TRUVA ŞAVAŞI
1. Truva nerede?
Truva (Troia, Troy, İlion, İlias ya da İlium), Küçük Asya (Asia Minor) denen Anadolu'nun kuzeybatısındaki Troas bölgesinde bir sırtın üzerinde, Çanakkale'nin 30 km. kadar uzağındaki Hisarlık Tepesi üzerinde dokuz kere yıkılıp yeniden kurulmuş olan bir şehirdir. Truva, deniz baskınlarından korunacak kadar içeride olmasına karşılık, Hellespontos (Çanakkale) ile Karadeniz'i bağlayan ticaret yollarına egemen olacak kadar da denize yakın bulunduğundan yeri önemliydi. 1873 yılında Alman arkeolog Schliemann'ın kazılarına başladığı güne kadar yeri hakkında türlü söylentiler vardı. Schliemann'ın kazılarına sonradan arkeolog Dörpfeld devam etti. Her yıkılışında yeniden yapılmış olan ticaret kentinde 9 tabaka ortaya çıkarıldı. Homeros'un Yunanlılar tarafından işgal edilip yakıp yıkıldığını anlattığı İliyada destanındaki Truva, İ.Ö. 15-12. yüzyıla ait olan 6. tabakadır.
Efsanelere göre şehri ilk kuran Trak'lardır. Bunlar İsa'dan önce 3000 yıllarında Boğazlar yolu ile Anadolu'ya geliyorlar ve Çanakkale dolaylarını dolaşıyorlar. Sonra Hisarlık Tepesini şehir yapmaya elverişli buluyorlar ve ilk Truva şehrini kuruyorlar. Yine efsanelere göre şehir bilinmeyen bir zamanda kim olduğu bilinmeyen Tros (veya Dardanos) adlı kral tarafından yapılıyor. Akha'ların Iliada'da anlatıldığı gibi yakıp yıktıkları şehir altıncı Truva'dır. Truva şehri tarihte birkaç defa yıkılmış ve tekrar yapılmıştır. Schliemann'a göre Truva'da birbiri üzerine dokuz şehir kurulmuştur. İlk şehir taş devrinin sonlarında, son şehir ise Romalılar tarafından yapılmıştır. 6. şehrin etrafındaki surlar efsanelere göre eski Truva kralı Laomedon tarafından Tanrılara (Poseidon, Apollon) yaptırıldığından çok sağlam ve kalındır. Truva şehri bu yüzden o zamanlar hiç alınamaz olarak bilinirdi. Ama Truva'nın ilk krallarından Laomedon, Herakles'i kızdırdığından Herakles, Telamon'la birlikte bir ordu toplayıp bir günde Truva'yı zaptetmişti. Bu olay, Agamemnon komutasındaki kuşatmadan onyıllar önce olmuştu.
Truvalılar, ticaret gemileri ile kara, Marmara ve Ege Denizinde ticaret yaparak çok zengin olmuşlardı. Çanakkale Boğazının, Ege Denizinin giriş kapısında olduğundan aynı zamanda boğazı da kontrol altına almışlardır. Halbuki bu sırada Minos devleti, Akha'lar tarafından yıkılmış, Ege Denizi ticareti ve Çanakkale boğazı bunlar tarafından ele geçirilmek istenmiştir. İşte bu rekabet yüzünden Truvalılar ile Akha'lar arasında hep bir sürtüşme olmuştur. Truva şehrinin Priamos isminde 50 çocuk babası bir kralı vardı. Priamos, Laomedon'un sağ kalan tek oğluydu. Diğerlerini Herakles öldürmüştü. Pekçok cariyesi ve sevdiği eşiyle mutlu olan Priamos'un ilk oğlu Hektor, ikincisi de Paris'ti. Priamos'un karısı Hekabe bir gece tuhaf bir rüya gördü.
