Pelin Karahan Fan

Tam Versiyon: Artukoğlu Belek Gazinin Siyasi Faaliyetleri
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Artukoğlu Belek Gazinin Siyasi Faaliyetleri

--------------------------------------------------------------------------------
Haçlı Seferleri Ortaçağ dünyasının en önemli askerî ve siyasî olayları arasından yer almaktadır. XI. yy.’ın başlarında, ilk olarak küçük derebeylerin ve şövalyelerin daha sonra büyük toprak sahiplerinin ve kralların katılımıyla birbiri ardına seferler tertip edilmiştir. Bu seferlerin ilk safhasında Haçlılar Güney Doğu Anadolu, Suriye ve Ortadoğu’da ele geçirdikleri Kudüs, Trablus, Antakya ve Urfa gibi şehirler ile civarında hakimiyet tesisine muvaffak olmuşlardır. Haçlıların bölgeye yerleşmesiyle birlikte Müslümanlarla aralarında uzun yıllar devam edecek bir mücadele başlamıştır.

Bu mücadelenin taraflarından biri olan Müslümanlar, Haçlılar bölgeye geldiği sırada Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın 1092 senesindeki ölümünden sonra baş gösteren siyasî karışıklıklarla uğraşmaktaydılar. Bu durum Haçlıların bölgeye yerleşip güçlenmesinde oldukça etkili olmuştur. Bunun bir yansıması olarak iki taraf arasındaki mücadelelerde ilk dönem Haçlıların üstünlüğü ile geçmiştir. Daha sonra Artukluların bölgedeki siyasî etkinliklerini arttırmaları Haçlılarla mücadeleyi bir ileri safhaya (Dengelenme Dönemi - Müslümanların Toparlanma Dönemi ) taşımıştır. Bu ailenin iki ünlü siması Sökmen ve kardeşi İlgazi’nin kazandığı başarılar Artukluların Haçlılara karşı yapılan mücadelelerde İslam dünyasının lideri rolünü üstlenmelerini sağlamıştır. Artukluların lider rolü Sökmen ve İlgazi’nin yeğeni, Müslümanlar arasında olduğu kadar Haçlılar arasında da büyük bir üne sahip olan Belek Gazi döneminde zirveye çıkmıştır. Bu çalışmada Haçlı seferleri döneminin en önemli ve parlak simalarından biri olan Belek Gazi’nin siyasî ve askerî faaliyetleri anlatılmaya çalışılacaktır.
Belek, Artuklu ailesi içinde faaliyetleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız Behram b. Artuk’un oğludur. Hayatının ilk dönemleri hakkında herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Belek adı ilk olarak Haçlılar tarafından ele geçirilmiş olan Antakya üzerine yürüyen Kürboğa’nın ordusunda yer alan emirler arasında zikredilmektedir . Haçlı seferlerinin ilk dönemiyle ilgili bilgi veren en önemli Latin kroniklerinden biri olan Fulcherius tarafından verilen bu bilgiye rağmen, İslam ve yerli Hristiyan kaynaklarında Belek’in Kürboğa’nın ordusundaki mevcudiyetine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Işın Demirkent, onun Antakya kuşatmasına katıldığını belirtmesine rağmen konu ile alakalı verdiği dipnotta “Latin kroniklerinin verdiği bazı isimlerin hayal mahsulü olduğunu ve bunların, mağlup Müslüman ordusunu mümkün olduğunca büyük göstermek gayesiyle kendilerince bilinen Türk beylerinin hepsinin isimlerini bir araya getirdiklerini” söyleyerek bu konudaki şüphesini ortaya koymaktadır. İslam ve yerli Hristiyan kaynakların konuyla ilgili suskunluğu da bu şüpheyi destekler mahiyettedir. Dolayısıyla, Belek’in Antakya muhasarasına katıldığı şeklindeki bilgiyi biraz daha ihtiyatlı karşılamak daha doğru olacaktır. Diğer taraftan onun, Kürboğa’nın Antakya kuşatmasının öncesinde Urfa’daki Haçlılara karşı sürdürdüğü kısa süreli kuşatmaya katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, Urfa’yı ele geçirdikten sonra giderek gücünü arttıran ve Belek’in elindeki Serûc şehrini de tehdit etmeye başlayan I. Baudouin*’e karşı yapılan bir askerî harekata katılmış olması son derece doğaldır. Ancak, Urfa kuşatmasının sonuçsuz kalması ve Kürboğa’nın ordusunun Antakya’ya hareketi sırasında yukarıda da değindiğimiz gibi bu tehdidi arkasında bırakarak Antakya’ya gitmiş olması şüphelidir.
