Pelin Karahan Fan

Tam Versiyon: Aklam_ i sitte
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Aklam_ i sitte

--------------------------------------------------------------------------------
Bugün dünyada en yaygın yazı çeşidi olan latin yazısından sonra birinci sırayı alan islam yazısı bu özelligini öncelikle islam dinine borçludur.İslamiyetle birlikte ortaya çıkmaya başlayan islam yazısı islam dini olmasaydı basit ve ilkel bir Arap yazısı olarak kalabilirdi.İslam yazısı islam dinini gelişmesine paralel bir gelişme göstermiş diger kültürler islam kültür potasında eridikçe yazı da buna baglı olarak gelişip zenginleşmiştir.
Bu yazının islamiyet öncesi ne kadar Araplara ait ise de islamiyet sonrası da islam dinini kabul eden milletlere aittir.Araplardan başka öteki islam milletleri,Türkler,İranlılar,Hindliler, Afganlılar,Afrikalılar ve Malezyalılar bu yazıyı ortak bir din kültür ve sanat yazısı olarak kullanmışlardır. İslam yazısı bu geniş cografi bölge içerisinde daha önce kullanılan yazıları yenerek onların yerini almış ve bu zengin yazı kültürlerinden etkilenerek plastik unsurlarını ve muhtevasını zenginleştirmiştir.Bu yüzden islam yazısı zaman içinde oldugu kadar ülkeden ülkeye de farklılık gösterir. İslam yazısının bu açıdan tipolojisi yayıldıgı ülkelere göre Hulefa ,Emevi,Abbasi,Endülisî,İranî,Selçukî,Osmanî olabilecegi gibi , Kufî,Neshî,Endülüs ve Magribî, Rik’a,Divanî,Ta’lik olarak da sınıflandırılabilir.Bu tipoloji hem yazının tarihi hem de cografi değişimine ışık tutmaktadır.Bilindiği gibi, genel olarak Kufî yazı islamiyetin başlangıcında daha ziyade dini maksatla kullanılmıştır.Bu yazının daha çok Emeviler dönemine ait oldugu söylenebilir.Neshî yazı ise sülüs,reyhani ve muhakkak yazıların prototipi olarak kabul edilebilir ve Abbasi dönemine aittir.Rik’a vve divani yazılar ise Türkler tarafından icad edilmiş, Talik yazı ise İranda ortaya çıkmış olup Hatt-ı Farisi adıyla da bilinmektedir.
İslam yazılarının genel bir sıınıflandırmasını yapmak hususunda kaynaklar arasında farklılıklar oldugu göze çarpmaktadır.Ayrıca bütün yazı türlerini içine alan bir sınıflama yapmak da mümkün görünmemektedir.Büyük Selçuklular tarihine ait bir eser yazan ve ayrıca ünlü bir hattat olarak da bilinen Muhammed b. Ali b. Süleyman er Ravendi nin yetmiş tür islam yazısı yazmakta usta oldugu kabul edilirse konunun sınırlarının genişligi ortaya çıkacaktır.
İslam yazılarının çeşitleri konusunda kaynaklar Aklâm-ı Sitte (altı kalem,şeş kalem) deyimi ile bilinen bir sınıflamadan söz ederler.Kufi yazıdan sonra ölçülü yazıların çeşitleri hakkında ki görüşler oldukça farklı ve degişiktir.
M.Bedreddin Yazır bu konuyu değişik kaynakları karşılaştırarak şöyle açıklamaktadır.
…hat ve hattatan tespit ettiği şecereye göre Aklam-ı sitteyi ; sülüs,nesih,muhakkak,reyhani,tevki,rikaa olarak kaydediyor.Menakıbı Hünerveran ve Medeniyet-i İslamiye Tarihi de sülüs,nesih,talik,reyhani,muhakkak,rikaa olarak gösteriyor.Burhan-ı Kaatı da açıklandıgı üzere bazıları talik i yedinci olarak almışlar ve ölçülü yazıların aslı yedi kalem oldugunu ve Heft Kalem denildigini söylemişlerdir.Bu hale göre tertip şöyle olmak lazım geliyor : sülüs,nesih,muhakkak,reyhani,tevki,rikaa, talik.
Bu tertipte islam dininin baslangic yillarinda resmen on sirayi alan ve bu yazinin yuvarlak karakterli sami yaziyla karisimindan dogan ve once mensub ve daha sonra kufi denilen yazilari ve daha baska turleri icine almadigi gorulmektedir.Yalniz kufi yazinin besyuze yakin cesidinin tespit edildigi kabul edilirse aklam-ı sitte tertibinin yetersizligi ortaya cikacaktir.