2. Hekabe'nin Rüyası
Kraliçe Hekabe yine hamileydi ve rüyasında bir çocuk yerine bir meşale doğurduğunu gördü. Meşalenin alevlerinin Truva şehrini yakıp kül ettiğini gördü. Hekabe, rüyasını kocası Priamos'a anlattı. Kahinlerin "bu çocuk ileride Truva'nın yıkılmasına sebep olacak" diye kralı uyarmasıyla, çocuk doğar doğmaz Priamos'un izniyle yokedilmesi için güvendikleri bir uşağa verildi. Fakat uşak bu güzel erkek bebeği öldürmek yerine İda Dağı'nın (Kazdağı) yamacında bir derenin kenarına bırakıp saraya döndü. Bebeği bir dişi ayı buldu ve onu 5 gün süreyle emzirdi. Sonra bir çoban bebeği buldu ve onu evlat edinip büyüttü ve çocuğa Paris adını verdi. Paris büyüdü ve çok yakışıklı bir delikanlı oldu. İda dağında çobanlık yapmaya başladı.
3. Peleus ile Thetis'in düğünü
Olympos'lular kavga ve nifak tanrıçası olan Eris'ten hiç hoşlanmazlar, verdikleri şölenlere onu çağırmazlardı. Savaş tanrısı Ares'in kızkardeşi Eris, bu yüzden günün birinde öc alacağına yemin etmişti. O gün geldi çattı sonunda. Kral Peleus (Akhilleus'un babası) ile nereidlerden (su perileri) Thetis (Akhilleus'un annesi) Tesalya'daki Pelion Dağı'nın tepesinde evleniyorlardı. Kentauros Kheiron, düğün hediyesi olarak yakın arkadaşı Peleus'a özel bir mızrak ediye etti (Bu mızrak daha sonra Akhilleus tarafından Truva'da kullanılacaktır). Denizler tanrısı Poseidon'da düğün hediyesi olarak batı rüzgarı Zephyros'un iki atını hediye etti. Düğüne ölümsüzler ve bütün ölümlüler çağırılmıştı ve bir tanrıça olup ölümsüz olduğu halde Eris yine davet edilmemişti. Kavga ve nifak tanrıçası duruma kızdı ve bir zamanlar Herakles'ten aldığı altın elmanın üzerine "En güzel kadına" yazarak şölene gitti. Tanınmasın diye kıyafetini değiştirerek davetliler arasına karıştı. Sonra elmayı konukların arasına orta yere atıverdi. Bütün tanrıçalar elmaya sahip olmak istediler fakat sonra adaylar elene elene üçe indi. Hera, Aphrodite ve Athena. Onlar da kararı Zeus'un vermesini istediler. Zeus zor durumda olduğunu anladı. Athena öz kızıydı, Hera eşiydi ve Aphodite ise güzelliği herkes tarafından kabul edilen bir tanrıçaydı. Zeus bu zor görevi İda Dağında çobanlık yapan Paris'e yıktı.
4. Paris'in hakem seçilmesi
Bir adı da Alexandros olan Paris, İda Dağına çobanlık yapmaya devam ediyordu. Zeus elçi olarak Hermes'i görevlendirdi. Hermes ve üç tanrıça altın elmayı da yanlarına alarak İda Dağına giderek Paris'i buldular. Paris önce korkudan kaçmaya kalktı. Hermes, Zeus'un adına bu seçimi yapması gerektiğine onu ikna etti. Tanrıçalar Paris'i etkileri altına almak için türlü kandırmacalar yaptılar, onu ikna etmeye çalıştılar. Paris, kararı kendisinin vereceğini öğrenince ilk önce çok şaşırdı. Kulübesine girerek "tek tek içeri gelin" dedi. İlk önce içeriye Hera girdi ve "beni seçersen Avrupa ile Asya'nın tek kralı yapacağım" dedi. Hera dışarıya çıktı, içeriye Athena girdi ve "beni seçersen bir bilgin olursun ve ayrıca girdiğin bütün savaşlarda sürekli zafer senin olacak, sana sonsuza kadar unutulmayacak bir şöhret" dedi. Nihayet Aphrodite ise "beni seçersen sana dünyanın en güzel kadınını veririm" dedi. Paris üçünün de dışarıda beklemesini rica etti. Altın elma elinde bir süre düşündükten sonra dışarıya çıktı. Bir süre daha düşündükten sonra altın elmayı Aphrodit'e uzatıverdi. Athena ve Hera bu duruma kızdılar ama o an belli etmeyerek ayrıldılar. Daha sonra Truva savaşının ilerleyen safhalarında Zeus'un eşi olan Hera bunun intikamını almak için Truva'lılara karşı olacak ve Zeus'u uyutarak Truva'lıların başarısız olmalarını sağlayacak, Athena ise savaş sırasında desteğini yunanlılardan tarafa koyacak ve Akha ordusuna yapacağı türlü yardımlarla Truva'lıların işini zorlaştıracaktı.