Antakya önlerinde Kürboğa’nın ordusunun başarısızlığa uğraması dolaylı olarak, etrafındaki topraklar Urfa Haçlıları tarafından ele geçirilmiş olan Belek’in durumunu da güçleştirmişti. Herhangi bir yerden yardım almak imkanına sahip değildi. Diğer taraftan Serûc’taki Ermeniler de Urfa kontu I. Baudouin ile haberleşerek onu şehir üzerine yürümeye teşvik ediyorlardı . Bu şartlar altında Haçlılarla çarpışmanın yarardan çok zarar getireceğini düşünen Belek, Urfa kontu ile yazışarak şehri ona teslim edeceğini bildirdi . Ardından şehirden ayrıldı (1098). Belek’in Serûc’tan ayrılmasından sonra geçen iki senelik periyottaki faaliyetleri konusunda bilgi bulunmamaktadır. Muhtemelen gücünü yeniden toplamak ile meşgul olmuştur. Nitekim çevresinde topladığı Türkmenler ile birlikte Suriye’ye dönmüş olan amcası Sökmen’e katılan Belek, Ocak 1101 tarihinde onunla birlikte Serûc üzerine yürüdü. Yeni Urfa kontu II. Baudouin* ve Serûc valisi Foulcher de Chartres, onları şehir dışında karşıladılarsa da savaş Artukluların lehine sonuçlandı. II. Baudouin Urfa’ya kaçarken Foulcher öldürüldü. Ancak zaferin kazanılmasına ve şehrin ele geçirilmesine rağmen, o sırada Serûc’ta bulunan Urfa başpiskoposu Benedictus şehirdeki Hristiyan ahaliyle birlikte iç kaleye çekilerek burada Artuklu kuvvetlerine karşı direnmeyi sürdürüyordu. Bu mukavemet, II. Baudouin’e yeniden toparlanma fırsatı verdi. Antakya’dan da yardım alan Urfa kontu 600’ü atlı toplam 1300 kişilik bir kuvvetle Serûc üzerine yürüdü. Yapılan mücadele iç kaledeki Hristiyanların da müdahalesi üzerine iki ateş arasında kalan Sökmen ve Belek’in geri çekilmesiyle savaş Haçlıların lehine sonuçlandı. Sökmen ve Belek yanlarındaki kuvvetlerle birlikte Serûc’tan ayrılmak zorunda kaldılar. Şehre yeniden hakim olan II. Baudouin buradaki Müslümanların bir çoğunu öldürüp mallarını yağmalattı. Kalanlar ise, Urfa’ya yerleşmek zorunda bırakıldılar .

Serûc’un kesin olarak kaybı Belek’i bir kere daha yurtsuz bırakmıştı. Bu durum 1104 senesine kadar devam etti. Bu tarihte komutası altındaki Türkmenlerle birlikte harekete geçen Belek, Irak’ta Benu Yaiş kabilesinin hakimiyetindeki Ane ve Hadise kasabalarını ele geçirdi. Ancak, Benu Yaiş kabilesinin reisinin Hille’nin Arap emîri Sadaka b. Mezyed’ten yardım istemesi durumun Belek’in aleyhine dönmesine neden oldu. Sadaka’nın üzerine geldiğini haber alan Belek, Ane’den çekildi. Sadaka ise, Ane’ye gelip kasaba halkından rehineler aldıktan sonra Hille’ye geri dönmüştü. Bunun üzerine Belek emrindeki 2000 Türkmen ile birlikte yeniden Ane üzerine yürüdü. Sadaka’nın burada bıraktığı kuvvetleri mağlup ederek mallarını yağmalattı. Ardından Hit kasabasını ele geçirmek üzere harekete geçti ise de Sadaka’nın yeniden harekete geçtiğini haber alması üzerine yanındakilerle birlikte bölgeden ayrıldı .

Belek’in bundan sonra kendi adına hareket etmekten ziyade amcaları Sökmen ve İlgazi’nin emri altında seferlere iştirak ettiği görülmektedir. İlk olarak 7 Mayıs 1104 tarihinde Haçlılara karşı kazanılmış ilk büyük zafer olan Belih Çayı Zaferinde amcası Sökmen’in yanında yer almıştı . 1105 senesine gelindiğinde, o sırada Irak şıhnesi olan diğer amcası İlgazi tarafından Tarik-i Horasan denilen kasabaya vali tayin olunarak burada Türkmenlerin çıkardıkları karışıklıkları bertaraf etmekle görevlendirildi. Haçlılara karşı mücadele veren emîrlerin en önemli asker kaynağı durumundaki Türkmenler disiplinsiz ve serkeş tavırlarıyla kimi zaman bu emîrler için de önemli bir tehdit haline gelebiliyorlardı. Zaman zaman istedikleri ganimeti elde ettikten sonra savaş meydanından çekilmeleri, komutası altında savaştıkları kişiyi oldukça güç durumda bırakabiliyordu. Yağmacı Türkmenleri cezalandırılmasıyla görevlendirildikten hemen sonra Tarik-i Horasan’a gelen Belek gerekli tedbirleri alarak bölgede asayişi sağlamayı başardı. Ardından Arap emîrlerinden Sürhab b. Bedr’in elindeki Hanicar’ı muhasara ederek ele geçirdi . Bu başarılara rağmen Belek’in Hanicar’daki hakimiyeti de uzun süreli olamamıştır. Aynı yıl içinde amcası İlgazi’nin Bağdat şıhneliğinden azli üzerine onun da Hanicar’dan ayrılması kuvvetle muhtemeldir.

