03-01-2008, 11:32 PM
Barok Sanatı
--------------------------------------------------------------------------------
Barok, Avrupa'da yaygınlaşan sanatta bir anlatım biçimidir. Başlangıcı ve bitişi için kesin bir tarih verilememekle birlikte 16. ve 18. yüzyıllar arasında oluşup şeklini almış bir dönemdir. Mimarlık, müzik, resim ve heykelin etkileyici temalar altında birleştirilmesi amacını güder. Abartılı hareket duygusu ve net gözüken detayları ile dönemin müzik ve edebiyatında da kendini gösterir. Yoğun bir etki bırakan bu anlatım biçimi kendi alanında fazla eser verildiğinden bir dönem adı olarak anılmaya başlanmıştır. 1600'lerde Roma'da kilise etkisinde doğmuşsa da tüm Avrupa'ya yayılmıştır.
Mimaride Mimar Louis Le Vau ve bahçeci André Le Nôtre tarafından yapılan Versailles Sarayı, Barok mimarisinin en tipik örneklerindendir. Bunun yanında resimde Caravaggio, Rembrandt, Rubens, Vermeer; heykelde Gianlorenzo Bernini; müzikte Johann Sebastian Bach, Antonio Vivaldi, L'Estro Armonico, Domenico Scarlatti, Georg Friedrich Handel, Georg Philipp Telemann Barok tarzında eser vermiş kişilere örnek teşkil eder.
Barok Felsefesi
Barok düşüncesinin oluşumunda ve gelişiminde şüphesiz Otuz yıl Savaşlarının etkisi büyüktür. Otuz yıl savaşları diye anılan mezhep kavgaları tüm Avrupa'yı etkilemiş ve Barok devrinin belirleyicisi olmuştur. Bu dönemde, Rönesans devrinde başlayan sosyo-ekonomik gelişmenin yerine duraksamanın ve geri kalmanın hüküm sürdüğü görülmektedir.
Barok çağında prensler güçlerini din ile birleştirmişler ve bu durum da yeni mutlakiyet rejiminin temellerini oluşturmuştur. Reformasyon'un prenslere ve hükümdarlara kazandırdığı güç, Protestanlık mezhebinin yapıcılarının himayeleri altına girmelerinin nedenlerindendir. Bu dönemde din ve siyaset eleledir. Katolik kilisesi de mutlakiyet rejimiyle benzer özelliklere sahiptir. Katolik mezhebi yaptıklarını ve geleneklerini insanların kalple anlamalarını istiyor ve keyfiliğin kiliseye herhangi bir zararının olmayacağını düşünerek düzenleyici akla önem veriyordu. Mutlakiyet rejimi de aynı şekilde uygulamalar içindeydi; sadece farklı olan hedeflerdi. Mutlakiyet bu dünyayla ve devletle ilgileniyordu; öte yandan Katolik mezhebi ise öte dünyayla ilgiliydi ve öte dünyada mutluluk vaad ediyordu. İşte böyle bir mücadele içinde imparator öne çıkıyor, Katolik mezhebinin güçlenmesiyle imparatorlar da güçleniyor, tüm kudreti kendilerinde görüyorlardı. Barok devri işte böyle bir üsluba sahipti.
Bu dönemde prensler ve soylular sahip oldukları kudreti ihtişamlı, şatafatlı, şanlarına yakışır bir şekilde göstermek eğiliminde olmuşlardır. Bu şatafatlı, süslü, görkemli görünme isteği tüm sanat dallarında ve tüm devir boyunca kendini göstermiştir. Saraydaki şairler,ressamlar,müzisyenler bağımsız olarak eserlerini icra edemiyorlardı. Barok sarayları, havuzları, süslü ağaçları, insanı büyüler nitelikte ve muazzam şekilde yapılıyordu.Ayrıca görkemli duvar ve tavan işlemeleri, Tanrı ve mitoloji konulu resimler kralın şanının ve ihtişamının sanata yansımış şekliydi. Tabiatı örtmek ve onun üstüne yeni bir şeyler inşa etmek hevesi vardı.Süs, gösteriş ve ihtişam kıyafetlere de yansımış, barok devri kıyafetleri zengin etekler, geniş kenarlı şapkalar, uzun peruklar şeklindeydi.