5. Paris'in Sparta'ya gidişi
Dünya'nın en güzel kadını Zeus ile Leda'nın kızları, Kastor ile Polluks'un kardeşi olan Helena idi ve güzelliği hem tanrısal hem de dillere destandı. Helena'nın babalığı Tyndareos üvey kızını kararsızlıktan birtürlü evlendirememişti. Sonunda tüm taliplilerden darılmayacaklarına dair söz aldıktan sonra ve biraz da Odysseus'un da araya girmesiyle kızı Agamemnon'un kardeşi Menelaos'a verdi. Damat Menelaos'u da Sparta'ya kral yaptı. Ama Aphrodit bir söz vermişti Paris'e. Dünyanın en güzel kızı Paris'in olacaktı. Paris uzun gemi yolculukları yaparak Sparta'daki Lakonia'nın ünlü şehirlerinden Thérapne yakınlarındaki Amyklai'ye Aphrodite'nin de yardımıyla sonunda ulaştı. Paris karaya çıkınca ilk iş olarak Eurotas ırmağında yıkandı. Temiz ve şık elbiselerini giydi ve Sparta'ya doğru yola koyuldu. Bölgenin başkenti olan Sparta o zamanlar Atreus'un oğlu Menelaos tarafından yönetiliyordu. Menelaos'un ağabeyi Agamemnon ise zenginliği ile meşhur bir kraldı ve Mykenai'de hüküm sürüyordu. Menelaos Paris'i güler yüzle karşıladı. Onu günlerce ağırladı. Bir süre sonra Menelaos kendisinin bir iş için (O günlerde Menelaos’un Girit’te yaşayan büyükbabası Katreus ölmüştür. Menelaos Girit’teki cenaze törenine gitmek zorunda kalır). Girit'e gitmesi gerektiğini söyleyerek hiç kuşku duymadan Sparta'dan ayrıldı. Ayrılırken de gelen konuklarını iyi ağırlamasını da karısı Helena'ya söyledi. Paris ve Helena, Menelaos'un yokluğunda, yalnız kaldıkları bir an Helena'ya Aphodit'in vaadinden ve yaptığı hakemlikten bahsetti. Aphodite zaten ilk günden beri sürekli olarak Paris'in yakışıklılığını artırıyor ve Helena'nın Paris'e aşık olmasını sağlamak için elinden geleni yapıyordu. Paris de Helena'ya sürekli ilgi gösterip onu hediyelere boğuyordu. Sonunda Helena ona aşık oldu ve Truva'ya kaçmaya razı oldu. Menelaos'un hazinesinden taşıyabilecekleri kadarını alıp, Helena'nın kızı Hermione'yi de geride bırakarak kaçtılar.
