Pelin Karahan Fan

Tam Versiyon: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Özgüven ve Kendini değerli hissetmek
Özgüven ne demektir?
Özgüven bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir değişle kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir.
Çocuk nasıl bir ortamda kendisini değerli hisseder ve özgüveni olur?
Çocuğun kendisini değerli hissetmesinde rol oynayan etkenler


Daha ilk yaşlardan, çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri, hayatlarındaki önemli insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.
Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen, göven duyulan ve sorumluluklar verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.
Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.

Çocukların özgüvenlerini sağlamak için :
1 . Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin.
Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin.
2 . Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin.
Unutmayın kendine özgüven duymak kendini begenmişlik ya da kibirlilik demek değildir. Özgüven sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik içinde hissetmekdir. Başarısı ile şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan özgüveni yok ya da düşük demektir.
3 . Çocuğunuzun gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun.
Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin. Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler.
4 . Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkartmasında yardımcı olun Çocuklar birbirlerinden farklıdır.
Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine göven duymalarını sağlamış olursunuz.
5 . Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösterin.
Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın.
6 . Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun.
Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatca paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar. "Söylediğin kadar da kötü değilmiş" ya da "Geçer canım merak etme" şeklinde cevap verme yerine, onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın.
7 . Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın.
Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda, kızınca bağırmanın normal olduğu mesajını verirsiniz.
8 . Beklentileriniz çocuğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının.
Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun birşeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.
9 . Çocuklarınıza sorumluluklar verin Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler.
10. Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil herşeyine değer verdiğinizi ve taktir ettiğinizi belirtin.
Küçük bile olsa yaptığı güzel birşey ya da davranışı için onu övün ve bunun ne kadar önemli olduğunu belirtin.
11 .Ne yaparlarsa yapsınlar onları bağışlayın ve sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin.
Çocuklarınızı disiplin edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disiplin etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın.
12 . Birlikte vakit geçirin. Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin.
13 . Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun
"Yardimlarin çok işime yaradı, teşekkür ederim" ya da " Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim" gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin.
14 . Çocuğunuzla ilgili problemeleri onu suçlamadan ya da onun karekterini eleştirmeden tartışın.
Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarfederler. Onun karakterine değil yaptığı şeye hitap ederek konuşun.
--------------------------------------------------------------------------------

Bebeğim Çok İştahsız, Acaba Psikolojik mi?