Bu dönemde diğer dönemlerden farklı olarak akıl, duygu, din, korku ve sevinçler bir aradadır. Barok insanı her ne kadar şaşaalı bir görünüme bürünse de onu kötümser ve karşıt düşünceler içinde olan bir devrin insanı olarak görmek ve değerlendirmek yanlış olmaz. Çünkü barok insanı bitmek bilmeyen mücadele ve savaşların yükünü artık taşıyamamaktaydı. Böyle özelliklere ve karşıtlıklara sahip barok insanı şüphesiz Otuzyıl savaşlarından, mezhep kavgalarından etkilendiği için bu modele bürünmüştür. Otuz yıl savaşlarını etkisiyle hayatın geçiciliği bilincine varmış ve 11. yüzyıldaki gibi “memento mori”(ölümü hatırla) düşüncesi hayata hakim olmuştur. Diğer yandan içine düşmüş kaosu yeniden düzenlemek amacıyla akıl bu devirde önemli bir yer teşkil etmiştir. Paskal, Descartes, Newton bu devrin önemli bilim adamlarıdır. Dağınık, parçalanmış bir kültür ve dünya görüşüne sahip olan barok insanı hem bu dünya hem de öte dünya inancıyla iç içe yaşamıştır. Bir yandan otuzyıl savaşlarının da etkisiyle dünyanın acılarından ve eziyetlerinden bırakarak dine yönelen insan(memento mori-ölümü hatırla düşüncesi), diğer taraftan da bu dünyanın kötülüklerinden kurtulmaya çalışan, dünyanın tadını çıkaran, gününü gün eden insan (carpe diem-gününü gün et düşüncesi) bu dönemde iç içedir. Bu döneme özgü eser ve yapıtlarda bu karşıtlığı ve üslubu rahatlıkla fark edebiliriz.
Barok Sanat
17.yüzyılda gelişen yeni sanat üslubu Rönesans devrinden ayrı , hatta ona tümüyle karşıt şekilde gelişmiş bir sanat üslubudur. İşte resim, heykeltıraş, mimari, müzik, edebiyat gibi sanat dallarını içine alan ve yepyeni bir üsluba sahip olan bu yeni oluşuma “Barok sanat” adı verilmiştir. Barok sanatının keşfedilmesi 20.yüzyılda olmuştur ve bu sanat Katolik ruhunda biçimlendiği için “karşı reformasyon sanatı””Kunst der Gegenreformation” olarak adlandırılmıştır.Barok devri Rönesans devrine karşıt olarak daha açık ve serbest bir üsluba sahiptir. Özellikle edebiyat ve plastik sanatlarda aşırı süsleme, ölüm korkusu ve yaşam sevinci, bu dünya ve öte dünya düşüncesi gibi antitez, karşıtlık içeren konulara büyük ilgi duyulmaktadır ve bu karşıtlık barok eser ve yapıtlarında kendini göstermektedir. Böyle bir üsluba sahip barok sanatında “diyalektik gerilim ilişkileri” söz konusudur.
Barok müzik
Barok döneminde müzik yine kontrast “karşıtlık” kavramı içinde gelişir. Bu dönemin müzik eserlerinde aynı tınıdaki çalgılar adeta birbirleriyle savaşırcasına ve karşıtlık oluştururcasına kendilerini gösterirler.Barok dönemi müziğine Johann Sebastian Bach damgasını vurmuş ve tüm Avrupa onun eserlerinin ve bestelerinin etkisinde kalmıştır.
Kontrastlar üzerine kurulan Barok müzikte ritmik yapıda da büyük gelişmeler olur. Vurgular Rönesans devrinden farklı olarak abartılmıştır. Bu dönemde doğan opera ve kontatlar günümüzde de olduğu gibi abartılı bir tarzda seslendirilmiştir. Ses ve çalgı müziğinin birleştirilmesi yine bu dönemde olmuştur.Barok döneminin en gözde çalgıları klavsen ve harprikortlar olmuştur.
İtalyan müziği döneme damgasını vurmuştur ve Almanya’da operanın doğmasına ve gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bu özelliği ile İtalya Barok devrinin başladığı yer ya da bu devrin babası olarak adlandırılır. Johann Sebastian Bach’ın yanında Joseph Haydn de Barok döneminin önde gelen bir müzik adamıydı. O enstrumental müziğin ustası olarak gösteriliyor ve senfoni, sonat, vurgu çalgıların biçimlerini ortaya koyuyor, oratoryalar besteliyordu. Şüphesiz bu dönemde müzik adamı olarak bir dev olan Mozart’tan bahsetmemek olmaz.. Mozart Barok devrinde şuan bile tüm dünya tarafından örnek alınacak, kalitesine ulaşamadığımız, son derece önemli ve güzel eserler bırakmıştır. ”Saraydan kız kaçırma”, ”Figoro’nun düğünü”, “Don Giovanni(Don Juan)” bu eserlerden sadece
--------------------------------------------------------------------------------
Barok, Avrupa'da yaygınlaşan sanatta bir anlatım biçimidir. Başlangıcı ve bitişi için kesin bir tarih verilememekle birlikte 16. ve 18. yüzyıllar arasında oluşup şeklini almış bir dönemdir. Mimarlık, müzik, resim ve heykelin etkileyici temalar altında birleştirilmesi amacını güder. Abartılı hareket duygusu ve net gözüken detayları ile dönemin müzik ve edebiyatında da kendini gösterir. Yoğun bir etki bırakan bu anlatım biçimi kendi alanında fazla eser verildiğinden bir dönem adı olarak anılmaya başlanmıştır. 1600'lerde Roma'da kilise etkisinde doğmuşsa da tüm Avrupa'ya yayılmıştır.
