurmak: Kişinin, anlamlı ve doyumlu ilişkiler kurabilmesi.
* İşbirliği: Kişinin, başka insanlarla ortak amaçlar doğrultusunda çalışabilmesi.
* Ekip Çalışmasına Yatkın Olmak: Kişinin, bir grupla birlikte ortak amaçlar doğrultusunda sinerji yaratacak bir çalışmaya girebilmesi.

Goleman’ın sıraladığı bu beceri ve yetkinlikler her yaş ve meslek gurubundan insana, özellikle anne-babalara, eğitimcilere ve öğrencilere hayat başarısı bakımından ışık tutacak niteliktedir. Özellikle eğitim alanında duygusal zekanın varlığı ve bu farkındalığın sağlayabileceği avantajlarla ilgili olarak gözden geçirilmesi gereken çok şey var. Bunlardan en önemli ve en çok dikkat edilmesi gereken nokta çocuklarımızın duygusal hayatını ihmal ve göz ardı etmememiz. Duygularımız değil midir bizim gerçekte kim olduğumuzu hissettiren, kendimizi savunduran, sevdiklerimize bağlayan, aşkı yaşatan, hüzünlendiren veya delicesine bir hırsla hedefimize yönelmemizi sağlayan? Okullarda okutulan dersler sadece konuyla ilgili içeriği vermeye yönelik olup, duygusal içerikten yoksun ise öğrencilere hitap edemez ve dolayısıyla öğrenciler için itici bir hal alır. Öğretmenler her ne olursa olsun derslere duyguları katmak, teori ve uygulamayı bir arada, bağlantılı bir şekilde vermek, doğru sorular sorarak verdikleri bilgileri çocuklar için kalıcı bir hale getirebilmek sorumluluğundadır. Bu arada konu bilgisini alırken, öğrenciler grup/eşli çalışma gibi aktivitelerle iletişim yeteneklerini geliştirebilir ve bu tarz grupsal projelerle özgüvenlerini artırabilir, dinlemek, başkalarının fikirlerine değer vermek, seçim yapmak, sorunların üstesinden gelmek, plan yapmak ve buna benzer bir çok becerileri kazanma şansına sahip olabilirler. Bunun yanı sıra duygusal okuryazarlığını geliştirebilmiş bir öğretmen herhangi bir disiplin sorunu veya davranış bozukluğu karşısında gerekli duyguları masaya yatırarak, öğrencilerinin bu tür davranışlarının hangi tür duygulardan kaynaklandığını görmelerini sağlayabilecektir.
Kadınlarda Duygusal Zeka


KADINLARDA DUYGUSAL ZEKAKADININ HAYATINDA DUYGUSAL ZEKA (EQ)’NUN ÖNEMİ

İş hayatının bu rekabet ortamında, profesyonel iş kadını olarak bu farkı yaratmanın yolu eşitlenemez, rekabet avantajlarına sahip olmakla mümkündür dedik. Bu da yukarıda saydığımız özelliklerin yanı sıra kişinin tavır ve davranışları, iletişim becerileri ve kısaca EQ’ si yani duygusal zekasıdır.