1110 senesinde İlgazi’nin, Musul atabeyi Mevdud’un Haçlılarla savaşmak üzere toplanmış olan ordusuna gönderdiği kuvvetler arasında Belek de yer alıyordu. Bu sefer sırasında amcası ile arası açık olan Ahlat emîri Sökmen el-Kutbî tarafından tevkif ettirilerek Daron (bugünkü Muş) civarındaki bir kalede hapsedildi . Ancak Sökmen el-Kutbî’nin (1100-1112) kısa süre sonra ölümü üzerine hapisten kurtularak amcasının yanına döndü (1112). Muhtemelen İlgazi’nin Sökmen el-Kutbî’nin cenaze alayına saldırmasında, onun Belek’i hapsettirmesinin de rolü olmalıdır.

Ertesi yıl Belek’in siyasî hayatında dönüm noktası olarak değerlendirebileceğimiz bir olay meydana geldi. Harput, Palu, Çemişkezek, Dersim ve Hanzit şehir ve bölgelerinin hakimi olan Çubukoğlu Mehmet Bey’in ölümü üzerine harekete geçen Belek, Harput ve çevresi hariç Mehmet Bey’in elindeki bütün toprakları ele geçirerek Palu merkez olmak üzere kendi beyliğini kurmak imkanını buldu . Böylelikle, Serûc’tan sonra ilk olarak bir şehir ve bölgeye güçlü bir şekilde yerleşme imkanını bulmuş oluyordu. Zira, Belek bundan sonra sadece amcası İlgazi’nin emrindeki bir komutan olarak değil toprak ve mülk sahibi bir emîr olarak bölge siyasetinde rol oynama imkanını kazanmıştı. Bunun hemen sonrasında Belek’in lehine olacak, güç ve prestijini arttıracak yeni bir gelişme daha yaşandı.
Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Kılıç Arslan’ın (1093-1107) ölümünden sonra dört oğlundan en küçüğü Tuğrul Arslan Malatya ve çevresine hakim olmuştu. Henüz bir çocuk olan Tuğrul Arslan’ın adına devlet işlerini Emîr Bozmış ve annesi Ayşe Hatun idare ediyordu. Ayşe Hatun bir süre sonra İl Arslan adlı bir emîrle Bozmış’ı öldürmek üzere anlaşmış ve daha sonra onunla evlenerek, oğlunun atabeyi tayin etmişti. Ancak İl Arslan’ın devleti idare etmekte gösterdiği kötü yönetim halkın olduğu kadar Ayşe Hatun’un da tepkisini çekmiş ve İl Arslan tutuklanarak hapsedilmişti . Malatya gibi önemli bir şehri tek başına idare edemeyeceğini çok iyi bilen Ayşe Hatun, kendisi ve oğlu için yeni bir hami aramaya başladı. Bunu kısa süre sonra Belek’in şahsında buldu. Bizzat kendisi Palu’da bulunan Belek’in yanına giderek ondan, kendisini ve oğlunu himaye etmesini istedi. Bunu kabul eden Belek Ayşe Hatun ile evlendi. Daha sonra onunla birlikte Malatya’ya giderek Tuğrul Arslan’ın atabeyliği görevini de üzerine aldı (1113).

Burada Belek ilk olarak, Çubukoğlu Mehmet Bey’in mirasından ele geçiremediği tek yer olan Harput meselesiyle işe başladı. Harput emîrini sıkıştırarak şehri evlatlığı Tuğrul Arslan’a satmaya zorladı. Onun tazyiki neticesinde Harput emîri şehre karşılık bir miktar para ve bazı yerlerin kendisine verilmesi şartlarıyla bunu kabul etmek zorunda kaldı. Belek de Malatya askeriyle birlikte harekete geçerek Harput’u teslim aldı. Ancak, Sultan Muhammed Tapar (1105-1118) ’ın Haçlılarla mücadele etmek üzere bölgeye göndermiş olduğu oğlu Mesud (1134-1152) ve Aksungur el-Porsukî komutasındaki ordunun yaklaşması üzerine şehirden ayrılarak Malatya’ya döndü. Belek’in Harput’u bırakmasına neden olan Büyük Selçuklu ordusu komutanı Aksungur el-Porsukî, yanında bulunan İlgazi’nin oğlu Ayaz’ı tutuklayarak Mardin topraklarını yağmalaması üzerine Belek ve Hısn-ı Keyfa Artuklularının emîri Davud bütün kuvvetleriyle birlikte Aksungur’a karşı harekete geçen İlgazi’nin ordusuna katıldılar. Birleşik Artuklu ordusu Dara yakınlarındaki Kourdis denilen mevkide karargah kurmuş olan Selçuklu ordusunu bir baskınla mağlup ettiler. Ele geçirilen esirler arasında bulunan Muhammed Tapar’ın oğlu Mesud derhal serbest bırakıldı . Aksungur’un mağlup edilmesi Belek’e kısa süre önce bırakmak zorunda kaldığı Harput’u tekrar ele geçirmek için yeni bir fırsat ortaya çıkarmıştı. Bunu çok iyi değerlendiren Belek, savaşın hemen sonrasında Harput üzerine yürüyerek şehre hakim oldu (1115).