Beslenmede yeterliliğinin gelişmesi pek çok açıdan çocuğun hayatında önemli bir yere sahiptir. Çocuk dürtülerini amaçlı etkinliğe dönüştürmeye başlar, bedenini düzenlemeye ve kontrol etmeye başlar, çevresel beklentilere ve kurallara adapte olmaya başlar ve öte yandan beslenme süreci diğer bireylerle sağlıklı ilişkiler geliştirmek açısından önemli bir işlev taşır. Çocuk beslenme rutinlerini geliştirirken belirli davranışları da öğrenmektedir:
Yeme saatlerindeki ardışık aktiviteleri
Yeme saatlerinde uyulması gereken sosyal kuralları
Yeme saati rutinleri içinde çeşitli duyusal, motor, bilişsel ve iletişimsel entegrasyon
Otonomi ve belirli yemek seçeneklerinin gelişimi
Diğerlerinin beklentilerine ve sınırlarına uyum
İçsel dürtülerin kendi kendine doyurulması gibi…
Yeme, beslenme ve iştah ile ilgili sorunları değerlendirirken öncelikle emme, yutma zorlukları, reflü gibi medikal nedenler, taktil (dokunmaya) aşırı hassasiyet gibi emmeyi, bazı besinleri ağza almayı zorlaştıran faktörler dikkate alınmalıdır. Kilo kaybı durumlarında emilim sorunları, barsak problemleri ya da gelişme geriliğine neden olabilecek hormonal faktörlerin de incelenmesi gerekli olabilir.
Beslenme sorunları olan çocuklar sıklıkla ilişki sorunları yaşayan ebeveynlere sahiptir (Daws, 1994). Büyüme geriliği olan çocuklarda enerji yetersizliklerine bağlı gelişimsel gerilikler, kas güçsüzlükleri, yorgunluk sıktır. Ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki bakım vericilik becerilerindeki yetersizlikler nedeniyle genellikle sosyal ve duygusal sorunlara yol açar.
Chatoor, Greenspan’in duygusal gelişim modelini kullanarak beslenme gelişiminde üç aşama olduğunu öne sürmüştür:
homeostasis
bağlanma
ayrılma
İlk aşama olan homeostasis evresi: Süt çocuğu kendini sakinleştirebilme, uykunun ritmini oluşturma, beslenme ve dışa atım döngülerini geliştirme becerilerini eş zamanlı olarak kazanır. Başarılı bir beslenme süreci koordine edilebilen emme, yutma, beslenme sırasında sakin kalabilme, açlık ve tokluk sinyallerini algılama ve ifade edebilme becerilerinin kazanımını gerektirir. Annenin memesi ya da şişeyi ağzına aldığında, uygun bir pozisyonda ve ebeveyni ile uygun bir karşılıklı ilişki içinde olmalıdır. Hayatın ilk aşamalarında yeme ve sindirme düzeni uyku-uyanıklık döngülerinin gelişime paralel olarak gelişir. Tüm bu becerilerin gelişiminde bebek, kendi açlık-tokluk, uyku-uyanıklık döngülerinin ip uçlarına duyarlı ve uygun yanıtlar veren ebeveyne ihtiyaç duyar. Empati becerileri yüksek, orta derecede müdahaleci ve besleme becerileri yeterli olan annelerin çocuklarında daha az beslenme sorunları olduğu görülmüştür (Brody & Axelrod, 1970).
Her türlü sıkıntı belirtisine yemek verilerek karşılık gören bir bebek daha sonra sıkıntı duyduğunda yemek gelmesini bekleyecektir. Sürekli olarak beslenen bir bebek tokluk ve açlık hissini geliştiremeyecektir. Öte yandan, ebeveynin ihmali, depresyonu, ailevi zorluklar çocuktaki açlık durumlarına yetersiz yanıt verilmesine neden olabilmektedir.
Bazen aşırı duyarlı bebekler saatlerce ağzında besinleri tutabilir ya da ağzını açmayı reddedebilir. Bu çocuklar diğer taktil (dokunma) uyaranlara da aşırı tepkiler verebilirler. Bazen beden pozisyonu rahatsız edebilir ve örneğin beslenme zorlukları sadece yatar pozisyonda beslenmeye zorlandığında ortaya çıkabilir. Kimi zaman ebeveynler aşırı hassas, dirençli çocukları beslerken onların dikkatlerini dağıtmak için TV’yi ya da dönen cisimleri kullanabilir. Bu durumlarda beslenme süreci yakınlık içermeyen, mekanik bir iletişime dönüşebilir ve kırılması zor bir alışkanlık halini alabilir. Yemek yemeyi reddeden, dirençli çocuklar ebeveynde reddedilme duygusu uyandırabilir ve kaygılarını arttırabilir. Ebeveyn çocuğun ip uçlarını dikkate almaksızın, suçluluk duygularını giderme amacıyla çocuğu aşırı besleme davranışı geliştirebilir. Bu da, beslenme sürecindeki kısır döngüyü pekiştirebilir.
İkinci aşama olan bağlanma evresi: Emzirme sürecinde anne ve bebek arasında eşine az rastlanır bir karşılıklı sözel ve görsel ilişki gelişir. Bağlanmanın gelişiminde besleme deneyiminin rolü oldukça önemlidir. Spitz, 1945’de bakım vericisini aniden kaybeden bebeklerde iştah kaybı, depresif duygulanım, fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişim ve büyümenin yavaşlaması gibi belirtilerin görüldüğü “anaklitik depresyon” durumunu tanımlamıştır.
Öte yandan kendi anneleri tarafından reddedilen anneler çocuklarını daha fazla reddetmekte, kaçıngan, güvensiz bağlanma geliştirmektedirler. Bu anneler oyun ya da beslenme sırasında çocuktan gelen ip uçlarını yetersiz olarak fark etmektedirler. Zayıf bağlanma geliştiren bebeklerin göz teması daha kısıtlıdır, apatik bir görünümleri olabilir. Çevrelerine karşı aşırı tepkisel olabilirler.
Üçüncü aşama olan ayrılma ve bireyselleşme evresi: 6 ay ile 3 yaş arası bebek için bakım vericiden ayrılmanın aşama aşama gerçekleştiği ve kendilik hissinin oluşmaya başladığı yıllardır. Bağımlılık ve otonomi denemeleri yaşanır. 7-9. aylardan itibaren bebek kendi kendini beslemeye başlar. 12-18. aylarla birlikte bebek oyun ve beslenme sırasında kendi tercihlerini sunmaya başlar. Tok olduğunu, aç olduğunu, yorgun olduğunu önceleri sözel olmayan dille ifade eder. Zamanla sözel ifadeler artar ve ilerleyen yaşla birlikte yemek yeme saatleri sosyal kuralları olan, aile bireylerinin bir araya geldiği önemli bir etkinlik olur. Çocuğun ilerleyen yaşla birlikte ilerleyen becerilerine ve otonomisine ebeveyn uygun yanıtlar vermelidir. Çocuğun doyduğu noktadan sonra beslemeye devam etmek, toklukla ilgili “başını çevirme”, “sallanma” gibi belirtileri dikkate almama zamanla çocukta beslenmeye karşı bir direnç oluşmasına ve beslenme deneyiminin sıkıntı verici bir süreç olarak yaşanmasına yol açabilir. Beslenme saatini hatırlatan durumlar çocukta kaygı yaratabilir. Bu durum “posttravmatik yeme bozukluğu” olarak da tanımlanmaktadır (Chatoor ve ark, 1988). Çocuklar ağızlarını sıkıca kapatabilir, ya da yedikten sonra kusma davranışı gösterebilir.
Yemenin reddedildiği ya da aşırı bir seçiciliğin görüldüğü “infantil anoreksi nervoza” durumları bu süreçte gelişebilir (Chatoor, 1989).
Çeşitli Yeme Bozuklukları
30 -71 haftalık 841 bebekle İsveç’te yapılan bir çalışmada (Lindberg ve ark, 1991), beslenme sorunları (kolik, kusma, iştahsızlık, yemeyi reddetme, yutma sorunları, katı gıdaları reddetme olarak tanımlanmış) ile çeşitli faktörlerin ilişkisi incelenmiş.
· Kızlarda yeme sorunları daha sık
· Yeme sorunları olan çocuklar daha fazla kardeşe sahip
· Kolik olan çocuklar beslenme sırasında daha az konsantre olabiliyorlar
· Yeme sorunları olan çocuklarda çalışan anne oranı daha fazla
· Ailede daha önce yeme sorunu öyküsü daha fazla
· Kolik ya da yemeyi reddeden grupta gebelik sırasında fiziksel sorunlar daha fazla
· Şiddetli emzirme sorunları ve kusmalar
· Kolik grupta daha fazla diyare ve yemek sırasında daha fazla irritabilite
· Çocuğun sağlığı ile ilgili daha fazla kaygı