Duygusal zekanın tanımı iki yıl öncesine kadar yapılamıyordu. Hepimizin fark ettiği bazı davranış şekilleri insanları başarılı olmaya götüren bazı yaklaşımlar izliyorduk. Ama bu ve benzeri özellikleri duygusal zekanın bir parçası olduğunu Amerikalı Yazar Daniel Galenan ortaya çıkıp da bu başlık altında toplayana kadar bilmiyorduk. Kişilerin matematiksel ve sözel yeteneklerinin, seviyelerinin çok iyi olması yetmiyor artık. Yale, Harvard gibi okullardan mezun olan okul birincisi kişilerin iş hayatında bazen iyi birer yönetici olamadıkları fark edildi. Eksik olan neydi? Uzmanlar baktılar, araştırdılar ve sonunda ortaya çıkan gerçek şuydu. Dünyaya ve olaylara, karşı tarafın bakış açısıyla bakamamak kişileri olaylara karşı tarafın gözlükleri yerine kendi gözlükleriyle bakmasından kaynaklanıyor. Sonuç olarak iletişim ve ilişkiler zayıflıyor, hatta bazen ilişkiler geri dönülemez noktalara kadar geliyor . Başka bir deyişle "Tanımak ve Yönetmek" insan kendini ne kadar iyi tanırsa o kadar iyi yönetir. Aynı zamanda karşısındaki kişiyi ne kadar iyi tanırsa o kadar iyi yönetir. Tüm bunlar içinde bir içsel güce ihtiyaç var o da kişinin özmotivasyonu. Kendini iyi tanımanın içerisine kişinin kendini nereye oturttuğu kendine ne kadar değer verdiği, yaşananlar kadar basit değil. Önümüze çıkan öylesine çok engel var ki! Nasıl aşacağız bütün bunları? İşte o noktada duygusal zeka yine devreye giriyor. Kendi motivasyonunuzu sağlamaktan ve o ruhsal enerjiyi açığa çıkarmaktan zorunluyuz. Kişi, bu sorumluluğu aldığı sürece etkili olmaktadır. Kişi yalnız kendini yönetmekten değil başkalarını da yönetmekten sorumludur. Başkalarının duygularını anlamak, dünyalarına girebilmek, onların baktıkları açıdan dünyaya bakabilmek. İşte buna "enpati" diyorlar. Bir kadın olarak ne kadar çok kişiye "enpati" yapmak zorundayız. Eşiniz, çocuklarınız, patronunuz, üstünüz ve altınızda çalışanlar. İşte bu konuda başarı kaydedebiliyorsanız eşitlenen rekabet avantajını yakalıyorsunuz. Stephan Covey diyor ki; "Önce anlamaya sonra anlaşılmaya çalış. Emerzon’ da anlaşılmak bir lükstür" der.
Evlilikte Duygusal Zeka

Bütün aşkların tatlı başladığı gibi, bütün evlilikler de ’bir yastıkta kocamak’ için yapılıyor. Ancak büyük heyecanlarla yaşanan ilk beraberlikler ve o ilklerin dayanılmaz cazibesi zamanla yerini kavgalara, ayrılıklara bırakıyor. Nikah masasında söylenen ’evet’ler hayatınızda yeni açılan sayfanın da ilk sözcükleri olur. Sonra gelenekler, birbirine aşık insanların duygu yoğunluğuna karmaşa başlar. Zorunluluklar, sorumluluklar birbiri ardına dizilik. Hayatın akıp giden çarkına çelme takmaya uğraşırken, taraflar birbirlerini kimi zaman anlayamaz olur. Kısacası zaman içinde yaşınız, çevreniz ve deneyimlerinizle değişirsiniz. Bu değişimleri yumuşak geçişlerle evliliğinize taşımayı beceremezsiniz. İşte bu noktada duygusal zeka denilen sihirli değnek devreye girip, görevini üstlenir. Duygusal zeka konusunda araştırmalar yapan psikologlar bu sihirli formülü bakın nasıl anlatıyor.

Evlilikte duygusal zekanın her zaman devrede olması gerekir. Eşler arasında evlilik içi sorunlar yaşanıyorsa, önce kendi analizlerini yapmaları şarttır. Duygusal zeka uyuduğu zaman, sorunlar bir çığ gibi büyümeye başlar.

Evlilik sonrası
Evlilik kanunlar önünde pekiştirildikten sonra, evlilik sürecinde birden fazla boyut başlıyor. Evliliğin sosyal boyutu, evliliğin kuralları, evlilikteki roller ve evliliğin duygusal boyutu. Evlilik terapilerine başvuran çiftlerde, en çok rastlanan sorunların başında, eşler arasındaki iletişim sorunu ve bu iletişimsizlikten doğan problemler geliyor. İşte bu noktada duygusal zeka önem taşıyor.