E.Kuhnel, Islamiche Schriftkunst adli eserinde islam yazilarini genis bir perspektif icinde siniflandirmaktadir.Ancak burda bunyesinde hem duzluk hem de yuvarlaklik bulunan kufi yazilarin hepsinin koseli yazilar grubuna dahil edildigi gorulmektedir.Yukarda da belirtildigi gibi kufi yazi yuvarlak karakterli sami yaziyla tamamen koseli ve yapisinda yuvarlaklik bulunmayan makili yazinin karisimindan dogmus ve islamiyette ilk defa Kurani Kerimin yaziminda kulllanilmistir.Binaenaleyh butun kufi yazilarin koseli oldugunu kabul etmek dogru degildir.Bu durumda Kuhnel in tipolojisine (1-koseli yazilar2-yuvarlak yazilar 3- egik yazilar 4- magribi yazilar 5-fantazi yazilar ) hem koseli hem de yuvarlak yazilar olarak kufi turun eklenmesi koseli yazilarin makili ye tahsis edilmesi daha dogru olacaktir.Magribi yazinin ayri bir baslik altinda incelenmesi uygun gorulmemektedir.Cunku magribi yazi terimi cografi bir bolgeyi ifade ettigi icin bu tipolojiye uymamaktadir.Bu duruma gore islam yazilarinin assagida ki siniflandirilmasi plastic unsurlari yansitmasi acisindan daha gercekci olacaktir.

1-yuvarlak yazilar
2-koseli yuvarlak yazilar
3-koseli yazilar
4-egik yazilar
5-fantazi yazilar
1 YUVARLAK YAZILAR

Yuvarlak yazilarin turlerini belirtmeden once yazilarin ortaya cikisi hakkinda soz etmek uygun olacaktir.Hemen belirtilmelidir ki yuvarlak yazilarin dogusu konusunda batili kaynaklarla islam kaynaklari arasinda farkli gorusler vardir.Butun ciddi kaynaklar islam dininin baslangicinda iki tur yazi kullanildigi hususunda gorus birligi icerisindedirler.Bu yazilardan birincisi genel olarak kufi yazilarin da dahil oldugu ve baska turleri de icine alan koseli yazilardir.Ikinci grup yazilar ise yuvarlak karakterli olup nabati yazidan turemislerdir.Daha sonralari sami adi verilen bu yuvarlak yazilar genellikle zarafet ve disiplinden yoksun din disi maksatlar icin kullanilmislardir.Bu yazilar sanildigi gibi kufi yazilardan cikmamis fakat onun gelisiminden etkilenmislerdir.Bir kisim kaynaklar ise yuvarlak yazilarin kufi yazidan dogdugunu belirtmektedirler.Bu kaynaklara gore yuvarlak yazilarin ilki olan nesih yazi ilerde hakkinda daha genis bilgi verilen Ibni Mukle tarafindan bulunmustur.M.Beddrettin Yazir papuruslerde gorulen ve nesihe benzeyen yazinin kalb ve irca kanunu altinda zamanla sekil degistirerek ve muhtelif isimler alarak Ibni Mukle ye kadar geldigini kabul etmektedir.Fakat Ibni Mukle nesih yaziyi hat sanatinda kufiden sonra baslı basina bir mebde ve hat taliminde bir esas, bir mikyas kabul edilen sulus yazidan cikardigini iddia etmektedir.
Bilindigi gibi Abdullah İbn Harun er Reşid el- Memun Abbasilerin siyaset ve kültür merkezi Bagdat da Beytül hikme adıyla bilinen bir bilimler akademisi kurmuştur.Burda el yazması halinde arapçadan başka farsça hindçe rumca süryanice kıptça dörtyüzbin kitap dtoplanmıştır.Beytül hikmede mütercimlerin kullandıkları yazı türü kufi olamayacagına göre bu yazıların yuvarlak bir yazı olması gerekmektedir. Zira kufi yazılar özellikle yapma kufiler incelendikleri zaman böyle bir çalışmaya uygun olmayacakları anlaşılacaktır. O halde nesih yazı ibni mukleden önce de kullanılmakta idi ve nesih yazının kufi yazılardan çıktıgı görüşü de tarihi gerçeklere de uymamaktadır. Pek çok çeşitleri bulunan yuvarlak yazıların başlıcaları şunlardır :
Nesih .
Muhakkak
Reyhanî
Sülüs
Tevki
Rıkaa