Büyüme – Gelişme Geriliği
Büyüme- Gelişme Geriliği (BGG) olan çocukların ailelerinde yoksulluk, şiddet, medde kullanımı, suça karışma ve bozulmuş ilişkiler daha fazla görülmektedir. Kontrollerle karşılaştırıldığında BGG olan çocukların anneleri kendi çocukluklarında cinsel y ada fiziksel istismara ya da ihmale daha fazla maruz kaldıkları görülmüştür. Bu annelerin daha fazla güvensiz bağlanma gösterdikleri ve çocukları hakkında daha fazla negatif algı ifade ettikleri belirtilmektedir. Bu anneler daha az yanıt verici, daha az esnek, kontrol edici, müdahaleci, daha az kabul edicidir, fiziksel cezalandırmayı daha çok kullanmaktadırlar.
İnfantil anoreksi nervozası olan çocukların anneleri çocuklarını besleme esnasında daha beceriksizce tuttukları, kabaca ve sert bir şekilde yönlendirdikleri, onlardan gelen mesajları kaçırdıkları, ağızlarına zorla besin vermeye çalıştıkları gözlenmiştir (Chatoor ve ark, 1987).
Okul öncesi dönemde lisan, artık karşılaştırma yapabilme yetisini kazanmıştır. Oyunlar ile birlikte, oyuncaklar, kıyafetler vs karşılaştırılır. Başkalarınınkine sahip olma arzu, istek duyguları belirir. Bu kıskanma değil, karşılaştırabilme yeteneğinin varlığıdır. Arkadaşınınkinin aynısını alma isteği 'gizlice yürütmeye' kadar varabilir. Bu da hırsızlık değildir. Sahip olma arzusuna çözüm üretmektir.
Siz de onunla birlikte, başkalarında olup onda olmayanları sıralayın. Yani onun özençlerini örtbas etmeye değil daha çok açık etmeye bakın. Onun bu karşılaştırma içgüdüsüne katılın. Hem bu şekilde başkalarında olup onda olmayan özlemlerini de öğrenmiş olursunuz.
Onda olmayıp, arkadaşlarında olanları alabiliyorsanız alın. Bunlar arasında çocuğunuzun gereksinimi olmayanlarda olabilir. Mümkünse gerekli olmayan şeyleri almak istemediğinizi ona anlatmaya çalışın. Bazen gereksinim olmaksızın da çocuklar bazı şeylere sahip olmaya özenirler. İmkanlarınız dahilinde siz de bu durumu anlamaya çalışın.