Duygusal zeka olarak adlandırdığımız, karşı tarafı anlayabilme, algılayabilme ve aynı zamanda da kişinin kendi duygularını ifade edebilme becerisidir. Toplumumuzda kişileri duygusal ve mantıklı olarak iki gruba ayırıyoruz. Üstelik mantıklı olarak nitelendirilen kişilerden övgüyle, diğerlerinden de eleştiri ile söz ediyoruz. Oysa ki, her alınan kararın altında duygular yatıyor. İnsan kendisine yapılan bir harekete cevap vermeden önce duygularına başvurur. Duygusundan aldığı mesajla düşüncesini geliştirir, sonunda da bu düşüncesini eyleme döker. Bu gerçeği göz önüne alırsak duygusal insan, mantıklı insan ayrımına gitmemek gerektiğini görürüz.

Öncelikle zeka bir bütün olarak ele alınırdı. Son yıllarda zekanın birden fazla alanda işlevsel olduğu ortaya çıktı. Bu açıdan baktığımızda evliliklerde duygusal zekanın ne kadar gerekli olduğunu görüyoruz. Bu evlilikte duygusal zekanın varlığı, uyumu son derece olumlu etkiliyor. Evlilik terapilerinde çiftler terapi süresince bu alandaki boşlukları çok iyi fark edebiliyorlar. Bir anlamda empati kurmayı da denemiş oluyorlar. Empati; bir kişinin diğer kişinin yerine bir an için geçerek, onun gibi hissetme ve onun gibi algılama becerisi. Yani, bir başkasının gözleriyle dünyaya bakmak ve bir başkasının duyguları ile bir an için yaşamaktır. Eşinin üzüldüğü herhangi bir olayı saçma bulan eş, eğer duygusal zekasını işin içine sokarsa, söz konusu olan üzüntünün hiç de saçma olmadığını farkeder. Kırıcı, yıpratıcı bir çok konuşmanın ve davranışın da bu şekilde önüne geçilmesi mümkün olacaktır.

Şikayet nedenleri
* Eşim beni anlamıyor.
* Eşim bana sevgi sözcükleri söylemiyor.
* Eşimle duygularımı paylaşamıyorum.
* Eşim benimle sohbet etmiyor.
* Eşim bana zaman ayırmıyor, başbaşa kalmıyoruz.
* Eşim benim ilgilerime karşı ilgisiz.
* Eşim çok duyarsız biri.

Anlaşılmak için
* Acımasız eleştirilerden kaçınmak, duygusal zekayı öne çıkarmak.
* Birbirlerinin duygularına karşı açık ve duyarlı olmak.
* Hayatın koşturmacası yanında birbirine zaman ayırmayı başarmak.
* Aynı evde yaşayan iki yabancı konumuna düşmemek.
* Her zaman ve her koşulda duyguları uzakta tutmadan gözlem yapmak.

Boşanma riski artıyor
Uzmanlara göre, boşanma oranlarında yükseliş durmasına karşın, yeni evli çiftlerin boşanma riski artıyor. Evliliği kurtaran veya yıkan etkenler çiftler arasındaki sorunlardan değil, bu sorunların tartışılmasından kaynaklanıyor. Evliliğin tehlikede olduğunu haber veren erken uyarı işareti, insafsız eleştirilerle göz ardı ediliyor. Mutsuz çiftleri bile, bir arada tutan sosyal baskılar giderek azalıyor. Evlilikler eşler arasındaki duygusal güçlerle kurtulacaktır. Duygusal zeka (EQ) bu dönemde kurtarıcı bir rol üstleniyor.
Çocuklarda Duygusal Zeka

Çocuklarımıza sınırlar koymakta karşılattığımız sorun, onla­rın televizyon alışkanlıklarını incelediğimizde bariz bir açıklık ka­zanır. Bence televizyonlar, tıpkı sigara paketleri gibi bir uyarı eti­keti ile satılmalıdır. Televizyon izlemek sigara gibi ani fizyolojik zararlara yol açmasa da, çocuklukta aşırı yemek düşkünlüğünün artışındaki önemli etkenlerden olduğu ileri sürülebilir ve şüphesiz bu düşkünlük hastalıklara neden olur ve hayatı kısaltır.

