02-02-2008, 04:21 PM
Ben Affleck ve Matt Damon’ın 70. Oscar Ödül Töreni’nde En İyi Senaryo Oscar’ını kazandıkları anı unutamıyorum. İki genç sinemacının o anki mutluluğu “Amerikan Rüyası” kavramının karşılığıydı benim için. Bu nedenle de uzun bir aranın ardından Ben Affleck’in tekrar kamera arkasına geçeceğini duymak beni oldukça heyecanlandırdı diyebilirim. Sizi bilmem ama sanırım ben yaklaşık on yıldır bu filmin çekilmesini bekliyordum.
Affleck’in ilk yönetmenlik deneyimi olan Kızımı Kurtarın, özünde basit bir dedektiflik hikayesi anlatmakta. Ancak hem sunduğu farklı dedektif kimliği, hem de hikayesini kurgulayış biçimi ile alışıldık ‘kayıp aranıyor’ filmlerinden hemen ayrışmakta.
Bildiğiniz gibi esrarengiz dedektiflerin karanlık şehir sokaklarında kol gezdiği eski kara filmlerin hikayeleri hep çok boyutludur. Elde edilen bir ipucu farklı kapıları açar ve filmin sonunda dedektifimiz kendisini yola çıktığı noktadan kilometrelerce uzakta, bambaşka bir olayı soruştururken bulur.
Bu anlatım biçiminin Kızımı Kurtarın’da yeniden hayat bulduğunu söyleyebiliriz. Olay örgüsünün filmin ilk yarım saati içerisinde çözülüyormuş gibi göründüğüne bakmayın, aslında film tam o noktada daha yeni başlıyor. Sürpriz gelişmeler, elde edilen yeni ipuçları ve öyküyü bir anda alt-üst eden karakter dönüşümleri ile Kızımı Kurtarın, eski zamanlardan kopup gelen modern bir kara film tadında.
Ben Affleck’in açılış sahnesinde bizleri buluşturduğu şehir ve mahalle manzaraları, filmin ‘modern’ ve bir o kadar da marjinal zamanlara ait olduğunu en güzel vurgulayan unsurlar. Anlaşılan Affleck’in Can Dostum’un içine yerleştirdiği Boston imajı yeni filmine de ilham vermiş. Yönetmenin film boyunca şehir hayatı üzerinden kurguladığı zorlu var oluş kavgası, öykünün atmosferi ve gidişatı ile muhteşem bir uyum içinde. Kara filmlere konu olan karmaşık şehir imgesini modern zamanlara uyarlayan Affleck’in dedektif karakteri de bir o kadar kendine özgü.
Filmde Casey Affleck tarafından canlandırılan dedektif Patrick Kenzie, kafamızda canlanan fötr şapkalı, takım elbiseli dedektif imajını yıkmak için tasarlanmış neredeyse. Sokak ağzıyla konuşan, mahallenin en belalı suçlularıyla arkadaşlık eden ve alelade giyinişiyle sıradan bir kenar mahalle delikanlısını andıran Kenzie, özene bezene yaratılmış bir karakter. Kenzie’nin film süresince anlatılan kişisel büyüme öyküsü ise Örümcek Adam 3’teki değişim hikayesine taş çıkaracak nitelikte.
Son derece özgün ve günümüze uygun bir dedektif kimliği çizen Kenzie’yi zayıflaştıran tek öğe ise Casey Affleck’in silik performansı. Aslına bakarsanız Casey Affleck de tıpkı ağabeyi Ben Affleck gibi filmde anlatılan kenar mahalle ortamını koklamış bir isim. Ancak kardeş Affleck, kişisel deneyimlerini Kenzie’yi geliştirmek ve nefes alan bir karaktere dönüştürmek için kullanmamışa benziyor.
Casey Affleck’in özensiz performansı Kenzie’nin geçmiş alışkanlıklarının ve duygusal çatışmalarının sözel düzeyde kalmasına neden oluyor. Oysa bana kalırsa alışıldık dedektif sureti ile mükemmel bir çatışma yaratan Patrick Kenzie, daha agresif ve kendinden emin bir performansla sinema tarihinin en önemli karakterlerinden birine dönüştürülebilirmiş. Diğer yandan filmde küçük Amanda’nın annesi Helene’i canlandıran Amy Ryan, son derece klişe bir karaktere orijinallik katan başarılı performansıyla Casey Affleck’i gölgede bırakıyor kanımca.
Kızımı Kurtarın, Ben Affleck’in yönetmenlik becerisini konuşturduğu son derece başarılı bir film. Etkileyici ışık ve kadraj kullanımıyla çarpıcı manzara fotoğraflarına dönüştürülen görsel ayrıntılar, anlatılan öyküyü zenginleştiriyorlar. Dahası süresi boyunca izleyicilerin bilgisini karakterlerin bilgisiyle sınırlı tutan film, bu yolla son dakikalarında öne çıkan ahlaki tartışmanın çarpıcılığını da artırıyor. Filmin bu haliyle neo-noir adı verilen yeni dönem kara filmlerin en etkileyicilerinden birine dönüştüğünü de iddia edebiliriz.