a. Nesih Yazı: İslam yazı kültüründe, başta kuranı kerimler olmak üzere dini kitapların yazılışında istinsahından nesih yazı kullanılmıştır. Bu yazının isimlendirilme şekli de istinsah kelimesi ile ilgilidir. Zira nesh, bir şeyi kaldırıp onun yerine başka bir şeyi koymak, nüsha çıkarmak manalarına gelmektedir. Bu açıdan nesih yazı kufi yazıyı kuranı kerim yazımından resmen kaldırarak onun yerine geçmiş ve mushaf nüshalarını çoğaltmakta kullanılmıştır.
İsimleriyle nesih yazının kapsamlı bir yazı türü haline gelmesi arasında bağlantı bulunan hattatlar Abbasi Halifelerinin saraylarından yaşamışlar ve önemli bir ekol meydana getirmişlerdir. Bunlardan “İmam’ül Hattatin” lakabıyla şöhret bulan Ebu Muhammed b. Ali b. Hasan b. Mukle (860–940) İslam yazısının kurucusu olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda çeşitli Abbasi halifelerine de vezirlik yapan Mukle hattatlıktan ileri gelen sanatçı kişiliği ile iktidarı ve servetini serbestçe kullanmış ancak sefalet ve yoksulluk içinde ölmüştür. İbni Mukle ( gözbebeğinin oğlu ) IX. Yüzyılın sonlarında sayıları yirmiden fazla olan yuvarlak yazıları güzelleştirmek için geometriden faydalanmıştır. Noktayı birim ölçüsü olarak alarak nesih yazıyı kufi yazılar ile beraber resmi yazı olarak kabul ettirtmiştir.
Nesih yazının İslam hat kültüründe Neshi Eyyübî, Neshi Memlükî, Neshi Selçukî, Neshi Osmanî gibi türleri görülmektedir. Nesih yazı Osmanlı imparatorluğu döneminde Kıblet’ül Küttab adıyla şöhret bulan Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman tarafından zevkli ve ahenkli bir şekilde yüksek bir dereceye çıkartılmıştır.
Nesih yazı Kuranı Kerim, en’am, duanâme yazımına tahsis edildiği için sürekli gelişmiştir. Çünkü genel olarak bütün hattatlar sanat hayatları boyunca Kuranı Kerim yazımına dini bir görev olarak önem vermişlerdir. Bu şu demektir, her hattat nesih yazıyı çok usta olduğu ve ün yaptığı hat çeşidi kadar ustalıkla yazdığı dönemde kullanmıştır. Bu durum da nesih yazının gelişimini etkilemiştir. Nesih yazı hafız Osman’la kemalin zirvesine ulaşmış ve kuran İstanbul’da yazıldı deyimi ile bütün İslam dünyasında bu kemal kabul edilmiştir.