Televizyon fiziksel olarak bağımlılık yaratmasa da, psikolojik bir bağımlılık oluşturma yeteneğini sorgulamak güçtür. Amerikalı­ların alışkanlıkları üzerine bir ansiklopedi olan Peoplepedia tarafından yapılan bir ankette, binin üzerinde kişiye kendilerii tele­vizyondan vazgeçmeye ikna edecek şeyin ne olduğu soruldu. Şaşır­tıcı bir şekilde % 46’sı bir milyon dolardan az bir para için televiz­yondan vazgeçmeyeceğini ifade etti ve ankete katılanların % 25’i bu miktar için bile bunu yapmayacağını söyledi.
Televizyon başlı basma kötü bir şey değildir ve DZ becerilerinin gelişmesini asıl engelleyen, televizyon önünde geçirilen pasif zamandır.
Amerikalı çocuklar haftada ortalama yirmi dört saat te­levizyon seyrediyorlar; bu, haftada bir gün demek!

Aslında, çocuklarımız, televizyon izlemeye uyku hariç diğer etkinliklerden daha fazla zaman ayırıyorlar.

Ortalama düzeydeki çocuk beş yaşına geldiğinde ortalama üniversite öğrencisinin dört yıl boyunca okulda geçirdiği kadar bir zamanı televizyon izleyerek harcamış oluyor!

Uzmanlar aşırı televizyon izlemenin çocuklar için iyi olmadı­ğını uzun zamandır savunsa da, birçok ebeveyn kendi televizyon bağımlılığı yüzünden çocuklarının televizyon önünde geçirdikleri zamanı denetleyememektedir. Bu, bir alkolikten ölçülü olmasını istemek gibi bir şeydir. Birçok ebeveyn televizyonun çok pahalı ol­mayan bir bebek bakıcısı olduğunu keşfetmiştir. Ancak duygusal zekası yüksek çocuklar yetiştirmeye ciddi olarak niyetliyseniz çocuğunuzun televizyon izleme süresine katı sınırlar koymak zorundasınız.

Benim önerim, ailenizin günlük televizyon izleme süresini iki saatle kısıtlamanızdır. Bu süre kiralık video filmlerin ve oyunları da içermelidir). Bu sadece çocuklara değil, ailedeki herkese uygu­lanmalıdır. Elinize televizyon programlarını alıp çocuklarınızla bir­likte oturun ve izlemek istedikleri (sizin de onayladığınız) prog­ramların seçiminde onlara rehberlik edin. Televizyon izlemek ço­ğunlukla sadece zaman doldurmaya yarar; daha ileride göreceğiniz gibi, gerçekten de çocukları heyecanlandıracak çok fazla şey ver­mez.

Başlangıçta çocuğunuzun televizyondan uzak geçirdiği zamanı Planlamanız gerekse de, TV’den bir kez soğuduktan sonra bu ko­nuda yaratıcı olacaktır. Bir sonraki aşama, televizyon izlemenin yerini alacak etkinlikleri planlamaktır. Dama, satranç benzeri oyunları dolaptan çıkarın, kütüphaneye gidip birkaç kitap alın, üzerinde çalışılabilecek sanat tasarılarının ve hobilerin listesini çıka­rın, çocuklarınızı spor programlarına kaydettirin. 8. Bölüm’de göreceğiniz gibi bilgisayar başında geçen zamanı televizyon izleyerek geçen zamanla eşdeğer bulmuyorum, çünkü bu pasif değil, aktif bir zamandır ve DZ becerilerinin öğretiminde büyük bir potansiyele sahiptir. Yine de, bilgisayarlar sadece sanal bir gerçeklik sunar ve çocuğa bir kucaklama hissi ya da bir top sahasının kokusunu veremezler, bu nedenle bilgisayar önünde geçirilen zaman da sınırlanmalıdır.
KAYNAK: YÜKSEK EQ’LU BİR ÇOCUK YETİŞTİRMEK (Dr. Lawrence E. Shapiro) Varlık Yayınları Sayfa 42-44
Referans URL