Mimaride Mimar Louis Le Vau ve bahçeci André Le Nôtre tarafından yapılan Versailles Sarayı, Barok mimarisinin en tipik örneklerindendir. Bunun yanında resimde Caravaggio, Rembrandt, Rubens, Vermeer; heykelde Gianlorenzo Bernini; müzikte Johann Sebastian Bach, Antonio Vivaldi, L'Estro Armonico, Domenico Scarlatti, Georg Friedrich Handel, Georg Philipp Telemann Barok tarzında eser vermiş kişilere örnek teşkil eder.
Barok Felsefesi
Barok düşüncesinin oluşumunda ve gelişiminde şüphesiz Otuz yıl Savaşlarının etkisi büyüktür. Otuz yıl savaşları diye anılan mezhep kavgaları tüm Avrupa'yı etkilemiş ve Barok devrinin belirleyicisi olmuştur. Bu dönemde, Rönesans devrinde başlayan sosyo-ekonomik gelişmenin yerine duraksamanın ve geri kalmanın hüküm sürdüğü görülmektedir.
Barok çağında prensler güçlerini din ile birleştirmişler ve bu durum da yeni mutlakiyet rejiminin temellerini oluşturmuştur. Reformasyon'un prenslere ve hükümdarlara kazandırdığı güç, Protestanlık mezhebinin yapıcılarının himayeleri altına girmelerinin nedenlerindendir. Bu dönemde din ve siyaset eleledir. Katolik kilisesi de mutlakiyet rejimiyle benzer özelliklere sahiptir. Katolik mezhebi yaptıklarını ve geleneklerini insanların kalple anlamalarını istiyor ve keyfiliğin kiliseye herhangi bir zararının olmayacağını düşünerek düzenleyici akla önem veriyordu. Mutlakiyet rejimi de aynı şekilde uygulamalar içindeydi; sadece farklı olan hedeflerdi. Mutlakiyet bu dünyayla ve devletle ilgileniyordu; öte yandan Katolik mezhebi ise öte dünyayla ilgiliydi ve öte dünyada mutluluk vaad ediyordu. İşte böyle bir mücadele içinde imparator öne çıkıyor, Katolik mezhebinin güçlenmesiyle imparatorlar da güçleniyor, tüm kudreti kendilerinde görüyorlardı. Barok devri işte böyle bir üsluba sahipti.
Bu dönemde prensler ve soylular sahip oldukları kudreti ihtişamlı, şatafatlı, şanlarına yakışır bir şekilde göstermek eğiliminde olmuşlardır. Bu şatafatlı, süslü, görkemli görünme isteği tüm sanat dallarında ve tüm devir boyunca kendini göstermiştir. Saraydaki şairler,ressamlar,müzisyenler bağımsız olarak eserlerini icra edemiyorlardı. Barok sarayları, havuzları, süslü ağaçları, insanı büyüler nitelikte ve muazzam şekilde yapılıyordu.Ayrıca görkemli duvar ve tavan işlemeleri, Tanrı ve mitoloji konulu resimler kralın şanının ve ihtişamının sanata yansımış şekliydi. Tabiatı örtmek ve onun üstüne yeni bir şeyler inşa etmek hevesi vardı.Süs, gösteriş ve ihtişam kıyafetlere de yansımış, barok devri kıyafetleri zengin etekler, geniş kenarlı şapkalar, uzun peruklar şeklindeydi.