Görüldüğü gibi Belek kazandığı güç ve prestije rağmen amcası İlgazi’nin Artuklu ailesi içindeki lider rolünü kabullenmiş ve kendisinden istenildiğinde asker göndermekten, çoğu zaman da bizzat kendisi amcasının emrinde savaşmaktan çekinmemiştir. Artuklu ailesi içindeki bağların bu kadar kuvvetli olması oldukça dikkat çekicidir. Bu aile içi iletişim ve bağlılık Artukluların gücünün zirveye ulaşmasında önemli bir etken olmuştur. İleride görüleceği gibi İlgazi’nin ölümünden sonra da bütün aile Belek’in liderliğinde bölgenin en büyük siyasî ve askerî gücü olmayı sürdürmüştür.

Belek, Selçuklu ordusuna karşı kazanılan zaferin sonrasında amcası İlgazi’nin çağrısı üzerine bir kere daha onun yanına gitti. Bu arada Mengücek oğullarından İshak Bey (1118-1142), onun yokluğundan istifade ile Malatya’ya bağlı yerleri yağmalamıştı (1118). Bunda Mengücekoğlu İshak Bey’in, Belek’in giderek büyümekte olan güç ve kudretine duyduğu şahsi kin ve kıskançlığın önemli rolü olmuştur. Süryanî Mikhael, Mengücek kuvvetlerinin yağması üzerine Malatya’da bulunan Ayşe Hatun’un Urfa kontu I. Joscelin (1119-1131)’e* haber göndererek yardım istediği ve onunla barış yaptığını aktarmaktadır . Ancak, Galilea (Taberiye bölgesi) prinkepsi I. Joscelin’in, Kudüs Kralı olan II. Baudouin’in yerine Urfa Kontluğunun başına geçmesi 1119 yılının ortalarına rastlamaktadır . Dolayısıyla Mikhael’in naklettiği bu bilginin doğruluğu şüphelidir.

İlgazi’nin yanından döndükten sonra Malatya arazisine yapılan yağmanın intikamını almak üzere harekete geçen Belek Mengücek oğullarının topraklarına girerek Kemah ve Erzincan’a kadar ilerledi. Onun karşısında tutunamayan İshak Bey ise, Konstantin Gabras’a başvurarak ittifak yaptı. Bunun üzerine Belek de, Danişmend oğullarından Emir Gazi (1105-1134) ile anlaştı. Yapılan bu anlaşmaların sonrasında taraflar Erzincan’ın kuzeyindeki Seryan ’da karşılaştılar. Mücadele Belek ve Emir Gazi’nin galibiyetiyle sonuçlandı. Bu zaferle Belek, hakimiyeti altındaki toprakların kuzeyini güvence altına aldığı gibi, güneyde Haçlılara karşı olduğu kadar Anadolu topraklarında da önemli bir güç olduğunu göstermiş oluyordu. Ancak, Belek ve Emir Gazi ittifakı kısa sürede bozuldu. Zira savaş sırasında Kostantin Gabras ve İshak Bey esir edilmişlerdi. Bunlardan Kostantin Gabras 30.000 altın fidye karşılında serbest bırakılırken, Emir Gazi damadı olması dolayısıyla İshak’ı, Belek’e danışmadan serbest bırakmış bu da müttefiklerin arasının açılmasına neden olmuştu. Dolayısıyla taraflar elde edilen başarının Trabzon’un da fethedilerek genişletilmesi gibi daha büyük bir başarı şansını bir tarafa bırakarak memleketlerine döndüler .