b. Sülüs yazı: İslam hat sanatında nesih yazı ile birlikte, güzellikte birinci sırayı alan ve mikyas ül hat, mizanül hat olarak da kabul edilen bu yazı abidevi bir yazıdır. Nesih ve sülüs yazının harfleri birbirine benzemekle beraber aralarında gene de farklılıklar vardır. Nesih yazının kalem kalınlığı 1 mm kadar sülüs yazının kalınlığı ise 2,5 mm dir. Nesihte zülfesiz olan elifler lamelif ler, be ler, cim ler, kef kolları sülüste zülfelidir. Katt ı kalem, yani kalemin yavaş yavaş kaldırılması sülüste daha belirgindir. Nesih yazı kıvrık ve daha yuvarlak çizgilerden meydana gelmekte kolay okunurluk ön planda görülmektedir. Sülüs yazıda nokta ve harekelerden başka süs harfleri plastik işaretler ( ha, sin, sad, sıla, ayın, boru kefi, yatık, mim, tırnak, he, ters tırnak, tırtıl, mimli tırtıl ) kullanılmaktadır. Sülüs yazı hattatlar için meşk konusu olmuş bu yüzden mizan ül hat kabul edilmiştir. Sülüs yazıyı kalınlaşmış bir tür nesih yazı olarak kabul edenler olduğu gibi muhakkak ve bazen de kufiden türediğini söyleyenler de vardır. Sülüs yazı plastik zenginliği sebebiyle istiflere müsait resim sanatına yakın ve fakat yer yer musikiye yaklaşan bir yazıdır. Bilhassa celi sülüslerin mimaride ve mezar taşlarında görülen örnekleri dikkat çekicidir. Türk İslam kültüründe ki mezar taşlarının plastik değerleri hakkında Bedri Rahmi Eyüboğlu şöyle söylemektedir:
…Karacaahmet’te har vurup harman savrulan taşlar arasında öyleleri vardır ki cumhuriyetin ellinci yılına kadar diktiğimiz şalvarlı poturlu kasaturalı abideler bunların yanında çocuk oyuncağı kalır. Abide deyince akla gelen kelle kulak şalvar kasatura değildir. Abide her şeyden önce soylu bir geleneğin elle tutulur bir sonucudur. Taksim meydanına dikilen o cılız cansız abideyi Sabri Esat Siyavuşgil bundan kırk beş yıl önce şöyle anlatıyordu: bir kibrit kutusunu alın kibritleri boşaltın boşalan kutuya on on beş kibrit çöpünü rast gele yerleştirin. al sana taksim abidesi! Şimdi biz şunu savunuyoruz. Taksim abidesinin yanı başına ister Karacaahmet’ten ister Eyüp den ister Anadolu’nun en soylu mezarlarından bir taş getirip dikelim. Bakalım bunlardan hangisi daha ağır basacaktır?
Sülüs yazının bilinen en eski örnekleri İbn Bevvab ve Yakutu Mustasımi ye aittir. Bu yazının Emeviler döneminde kullanılan sülüs ve sülüsayn adı verilen yazılarla akrabalığı henüz bulunamamıştır.
Celi sülüs genellikle normal olarak 2,5 mm olan kalem ağzı genişliğinin kalemin müsaadesi nispetinde genişlemesiyle elde edilen yazıdır. Celi kelimesi hat sanatında normal büyüklüğü üstünde yazılmış şekil manasına gelir. Celi sülüs daha çok mimari eserlerin geniş alanlarında kullanılmıştır. Bu yüzden celi sülüslerin kendi iç kuralları bilinçli dış estetik amaçları için değiştirilebilmiştir. Plastik maksatlar için dik ve ufki hatlar satır uzunluğunun iki katına çıkabilir. Kalemin hareketi son derece düzgündür ve hareket sonunda zengin bir desen çeşitliliği ortaya çıkar. Bu kalem istiflerde birliği sağlayan en önemli unsurdur. Ufki keşideler değişikliği ve dengeyi sağlarlar ve monotonluğu önleyerek yazının görünüşüne rahatlık verirler. Türk İslam celi sülüs yazıları öteki İslam ülkelerinde olduğu gibi bitkisel ve geometrik süslemenin içinde değildir. Bunun sebebi Türklerin yazıyı ayrı bir sanat olarak değerlendirmelerinden başka güzelliği mimaride olduğu gibi sadelikte aramalarıdır. Bu yüzdendir ki celi sülüs yazıların anıtsal örnekleri Anadolu’da ki Türk İslam mimari eserlerinde görülmektedir. Mesela bazı Türk camileri adeta birer hat müzesi halindedir. Bunlardan Edirne’de ki Eski cami ve Bursa Ulu Camii, bu caminin duvarlarında 87, levha halinde ise 105 yazı, ünlü Türk hattatlarının eserleriyle doludur.
Sülüs ve celi sülüs türbe camilerde kitabe olarak besmele ve kelimei tevhid, kelime i şahadet ve diğer dua metinlerinde murakkaalarda kullanılmıştır. Sülüs yazıyla yazılan yazılar çok azdır, buna mukabil süre başlıkları ve hatimelerde sık sık bu yazı kullanılmıştır.