Çocuklarda Uyku Bozuklukları

Sağlıklı düzenli bir uyku sürecinin ; çocukların biyolojik ve psikolojik gelişimleri açısından önemi büyüktür.

Çocuklarda %20-%30 oranında uyku bozukluklarına rastlanılmaktadır. Bu çocukların % 27 sinde uykuya dalma güçlüğü, %25 inden fazlasında ise sık gece uyanmaları görülmektedir.

ÇOCUKLARDA UYKUNUN FİZYOLOJİSİ

EEG, kas tonusu ve göz hareketi verilerine dayanarak tanımlanan; REM ve NREM dönemleri çocuk ve ergenlerde, erişkinlere göre farklılıklar gösterir. REM ve NREM uykuları gece boyunca döngüsel olarak yer alırlar, döngü zamanı bebeklikte 50-60 dakika iken, geç çocukluk ve erişkinlikte 90 dakikaya uzar. Çocuklarda çok büyük oranda derin-yavaş dalga uykusu (dönem 3 ve 4) vardır; yaş büyüdükçe bu uyku biçimi azalır. Bu uyku dönemlerinde (genellikle uykunun ilk 1-3 saati) çocukları uyandırmak zordur; eğer uyandırılabilirse genellikle yönelim bozukluğu, konfüzyon ve bilişsel işlevlerde yavaşlama görülür .