Diğer taraftan Gerger Ermenileri, Belek’in hakimiyetindeki topraklar için bir diğer tehdit unsurunu oluşturuyorlardı. Yağmacılık yaparak ve yol keserek geçimlerini sağlayan Gerger ahalisi, Belek’e bağlı Hanzit ve civarına sık sık yağma akınları düzenliyorlardı. Belek, Gerger hakimi Mikhael’e haber göndererek adamlarının yağmasını önlediği takdirde ona her yıl için bin yük un yollamayı taahhüt etti. Ayrıca kendi toprakları içinde yer alan üç köyü de Mikhael’e verecekti. Muhtemelen Belek, bir an önce Haçlılara karşı yapılan mücadelelere katılmak için meseleyi sulh yoluyla çözümlemeyi istiyordu. Gerger hakimi de Belek’in bu cömert teklifini kabul ederek yapılan yağmaları önleyeceğine dair söz verdi. Ancak bu sözünde durmadığı gibi vaat edilen unların Gerger’e geldiği gün adamları Hanzit’e bağlı üç köyü yağmalayarak burada yaşayanları öldürdüler. Belek, Ermenilerin yaptıklarını duyunca çok öfkelendi. Kış mevsimi olmasına rağmen hemen harekete geçti. Buz tutmuş olan Fırat nehrini geçerek Gerger arazisine girdi. Araziyi yağmalamasına rağmen halkına iyi davranarak, onları kendi toprakları içinde yer alan Hanzit ve civarındaki köylere yerleştirdi. Bir daha Gerger’e dönmeyeceklerine dair onlara yemin ettirdi. Ancak, aynı yılın içinde Ermenilerin sözlerinde durmayarak Gerger’e dönmeleri ve tekrar yağmacılığa başlamaları üzerine bir kere daha Gerger üzerine yürüdü. Köyleri yaktı. Geri dönmüş olanları esir etti. Urfa kontu I. Joscelin, Belek’in bu ikinci harekatı sırasında emrindeki kuvvetlerle birlikte Gerger topraklarına girdi ise de iki taraf arasında her hangi bir mücadele yaşanmamıştır .

Kuzeyde topraklarına yönelik saldırıları bu şekilde bertaraf eden Belek, 1122 senesinde Haçlılarla mücadele etmek üzere yeniden amcası İlgazi ile birleşti. Öte yandan Haçlılar, İlgazi’nin 1121’de Didgorni’de Gürcüler karşısında aldığı ağır mağlubiyet üzerine onun elindeki şehir ve kasabaları yağmalamaya başlamışlardı. Gürcü seferi dönüşünde Halep valisi olan oğlu Süleyman’ın çıkardığı bir isyan hareketiyle uğraşmak zorunda kalan İlgazi, Haçlılarla bir mütareke imzalamayı tercih etmişti. Oğlunun isyanını bastırmasının hemen ardından Haçlılara karşı harekete geçti. Runciman, onun Belek tarafından teşvik ve tahrik edildiği görüşündedir . Ancak, bu sırada İlgazi’nin hastalanması Türk ordusunun ileri harekatının durmasına neden oldu. Bir süre Haleb’de kalan İlgazi, daha sonra gittiği Meyyafarikin’de 19 Kasım 1122 tarihinde vefat etti. Diğer taraftan, Belek harekatın durdurulması üzerine memleketine dönmek üzere yola çıkmıştı. Dönüş yolcuğu sırasında onun, Müslüman alemi içinde olduğu kadar Haçlılar arasındaki şöhret ve korkusunu arttıracak bir olay meydana geldi. Yürüyüş sırasında Serûc yakınlarına gelindiğinde Belek ve emrindeki kuvvetler Urfa Kontu I. Joscelin ve Birecik hakimi Galeran komutasındaki Haçlı kuvvetlerinin saldırısına uğradılar. Bu olayın nasıl meydana geldiği konusunda kaynaklarda farklı bilgiler yer almaktadır. Yerli Hristiyan kaynaklarına göre ; I. Joscelin, Tell-Afrin’de ölen Antakya kontu Roger de Salerne’nin (1112-1119) kızı ile evlenmişti. Yeni eşini Urfa’ya getirirken, Belek’in geri döndüğü haberini almış ve onu yakalamak ümidiyle yanındaki çok az bir kuvvetle takibe çıkmıştır. Serûc yakınlarına gelindiğinde birdenbire Belek ile karşılaşan ağır zırhlı Haçlılar arazinin bataklık durumda olması nedeniyle manevra kabiliyetlerini de yitirmişlerdi. Buna rağmen Belek ve emrindeki kuvvetlere saldırdılar. Ancak, daha hafif teçhizatlarla donatılmış olan Türk süvarileri Haçlıları mağlup ettikleri gibi I. Joscelin ve Galeran’ı diğer 60 şövalye ile birlikte esir aldılar (13 Eylül 1122).