c.Reyhanî yazı: Reyhanî yazının nesinden türediğini ileri sürenler var ise de muhakkak yazıyla benzerliği sülüsle olan akrabalığını göstermektedir. Harf keşidelerinin yön zenginliği sebebiyle adını zarif gövdeli reyhan bitkisinden aldığı söylenmektedir. Ancak kaynaklar reyhanî yazının Ali b. Ubedur Reyhanî tarafından icad edildiği konusunda müttefiktirler. Reyhanî yazının kalem kalınlığı muhakkak yazı kaleminin yarısı genişliğindedir. Satır üstünde ki dik hatlar sülüse nazaran düz ve daha uzundur. Tam kalemle başlayıp ince bir şekilde biterler. Tecvit işaretleri daha küçük bir kalemle konmakta ve üstün, esre ötrenin yönleri sülüs nesih muhakkakta görüldüğü gibi satırın hareket yönünü takviye etmektedir. Muhakkak yazı gibi harf gözleri (ayn, fek af vav vb) Açıktır. Bundan gayrı satır altına uzanan keşideler daha zengindir ve kesintiye uğramadan devam ederler. Dolayısıyla katı kalemler satır altında sağdan sola giderken daha temkinlidir. Çanaklı ve küplü harflerin devirli kısımları sülüs yazıdan daha açıktır. Reyhanî yazı daha okunaklı olduğu için kuran ı kerim dua kitapları murakkaa başlarında ki besmeleler kasideler ve şiirlerin yazımında kullanılmıştır. Kuran yazımında özellikle Memluklular ve İlhanlılar zamanında çok kullanılan reyhanî yazı Osmanlılar döneminde kullanılmamıştır.

d.Tevkî yazı: İcazet harflerinin yarısı düz ve yarısı yuvarlak olan tevkî yazı IX. Yüzyılda Abbasiler döneminde halifelerin imza yazısı olmuştur. Sülüs ve nesih yazının ortak özelliklerini taşımaktadır. Tevki ve rıkaa, muhakkak ve reyhanî gibi iki kardeş yazıdır. Ancak tevki rıkaya nazaran ufki olarak gelişir ve hızla yazıldığı için kelimelerin arası birleştirilir. Tevkî yazının deseni rıkadan daha kalın ve daha az yuvarlaktır.

Tevkî yazı Osmanlı imparatorluğunda divani yazının esasını teşkil etmiş, zamanla yerini divani ve celi divani yazılarına bırakmıştır. Türklerde özellikle tuğralarda imza tevkî ile atıldığı için tuğrakeşlere tevkîî adı verişmiştir.

Tevki ve rıkaa yazılarının XII. Yüzyılda Bağdatlı Ahmet İbn-i Muhammet İbn ül Fazl tarafından icad edildiği söylenmektedir. Tevkî yazı ferman, menşur, namei hümayun, süferâname, vakfiye sureti yazmak için kullanılmıştır.

e.Rıkaa yazı: Düzlüğü ve yuvarlaklığı değişik ve süratli yazıldığı için çoğu harfleri bitişik olan rıka yazısı birçok bakımdan sülüse benzer. Fakat harfleri sülüsten daha küçük ve eliflerin başında zülfe yoktur. Rıkaa yazısı haberleşme ( mukâtebât ve murâselât) yazısıdır. Rıkaa Şeyh Hamdullah’ın elinde çok gelişmiş ve giderek Osmanlı hattatlarının gözde yazısı olmuştur.

Rıkaa yazısının rik’a yazısıyla karıştırıldığı görülmektedir. Bilhassa Osmanlı Türklerinde XIX. yüzyıla doğru yaklaşıldıkça klasikleşen rik’a yazısı öz Türk yazısıdır. Bazı kaynaklar rıkaa yazısının sadeleşerek rik’a haline geldiğini iddia etmektedirler. Fakat rik’a yazısı hareketsiz olup Osmanlılarda günlük yazışmalarda kullanılmış zamanla bütün İslam ülkelerinin el yazısı haline gelmiştir. Rik’a yazısı Osmanlılarda özellikle Mehmet İzzet Efendi’nin elinde (1841–1903) iş yazısı olmaktan çıkıp sanat yazısı düzeyine ulaşmıştır
Referans URL