Anne rahminde durum daha farklıdır. Fetusta gerçek uyanıklığın olmadığı düşünülür, ancak aktif uyku ile sessiz uyku arasında gidiş gelişler olur. Aktif uyku sırasında yutma, tekmeleme, solunum gibi hareketler gerçekleşir. 30 ncu gebelik haftasından önce doğan bebeklerde REM uykusu, toplam uyku zamanının %90’ınını oluştururken, zamanında doğan bebeklerde bu oran %50 civarındadır. Yaş arttıkça REM dönem süresinde azalma devam eder. Miadında doğan bebekte 24 saatin %75’i uykuda geçerken, 6 ncı aya geldiğinde bu oran %50’e düşer. Bir yaşındaki çocuk 2,5 saat gündüz ve 11 saat gece uyur. Gündüz uykusu iki ayrı bölümde uyunabilir. Üç yaşındaki çocuklar genellikle gece 10,5 saat gece, gündüz ise tek seferde 1,5 saat uyur. Gündüz uykuları 4 veya 5 yaşından sonra kesilir . Bebeklerde gece kısa süreli uyanmalar genelde gözlenir, ancak bir süre sonra uykuya yeniden dalarlar. İki aylık bebeklerde bu tarz uyanmalar uykularının %9’unu oluştururken, dokuzuncu aya ulaştıklarında bu oran %6’ya düşer .


Rüyalar, uykuda yalnızca mental aktivitenin olduğu REM dönemi uykusunda oluşur. REM dönemi uykusunun bebeklerde özel işlev gördüğüne inanılmaktadır. REM dönem uykusu bebeklerde nöron büyümesinin uyarılmasına katkıda bulunur. Çocuklarda yaklaşık iki yaşında hipokampusun işlev görmeye başlar ve bununla birlikte REM dönem uykusu daha ileri görevler almaktadır.


UYKU BOZUKLUKLARININ SINIFLANDIRILMASI

Uyku problemi olan çocuklar, aşağıdaki üç belirtiden birini ya da daha fazlasını gösterirler:
(1) Güçlükle uykuya dalarlar ya da uyuyamazlar;
(2) gündüz uyuklarlar;
(3) uyku sırasında alışılmadık ya da istenmeyen hareketler yaparlar .


Dissomniler :

Yetersiz, aşırı veya verimsiz uyku ile karakterize uyku bozukluklarıdır.

Çocukları etkileyen iki sınıflandırması mevcuttur.

Solunumla ilgili uyku bozukluğu: Çocuklar arasında kronik uyku bölünmelerinin en sık görülen ve genellikle tanımlanmayan nedenlerinden birisi, soluk alma güçlüğüne bağlı uyku problemidir. Uyku sırasında, istemsiz olarak 10 saniyeyi aşan solunumun kesintiye uğraması olarak tanımlanır. Ortalama olarak, apneler 30-40 saniye sürer, ancak 10 sn ile 3 dakika arasında değişebilir.

Uyku apnesinin üç tipi tanımlanmıştır: obstruktif, santral ve miksttir.

Santral uyku apnesi prematür bebek ve yenidoğanlarda geçici olarak yaygın olarak gözlenir. Sekel nadir olur.

Obstruktif uyku apneleri Pek çok çocuk, büyük bademcik ve geniz etine karşın, uyanıkken oldukça düzenli nefes alır; ancak derin uyku sırasında azalan kas tonusuna bağlı olarak hava yolu daralır, bunun sonucu olarak solunum işi artar ve geçici bir obstruksiyona yol açar ve herbir apne-hipopne olayına kısmi uyanmalar eşlik eder. Böylesi kısmi uyanmalar bir gece sırasında 200-300 kez olabilir, bu durum uykuda aşırı derecede parçalanma ve yoksunluğa yol açar, bu nedenle obstruktif uyku apne sendromunda gün içi yorgunluk veya dikkatsizlik yakınmaları olarak başvurulabilir.

Yürüyen bebeklerde gelişme geriliği sendromunu andıran büyüme geriliği olabilir, bunun olası nedeni parçalı uyku sırasında yetersiz büyüme hormon salınımı ile ilişkilidir.

Uykuda “durmuş” veya “düzensiz” solunum, horlama ve ağız solunumu için uyku öyküsü pozitiftir. Uyuyan çocuğa yakın yerleştirilen ses teyp kaydı tanıyı doğrulamada sıklıkla faydalıdır.