İbn el-Esir ise, Belek’in bir süre Urfa’yı kuşattıktan sonra şehir önlerinden ayrılmasını müteakip kendisini takibe çıkan I. Joscelin ve Galeran’ı savaşarak onları esir ettiğini yazmaktadır . Bu olay Belek’in kısa süre sonra ölecek olan amcası İlgazi’den sonra Haçlılara karşı sürdürülen mücadelenin liderliğini ele almasında oldukça etkili olmuştur. Ayrıca, I. Joscelin gibi fırsat buldukça bilhassa Haleb ve civarını yağmalayan, Müslümanlara büyük zararlar veren bir düşmanın İlgazi’nin ölümünden istifade ile yapabileceği yağmaların önüne geçilmiştir. Bunun yanısıra, Urfa kontunun esir edildiği mevkinin, Belek’in ilk olarak valilik yaptığını bildiğimiz ve dönemin Urfa kontu I. Baudouin’e bırakmak zorunda kaldığı Serûc olması oldukça dikkat çekicidir. Bir yerde Belek elde ettiği bu başarıyla Urfa Haçlıları karşısında, Serûc’u kaybetmesiyle sonuçlanan olayların intikamını da almış oluyordu.

Belek, esirlerden hakim oldukları yerlerin kendisine teslim edilmesini istemiş ise de “Biz ile ülkemiz, deve ile yükü gibidir. Bir deve ölünce yük diğerine yüklenir. Bizim topraklarımız artık bizim hakimiyetimiz de değildir.” cevabıyla karşılaşmış, buna mukabil I. Joscelin’in çok miktarda mal ve esir karşılığında serbest bırakılması teklifi de Belek tarafından reddedilmişti . Daha sonra Belek, esirleri Harput kalesine götürerek burada hapsetti. I. Joscelin’in esir edilmesinden sonra Urfa’nın idaresini de üstlenen Kudüs Kralı II. Baudouin, burada gerekli düzenlemeleri yaparak I. Joscelin’in, Müslüman topraklarına yaptığı yağma akınlarını devam ettirdi. Ancak, bu akınlardan biri sırasında II. Baudouin’in de Belek tarafından esir edilmiştir. Kudüs kralı, Halep topraklarına yaptığı bir akından Urfa'ya dönerken I. Joscelin’in esir olduğu yeri görmek ve avlanmak için yanındaki az sayıdaki maiyetiyle Sence Köprüsü civarında Uruş denilen mevkide karargah kurmuştu. Bu sırada Belek Gerger’i kuşatmıştı. Kudüs kralının gelişini haber alınca kuşatmayı kaldırarak onun üzerine yürüdü. 29 Nisan 1123 sabahı, II. Baudouin’in karargahına bir baskın düzenleyerek, kendisini esir aldı. Küdüs kralı Harput kalesine gönderilerek, I. Joscelin ile birlikte hapsedildi . Ardından bir kere daha Gerger önlerine gelen Belek bu şehri ele geçirdi. Joscelin’den sonra Kudüs Kralını da esir etmesi Belek’in şöhretini zirveye çıkarmış ve kendisine Irak Selçuklu Sultanı Mahmud tarafından Gazi ünvanı ve Nurüddevle lakabıyla birlikte Haçlılara karşı savaşacak olan Müslüman ordularının başkumandanlığı görevi verilmiştir.
O sırada Haçlılar arasında söz sahibi olan en büyük iki lideri esir eden Belek beklenenin aksine öncelikli olarak bu avantajından, Haçlıların ellerindeki topraklara saldırmak hususunda faydalanmadı. İlk olarak bütün çabasını Haleb’i ele geçirmek ve buradaki hakimiyetini güçlendirmek üzerinde yoğunlaştırdı. Zira, Haleb şehri Müslüman - Haçlı mücadelesinin merkezinde yer alan çok önemli bir şehirdi. Suriye Selçuklu Meliki Rıdvan (1095-1113)’ın uzun süren saltanatı sırasında Haçlıların yoğun baskısına maruz kalmış, siyasî ve ekonomik açıdan oldukça zayıflamıştı. Şehir, buraya hakim olacak bir emîr yada hükümdarın gücünü emen bir girdap görüntüsündeydi. Nitekim Artukoğlu İlgazi, bir diğer ünlü Haçlı kontu Roger de Salarne’yi 1119’da Tell-Afrin’de mağlup ederek öldürmesine rağmen Haleb’in zayıf durumu ve Haçlıların sürekli olarak burayı tazyiki nedeniyle elde ettiği zaferin meyvelerini yeteri kadar toplayamamıştır. Belek, amcası döneminde yaşanan bu tecrübelerinde tesiriyle ilk olarak Haleb’i alarak burayı güçlendirmek istemiştir. İlgazi’nin ölümünden sonra şehir, yeğeni Bedrüddevle Süleyman b. Abdülcabbar’ın hissesine düşmüştü. Bedrüddevle’nin Haçlıların baskısına boyun eğerek Esarib Kalesini onlara teslim etmesi Belek’in Haleb’i almak konusundaki düşüncesini güçlendirmiştir. Nitekim, ordusuyla birlikte harekete geçen Belek ilk olarak bölgenin bir diğer önemli şehri Irak ile Suriye’yi birbirine bağlayan ana yol üzerinde bulunan Harran’ı ele geçirdi . Ardından Haleb üzerine yürüyen Belek, şehre giden erzak sevkıyatını keserek, ekinleri yaktı. Bu durum karşısında fazla bir şey yapamayacağını anlayan Bedrüddevle, şehri Belek’e teslim etmeye karar verdi. 30 Haziran 1123 tarihinde şehre giren Belek çeşitli idarî düzenlemeler yaptı. Haleb kalesinde ikamet etmekte olan Suriye Selçuklu hükümdarı Sultanşah’ı buradan çıkartarak Harran’a gönderdi .