Kısacası filmin bütün özellikleri Ben Affleck’in görüntü ve hikaye yakalamaktaki ustalığını kanıtlıyor. Benim dileğim gelecek yıllarda Ben Affleck’in bugüne kadar kayda değer bir başarı elde edemediği oyunculuk kariyerini bir kenara bırakıp, yönetmenliğe yoğunlaşması yönünde. Kızımı Kurtarın, bu konudaki haklılığımı kanıtlayan bir film. Kaçırmamanızı öneririm.
Affleck’in ilk yönetmenlik deneyimi olan Kızımı Kurtarın, özünde basit bir dedektiflik hikayesi anlatmakta. Ancak hem sunduğu farklı dedektif kimliği, hem de hikayesini kurgulayış biçimi ile alışıldık ‘kayıp aranıyor’ filmlerinden hemen ayrışmakta.
Bildiğiniz gibi esrarengiz dedektiflerin karanlık şehir sokaklarında kol gezdiği eski kara filmlerin hikayeleri hep çok boyutludur. Elde edilen bir ipucu farklı kapıları açar ve filmin sonunda dedektifimiz kendisini yola çıktığı noktadan kilometrelerce uzakta, bambaşka bir olayı soruştururken bulur.
Bu anlatım biçiminin Kızımı Kurtarın’da yeniden hayat bulduğunu söyleyebiliriz. Olay örgüsünün filmin ilk yarım saati içerisinde çözülüyormuş gibi göründüğüne bakmayın, aslında film tam o noktada daha yeni başlıyor. Sürpriz gelişmeler, elde edilen yeni ipuçları ve öyküyü bir anda alt-üst eden karakter dönüşümleri ile Kızımı Kurtarın, eski zamanlardan kopup gelen modern bir kara film tadında.
Ben Affleck’in açılış sahnesinde bizleri buluşturduğu şehir ve mahalle manzaraları, filmin ‘modern’ ve bir o kadar da marjinal zamanlara ait olduğunu en güzel vurgulayan unsurlar. Anlaşılan Affleck’in Can Dostum’un içine yerleştirdiği Boston imajı yeni filmine de ilham vermiş. Yönetmenin film boyunca şehir hayatı üzerinden kurguladığı zorlu var oluş kavgası, öykünün atmosferi ve gidişatı ile muhteşem bir uyum içinde. Kara filmlere konu olan karmaşık şehir imgesini modern zamanlara uyarlayan Affleck’in dedektif karakteri de bir o kadar kendine özgü.
Filmde Casey Affleck tarafından canlandırılan dedektif Patrick Kenzie, kafamızda canlanan fötr şapkalı, takım elbiseli dedektif imajını yıkmak için tasarlanmış neredeyse. Sokak ağzıyla konuşan, mahallenin en belalı suçlularıyla arkadaşlık eden ve alelade giyinişiyle sıradan bir kenar mahalle delikanlısını andıran Kenzie, özene bezene yaratılmış bir karakter. Kenzie’nin film süresince anlatılan kişisel büyüme öyküsü ise Örümcek Adam 3’teki değişim hikayesine taş çıkaracak nitelikte.
Son derece özgün ve günümüze uygun bir dedektif kimliği çizen Kenzie’yi zayıflaştıran tek öğe ise Casey Affleck’in silik performansı. Aslına bakarsanız Casey Affleck de tıpkı ağabeyi Ben Affleck gibi filmde anlatılan kenar mahalle ortamını koklamış bir isim. Ancak kardeş Affleck, kişisel deneyimlerini Kenzie’yi geliştirmek ve nefes alan bir karaktere dönüştürmek için kullanmamışa benziyor.
Casey Affleck’in özensiz performansı Kenzie’nin geçmiş alışkanlıklarının ve duygusal çatışmalarının sözel düzeyde kalmasına neden oluyor. Oysa bana kalırsa alışıldık dedektif sureti ile mükemmel bir çatışma yaratan Patrick Kenzie, daha agresif ve kendinden emin bir performansla sinema tarihinin en önemli karakterlerinden birine dönüştürülebilirmiş. Diğer yandan filmde küçük Amanda’nın annesi Helene’i canlandıran Amy Ryan, son derece klişe bir karaktere orijinallik katan başarılı performansıyla Casey Affleck’i gölgede bırakıyor kanımca.
Kızımı Kurtarın, Ben Affleck’in yönetmenlik becerisini konuşturduğu son derece başarılı bir film. Etkileyici ışık ve kadraj kullanımıyla çarpıcı manzara fotoğraflarına dönüştürülen görsel ayrıntılar, anlatılan öyküyü zenginleştiriyorlar. Dahası süresi boyunca izleyicilerin bilgisini karakterlerin bilgisiyle sınırlı tutan film, bu yolla son dakikalarında öne çıkan ahlaki tartışmanın çarpıcılığını da artırıyor. Filmin bu haliyle neo-noir adı verilen yeni dönem kara filmlerin en etkileyicilerinden birine dönüştüğünü de iddia edebiliriz.
Kısacası filmin bütün özellikleri Ben Affleck’in görüntü ve hikaye yakalamaktaki ustalığını kanıtlıyor. Benim dileğim gelecek yıllarda Ben Affleck’in bugüne kadar kayda değer bir başarı elde edemediği oyunculuk kariyerini bir kenara bırakıp, yönetmenliğe yoğunlaşması yönünde. Kızımı Kurtarın, bu konudaki haklılığımı kanıtlayan bir film. Kaçırmamanızı öneririm.