Yürüyen bebek ve küçük çocuklarda obstruktif uyku apnesi sendromunu en sık büyümüş bademcik ve geniz eti sonucudur ve daha az sıklıkla aşırı obesiteden (şişmanlıktan) kaynaklanır.

Obstruktif uyku apnesi sendromlu çocukların tedavisi çok sıklıkla büyümüş, obstruksiyona neden olan geniz eti ve bademciklerin alınmasını kapsar.

Narkolepsi: Narkolepsinin başlangıç belirtilerinin; gündüz uyuklama ve başa çıkılamayan uyku atakları olduğuna işaret etmektedir, Narkolepsinin klinik belirtileri erişkinlerle benzerlik gösterir.

Tedavisi semptomatik olup, özgün semptomların şiddetine göre bireyselleştirilir. Hastaların belirli yatış ve kalkış zamanları izlenmelidir. Günde iki-üç kez 20-30 dakikalık düzenli programlanmış kısa bir uyku yoğun atakları olanlara önerilmelidir. Okul ve iş programları hastanın yüksek uyku gereksinimi olduğu düşünülerek uyarlanmalıdır. Psikososyal destek ve danışma şarttır, kendine-yardım grupları önerilir. Hastanın, ailesinin ve okulunun bilgilendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekir.


Protodissomniler:

Çocuklarda güçlükle uykuya dalma ve devam ettirme en yaygın bozukluklardır ve okul öncesi yaşlarda çok yaygındır. Tekrarlayıcı gece uyanmaları ve uykuya dalmada güçlükle karakterizedir. Gelişimsel olarak gece uyanma problemleri uykuya dalma problemlerinden önde gelir .

Çocuklardaki çoğu uyku bozuklukları çalışmaları gece uyanma üzerine odaklanmıştır. Bazı araştırmalarda uyku problemi olan sekiz aylık bebekler izlenmeye alınmış ve üç yaşında iken %41’inde sorunların hala devam ettiği bulunmuştur. Tersten söylenirse, üç yaşında iken uyku problemi olanların yalnızca %26’sı, sekiz aylıkken bu belirtileri göstermemiştir. Başka bir araştırmada; üç yaşında uyku problemleri olanların %84’ünün üç yıl sonra hala problemlerinin devam ettiği bulunmuştur. Yapılan bir geriye dönük çalışmada, ise, üç yaşında gece uyanma problemleri olanların hemen hemen yarısının doğumdan beri bu sorunun olduğunu, sekiz yaşında uyku problemleri olan çocukların %40’ı en azından üç yaşında beri uyku problemleri olduğu gözlenmiştir.

Aileleri en sık kaygılandıran ve en sık başvuru nedeni gece uyanmalarıdır. İkinci sıklıktaki neden ise çocuğun yatağa konulduktan sonra istenen sürede uyumamasıdır. Anne babalar tarafından gece uyanmaları konusunda gece uyanmalarının problem olarak kabul edilip edilmemesi, neyi normal olarak kabul ettiğine bağlıdır. Bu konuya yönelik yapılan bir araştırmada bebeklerin yaklaşık dörtte birinin bir yaşında iken haftada beş geceden daha fazlasında uyanık oldukları saptanmıştır. Annelerin %10’u bunu problem olarak kabul etmiyordu. Ancak, bu bebeklerin %37’sinde sorun denecek kadar uyanma sorunu yoktu.

Psikolojik olarak, her gece uykuya dalmak ve gecenin ortasında uyanma, tekrarlayan “ayrılık-tekrar bir araya gelme” yaşantısını temsil eder. Böyle yaşantılarla artan anksiyete ve ilişkili olarak uykunun bozulması çocuğun gelişim evrelerine göre değişir, çocuk tarafından yaşanan diğer stres ve travmanın etkisini yaptığı gibidir. Bebek gece uyanmaları güvensiz bağlanmayı yansıtabilir.