Haleb’den sonra sıra Haçlılara gelmişti. Belek ilk olarak el-Bare üzerine yürüyerek şehri ele geçirdi. Burada bulunan piskoposu esir aldı. Bu zat daha sonra Belek’e itaat arz ederek danışmanları arasına girmiş, fakat kısa süre sonra kaçarak Kefertab kalesine sığınmıştır . Bunun üzerine Belek, Kefertab üzerine yürüyerek burayı kuşatmıştır. Ancak, kuşatma sırasında Harput’tan gelen bir haber Belek’in bütün planlarını değiştirerek bu şehir üzerine yürümesine sebep oldu. Urfa ve Kudüs’teki Haçlılar, esir edildikleri zamandan itibaren Harput’ta tutulan II. Baudouin ve I. Joscelin’i kurtarmak için büyük bir çaba içerisine girmişlerdi. Aynı şekilde hapistekiler de boş durmamışlar ve kurtulmak için kaledeki Ermenilerle irtibat kurup anlaşmışlardı. Ermeniler, Urfa’dan gönderilen 50 kadar casus ile birlikte gizlice esirlerin tutulduğu yere girerek onları kurtarmayı başardılar. Ancak, olayı duyan şehir halkı çabucak harekete geçerek Haçlıları ve kurtarıcılarını kalede kuşattı. Civar şehir ve kasabalardan gelen askerler de kuşatmayı güçlendirdiler. Diğer taraftan Kudüs Kralı da bu şehri bırakmak istemiyordu. Bu nedenle Urfa kontu I. Joscelin’i kendilerine yardım getirmesi için iki kişiyle birlikte gizlice kaleden çıkarıldı. Harput’da bunlar yaşanırken Belek hemen harekete geçmiş bulunuyordu. Hızlı bir yürüyüşle 500 km.’lik yolu 15 günde alarak Harput önlerine geldi. Saldırıya geçmeden önce II. Baudouin’e haber göndererek kalenin ve yanındakilerin teslimi koşuluyla kendisinin Harput’dan serbest bir şekilde ayrılabileceğini bildirdi. Kudüs Kralının bu teklifi reddetmesi üzerine kalenin duvarlarının altını kazdırdı. Daha sonra burayı odunla doldurarak ateşe verdirdi. Yanan odunların yaydığı ısının da etkisiyle kale duvarının çökmesi kaledeki Haçlıları ve Ermenileri savunmasız bırakmıştı. Saldırıya geçen Türk ordusu II. Baudouin ve birkaç Haçlı ileri geleni dışında kalan diğer Haçlıları ve onlara yardım eden Ermenilerin tamamını öldürdü. II. Baudouin ise daha güvenli olan Harran kalesine nakledildi . Diğer taraftan yardım getirmek için Harput’tan ayrılan Joscelin, Belek’in duruma yeniden hakim olduğunu öğrenince emrindeki kuvvetlerle birlikte Müslüman topraklarına korkunç bir yağma akını yaptıktan sonra Urfa’ya dönmüştür.
1124 yılı başında yeniden Haleb’e gelen Belek, etrafındaki emîrlere haberler göndererek Haçlılara karşı başlatacağı sefer için kendisine katılmalarını istedi. Sefer hazırlıklarıyla uğraşırken bir yandan da Haleb’deki Batınîlere karşı bir takibat başlattı. Bunların lideri Behram’ı tutuklattı. Batınîlerin tamamı şehirden çıkartılarak malları ve mülkleri satıldı . Dımaşk Atabeyi Tuğtekin ve Musul Valisi Aksungur el-Porsukî kuvvetleriyle birlikte Belek’e katıldılar. Birleşik Müslüman ordusu ilk olarak Azaz Kalesini kuşattı ise de Haçlıların kaleye yardıma gelmeleri neticesinde bir başarı elde edemeden buradan ayrıldı. Daha sonra Belek, Haçlılar tarafından çok sık baskın ve yağmaya uğrayan Nakira ve Muğare kalelerini tahkim ettirip, Harran’daki II. Baudouin ve diğer esirleri Haleb’e getirtti .