Bu dönemde diğer dönemlerden farklı olarak akıl, duygu, din, korku ve sevinçler bir aradadır. Barok insanı her ne kadar şaşaalı bir görünüme bürünse de onu kötümser ve karşıt düşünceler içinde olan bir devrin insanı olarak görmek ve değerlendirmek yanlış olmaz. Çünkü barok insanı bitmek bilmeyen mücadele ve savaşların yükünü artık taşıyamamaktaydı. Böyle özelliklere ve karşıtlıklara sahip barok insanı şüphesiz Otuzyıl savaşlarından, mezhep kavgalarından etkilendiği için bu modele bürünmüştür. Otuz yıl savaşlarını etkisiyle hayatın geçiciliği bilincine varmış ve 11. yüzyıldaki gibi “memento mori”(ölümü hatırla) düşüncesi hayata hakim olmuştur. Diğer yandan içine düşmüş kaosu yeniden düzenlemek amacıyla akıl bu devirde önemli bir yer teşkil etmiştir. Paskal, Descartes, Newton bu devrin önemli bilim adamlarıdır. Dağınık, parçalanmış bir kültür ve dünya görüşüne sahip olan barok insanı hem bu dünya hem de öte dünya inancıyla iç içe yaşamıştır. Bir yandan otuzyıl savaşlarının da etkisiyle dünyanın acılarından ve eziyetlerinden bırakarak dine yönelen insan(memento mori-ölümü hatırla düşüncesi), diğer taraftan da bu dünyanın kötülüklerinden kurtulmaya çalışan, dünyanın tadını çıkaran, gününü gün eden insan (carpe diem-gününü gün et düşüncesi) bu dönemde iç içedir. Bu döneme özgü eser ve yapıtlarda bu karşıtlığı ve üslubu rahatlıkla fark edebiliriz.
Barok Sanat
17.yüzyılda gelişen yeni sanat üslubu Rönesans devrinden ayrı , hatta ona tümüyle karşıt şekilde gelişmiş bir sanat üslubudur. İşte resim, heykeltıraş, mimari, müzik, edebiyat gibi sanat dallarını içine alan ve yepyeni bir üsluba sahip olan bu yeni oluşuma “Barok sanat” adı verilmiştir. Barok sanatının keşfedilmesi 20.yüzyılda olmuştur ve bu sanat Katolik ruhunda biçimlendiği için “karşı reformasyon sanatı””Kunst der Gegenreformation” olarak adlandırılmıştır.Barok devri Rönesans devrine karşıt olarak daha açık ve serbest bir üsluba sahiptir. Özellikle edebiyat ve plastik sanatlarda aşırı süsleme, ölüm korkusu ve yaşam sevinci, bu dünya ve öte dünya düşüncesi gibi antitez, karşıtlık içeren konulara büyük ilgi duyulmaktadır ve bu karşıtlık barok eser ve yapıtlarında kendini göstermektedir. Böyle bir üsluba sahip barok sanatında “diyalektik gerilim ilişkileri” söz konusudur.
Barok müzik
Barok döneminde müzik yine kontrast “karşıtlık” kavramı içinde gelişir. Bu dönemin müzik eserlerinde aynı tınıdaki çalgılar adeta birbirleriyle savaşırcasına ve karşıtlık oluştururcasına kendilerini gösterirler.Barok dönemi müziğine Johann Sebastian Bach damgasını vurmuş ve tüm Avrupa onun eserlerinin ve bestelerinin etkisinde kalmıştır.
Kontrastlar üzerine kurulan Barok müzikte ritmik yapıda da büyük gelişmeler olur. Vurgular Rönesans devrinden farklı olarak abartılmıştır. Bu dönemde doğan opera ve kontatlar günümüzde de olduğu gibi abartılı bir tarzda seslendirilmiştir. Ses ve çalgı müziğinin birleştirilmesi yine bu dönemde olmuştur.Barok döneminin en gözde çalgıları klavsen ve harprikortlar olmuştur.
İtalyan müziği döneme damgasını vurmuştur ve Almanya’da operanın doğmasına ve gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bu özelliği ile İtalya Barok devrinin başladığı yer ya da bu devrin babası olarak adlandırılır. Johann Sebastian Bach’ın yanında Joseph Haydn de Barok döneminin önde gelen bir müzik adamıydı. O enstrumental müziğin ustası olarak gösteriliyor ve senfoni, sonat, vurgu çalgıların biçimlerini ortaya koyuyor, oratoryalar besteliyordu. Şüphesiz bu dönemde müzik adamı olarak bir dev olan Mozart’tan bahsetmemek olmaz.. Mozart Barok devrinde şuan bile tüm dünya tarafından örnek alınacak, kalitesine ulaşamadığımız, son derece önemli ve güzel eserler bırakmıştır. ”Saraydan kız kaçırma”, ”Figoro’nun düğünü”, “Don Giovanni(Don Juan)” bu eserlerden sadece