Oyun çocukları ve okul öncesi yaş grubu çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve gece uyanmalarının en sık nedeni uykuya başlama çağrışımları ile ilgili olanlardır . Anne babanın yardımı olmaksızın yerleşme, kendini rahatlatma ve uykuya dalma, çocuklarda öğrenilen davranışlardır. Eğer bir çocuk uykuya dalmak için annesinin yardımına (sallanma, beslenme, kucağa alma) ya da özel etkinliğe (oyuncak, müzik) alışmışsa, gece uykusu içindeki uyku basamakları arasındaki fizyolojik uyanmalarında da bu çevre şartlarını isteyecektir. Uykuya dalma güçlüğü olan çocuklarda bu fizyolojik uyanışlarda anne baba müdahalesi ya da alışılmış özel davranışların yapılması gerekir. Bu problemin en iyi tedavi yöntemi davranış tedavileridir, bu teknikler uyaran kontrolü ve dereceli söndürmeyi içerir .

Okul çağı çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve uyuyamama problemleri daha çok anksiyeteye, üzüntüye, stres ve korkulara bağlıdır. Bu problemler gece birşeyden korkmaya, bir kabusa ya da gündüz olan travmatik bir olaya veya başka bir spesifik olaya tepki olarak ortaya çıkabilir.

Tedavinin ilk basamağı korku ve kaygının kökenin tanımlanması ve buna yönelik girişimlerdir. Birçok faktör uyku bozuklukları ile ilişkili bulunmuştur; bebeğin mizacı, beslenme, fiziksel rahat oluş, süt alerjisi, evlilik çatışmaları ve ebeveyn psikopatolojisidir . Memeyle beslenenlerde, suni beslenenlere oranla uyanma daha sıklıkla olmakta, ayrıca ilk iki yaşta günlük uyku döngüsünde toplam uyku süreleri daha azdır . Dört aydan sonra diğer gıdalara geçişle uyku sorunu oluyorsa, yenen gıdaya özen gösterilmelidir . Uyku alışkanlıklarının oluşmasını sağlayan anne babanın ailesel ve kültürel (yetiştirme) değerleri tanımak da önemlidir . Yatma zamanı anne baba-bebek etkileşimi uyku bozukluklarına sebep olabilir. Gecenin başlangıcında karyolası dışında uykuya dalan bebekler bir uyanma sonrası gecenin ortasında alışılmış tekrar uyanmaları daha sık olmaktadır. Tersi olarak, uyku başlangıcında kendi karyolasında uyutulan bebekler gecenin ortasında uyandıklarında uykuya dönüşleri daha çok olası olmaktadır . Dört ay sonrasında anneler, yatmadan önce verilen gıda miktarını artırarak veya yatma zamanı katı gıdalar vererek bebeği tok tutarak gece kesiksiz uyumalarını sağlarlar.

Gece uyanmaları için davranışsal girişimler genellikle gecenin ortasında uyanma zamanlarında bebeğin ağlamasına yanıt olarak anne babanın yanında varolması tarzındaki pozitif pekiştirmeyi azaltmaya odaklanılır (söndürme). Çocuğun ağlamasına yanıt olarak yanında olma davranışının süresinin gittikçe uzatılması önermektedir (duyarsızlaştırma). Diğer davranışsal yaklaşım (yeniden yapılandırma) beklenen zamandan önce girişimsel uyandırma, spontan uyanma programıdır .