6. Paris Helena'yı kaçırıyor
Menelaos döndüğünde ise sarayda ne Paris'i ne de karısı Helena'yı bulabildi. Çılgına dönen Menelaos'un aklına Helena'nın üvey babası Tyndaros'a verilen o eski söz geldi. Sözün tutulmaması savaş demekti. Helena ve Paris, Hera'nın çıkardığı bir fırtına yüzünden Sidon'a (Fenike) sürüklendiler. Şehrin kralı tarafından iyi karşılanmalarına rağmen Paris şehri ele geçirip yağmaladı. Fenikeliler intikam almak için gemilerle peşlerine düştüler. Paris, kendi adamlarının bazılarını kaybetmesine rağmen onları geri püskürttü. Takip edilmek endişesiyle Kıbrıs'ta bir süre oyalandılar. Menelaos tarafından artık rahatsız edilmeyeceklerine emin olunca da yola çıktılar. Mısır'a uğradılar. Kral Proteus, onlara çok büyük konukseverlik gösterdi. Ama aralarındaki ilişkinin özelliğini bir şekilde öğrendi. Kızıp Paris'i krallığının dışına attırdı, Helena'yı da alıkoydu. Sonra da Menelaos'a haber gönderdi gelsin karısını alsın diye. Haberciler daha Menelaos'a ulaşmadan, Helena kaçmayı kafasına koydu. Paris uzun süre onu almak için gelemeyince, Menelaos'un hasretine dayanamayarak kocasına dönmek üzere bir gemi bulmak için şehirden kaçtı ama limanda karşısına Paris çıktı. İkisi bir gemi bulup türlü zorluklarla sonunda Truva'ya doğru yola çıktılar.
7. Ordu savaş için toplanıyor
Menelaos tüm Yunanistan'a haber salarak yardım istedi. Yenilmez kahraman Akhilleus ile Ithaca (İthake) Adasının kralı kurnaz Odysseus hariç tüm yiğitler, komutanlar ve savaşçılar Sparta'ya akın etti.
8. Paris ve Helena Truva'ya varıyorlar
Mutlu aşıklar Çanakkale boğazına yaklaşıp Truva şehrine doğru gelirlerken surların üzerinde onları ilk defa Prenses Kassandra gördü. Apollon'un kahinlik öğrettiği Kassandra, Yunanistan'dan kaçırılan bu kadının kendi yurtlarına getireceği felaketi görünce ağlamaya ve saçını başını yolarak babası Priamos'a yalvarmaya başladı. Priamos ise olayı soğukkanlılıkla karşıladı. Hem sağlam surlarına hem de askerlerine çok güvendiğinden ileride olabilecek bir çatışmayı göze alarak Truva'nın kapılarını oğluna ve güzelliğiyle dillere destan gelinine açtı.
9. Ordunun Aulis'te toplanması
Aulis, Euboia yarımadasının tam karşısındaki limandır. Akha ordusu iki yıl süreyle burada toplandıktan sonra gemilerin yola çıkması için uygun bir rüzgar çıkmasını beklemeye koyulurlar. Orduların komutanları ise başa Agamemnon'un geçmesini istiyorlardı.
10. Odysseus savaşa katılmak istemiyor
Odysseus yeni evlendiği karısı Penelope'den ayrılmak istemediği için savaşa katılmak istemedi. Akıl hastası rolü yaparak bu işten sıyrılmak istedi. Aynı boyunduruğa bir eşek bir de öküz koşuyor, deniz kenarındaki kumları verimli toprakmış gibi sürüyor, tohum yerine tuz ekiyordu. Palamedes onun deliliğine inanmadı. Palamedes bir bilgin olarak bilinirdi. Harfleri, yazıyı, dama ve satrancı, tavla oyunlarını, ölçü sistemlerini onun bulduğu söylenir. Palamedes, onu denemek için Odysseus'un oğlu Telemakhos'u sabanın geçeceği yere koydu. Odysseus oğlunu yaralamamak için sabanı kaldırdı, çocuğun üzerinden aşırdı. Sahteciliği ortaya çıkan Odysseus, çaresiz kalarak Palamedes'le birlikte Aulis'e gitmeyi kabul etti. Odysseus, Truva savaşına katılmasına sebep olan Palamedes'i sonradan öldürecekti.