Belek, Haleb’deki ikameti sırasında eski Suriye Selçuklu hükümdarı Rıdvan’ın kızı Ferhunde Hatun ile evlendi. Ardından Azaz üzerine asker gönderdi. Bu kuvvetler kendileriyle savaşmak üzere kaleden ayrılmış olan Haçlıları Meşhele denilen yerde mağlup etmesine rağmen daha fazla bir şey yapamadan Haleb’e geri döndüler . Belek, bundan sonra Haçlılar üzerine yapacağı yeni seferin hazırlıklarıyla meşgul oldu. Bu arada kendisine karşı bir hareketin içinde olmasından şüphelendiği Menbiç hakimi Hassan b. Gümüştekin el-Ba’alebekî’ye kızmıştı. İlgazi’nin oğlu Timurtaş’ı bir bölük askerle birlikte Menbic’e yolladı. Timurtaş’a ; şehrin önlerine geldiğinde Hasan’a Tell-Başir taraflarına yapacağı bir akın için kendisine katılmasını istemesini ve dışarı çıktığında da onu tutuklamasını emretmişti. Timurtaş istenilen şekilde hareket ederek Hassan’ı tutukladı. Ancak, Hassan’ın kardeşi İsa, iç kaleye çekilerek Artuklu askerlerine karşı müdafaa etmeye başlamıştı. Hassan kale önüne getirilerek müdafilerin teslim olması istendi ise de bu kabul edilmedi. Bunun üzerine Hassan, Palu’ya gönderilerek hapsedildi. Artuklu kuvvetleri İsa ve yanındakileri kuşattılar. Kısa süre sonra Belek’in kendisi de gelerek kuşatmaya katıldı. Onun gelişiyle birlikte kuşatma şiddetlenmiş, Artuklu ordusunun tazyiki artmıştı. Gittikçe bunalan İsa, I. Joscelin’e haber göndererek yardıma geldiği takdirde şehri kendisine teslim edeceğini bildirdi. Ayrıca, iç kalede I. Joscelin’in savaş narasını attırdı. Böyle bir fırsatı kaçırmak istemeyen I. Joscelin, Kudüs, Trablus ve diğer Haçlı şehirlerinden topladığı kuvvetlerle Menbic üzerine yürüdü. Bunu haber alan Belek bir kısım askerini kale önünde bırakarak I: Joscelin’i karşılamak üzere harekete geçti. 5 Mayıs 1124 sabahı yapılan ve Belek’in bizzat iştirak ettiği savaşta I. Joscelin ve emrindeki Haçlı kuvvetleri başlangıçta üstünlük sağladılar. Ancak, Belek’in ordusu, I. Joscelin’in kuvvetlerini çember içine alarak onları ağır bir mağlubiyete uğradılar. Kazandığı zafer sonrasında yeniden Menbic kuşatmasına dönen Belek geceyi Haçlılar üzerindeki zaferlerinin devam etmesi için ibadetle geçirdi. 6 Mayıs sabahı, önceki günkü savaşta esir edilenleri öldürttükten sonra kaleyi dövmek için mancınıkların yerleştirilmesiyle bizzat ilgilendi. Bu işin tamamlanmasından sonra kuşatmayı Timurtaş’a bırakarak Haçlılar tarafından kuşatılan Sur şehrinin yardımına koşmaya karar vermişti. Ancak bu sırada kaleden atılan bir okla sol köprücük kemiğinden vuruldu. Bu okun bizzat İsa tarafından atıldığı da rivayet edilmiştir. Oku çıkartıp “ Bu ok bütün Müslümanlara vurulmuş bir darbedir “dedikten kısa bir süre sonra vefat etti . Kuşatmayı kaldıran Artuklu ordusu cenazeyle birlikte Haleb’e döndü. Belek, burada Makam-ı İbrahim’in karşısında defnedildi. Mezarının üzerine daha sonraları güzel bir türbe inşa ettirilmiştir.
Nurüddevle Belek, Ortaçağ İslam dünyasının yetiştirdiği en önemli şahsiyetlerden biridir. İyi bir asker olduğu kadar iyi bir teşkilatçı olduğunu da her fırsatta göstermiştir. Aynı zamanda elde ettiği bütün güç ve kudrete karşılık alçak gönüllülüğünü korumasını bilmiş ve amcasının emri altında Haçlılara karşı savaşmıştır. Zira, Belek bütün yaşamını Haçlılarla mücadeleye adamış ve onlara o zamana kadar ki en büyük darbeleri birbirini ardına vurmuştur. Belek’in zamansız ve ani ölümü bölgedeki Haçlı krallıkları için bir sevinç ve kurtuluş vesilesi olmuştur. Bunun aksine Artuklu ailesinin, Haçlılarla mücadeledeki lider rolü onun ölümüyle birlikte sona ermiştir. Yine Belek’in ölümünden, İmadeddin Zengi’nin Haleb valisi olmasına kadar ki ara dönem Müslümanlar için bir fetret dönemi olmuştur. Bu dönem içinde Haçlılar özellikle Haleb üzerindeki baskılarını arttırarak, Müslüman topraklarında bir çok yağma ve katliamlar yapmışlardır.
Sayfa: 1 2
Referans URL