Etkileşim kılavuzu, ilişki problemi olarak uyku problemi üzerine yaklaşır . Bu girişimde gece uykuya yanıttan çok uyku öncesi etkileşimlerin değiştirilmesi amaçlanır. Okuma, şarkı söyleme, sakin oyun oynama gibi bireyselleştirilmiş yatak ritüelleri önerilir. Anne-baba çocuğun uyandığında yatakta kalmasını yüreklendirir ve uyuyana kadar yakınında bulunur. Burada ebeveyn yatağın yanında oturabilir, okunabilir veya yanında yatağa uzanabilir. Yatma zamanında “ayrılık” sorunu çözülebilirse, gecenin ortasındaki uyanma sorunu büyük olasılıkla kaybolur.
Uyku problemleri yönünden sosyal sınıf farklılıkları olmamasına karşın, maddi güçlükler, hastalık ve konut sıkıntısı gibi sosyal stresi olan ailelerin çocukları daha kötü uyku paterni olmaktadır . Annenin depresyonunun çocuğun uyku güçlükleriyle birlikte olduğuna dair çok kanıtlar vardır. Örneğin, bir araştırmada; sık ve sürekli gece uyanması olan bir ve iki yaşındaki çocukların annelerinde daha yüksek psikiyatrik semptom sıklığı olduğunu bulunmuştur. Aynı araştırmada uyku sorunu olan ve olmayan yürüyen bebekleri karşılaştırdığında uyku sorunu olan yürüyen bebeklerin annelerinde maternal depresyon sıklığı daha sık bulunmuştur.

Batı toplumlarında uygunsuz sonuçları konusunda uyarılmasına karşın, bebek ve çocukların anne babalarının yataklarını paylaşması oldukça yaygındır. Bir ve iki yaş bebek örnekleminde, İngiltere’de yapılan bir çalışmada da anne babaları ile birlikte yatan bebeklerde gece uyanma oranı %35 iken, paylaşmayanlarda %7 bulunmuştur . Eğer çocuklar hasta veya korkuyorlarsa yataklarını paylaşma olasılıkları artmaktadır. Ancak birlikte yatmanın kültürel yanları vardır.

Parasomniler

Parasomniler uyku sırasında görülen bir grup alışılmadık ve istenmeyen davranışların olduğu uyku bozukluklarıdır.

Kısmi uyanma bozuklukları (Arousal disorders): uykuda korku bozukluğu (uyku terörü), uyurgezerlik bozukluğu ve konfüzyonlu kısmı uyanmalar küme halinde bir aradadırlar, Kısmi uyanma bozukluklarında belirtilerin gelişimsel sırası vardır. Uyku terörleri ilk olarak 18 aylıktan sonra gözlenir, uykuda yürüme okul öncesi ve okul çağı çocuklarda gözlenir, konfüzyonlu kısa uyanmalar herhangi bir yaşta görülebilir. Ergenliğe doğru kısa uyanma bozuklukları sıklık olarak önemli derecede azalır veya kaybolur. Uyurgezerlik ve uykuda korku bozukluğu çocuklarda erişkinlere oranla daha sıktır . Ciddi vakalarda ve ergenlerde oluşan kısmi uyanma bozukluklarda uykuyla ilişkili konvulziyonları dışlamak için ayrıntılı nörolojik muayene önemlidir.

Uyku-Uyanıklık Geçiş Bozuklukları: Uyku-uyanıklık geçiş bozuklukları; uyanıklıktan uykuya veya tersi olarak geçişlerde oluşur. Bu kategoride bulunan bozukluklar: uykuda konuşma, gece bacak krampları ve ritmik hareket bozukluklarıdır (kafa vurma, uyku sıçramaları, ve vücut sallanması). Ritmik hareketler tipik olarak uykunun başlangıcında olur. Çocuğun zarar verici davranışlarına yönelik önlem almak gerekir.

Gece kabusları genellikle üç ile altı yaş arasında başlar, bu yaş grubu çocukların %10-50’sini etkiler. Gece kabusları, uyku teröründen kolayca ayırt edilebilir. Uyku terörleri uyku başlangıcının ilk üç saatinde olur ve uyku terörünün yaklaşık yarısında çocuk sesli uyku halindedir. Sabah olayları hatırlamaz. Gece kabusları genellikle sabah iyi hatırlanır. Gece kabusları, gece daha geç saatlerde olur, genellikle REM uykusunun baskın olduğu, uykunun son 1/3 periyodunda oluşur. Karakteristik olarak, çocuk kabusunu anlatırken tamamen uyanık ve yönelimi tamdır. Gece kabuslarının tedavisi oluşu sırasında kişiyi rahatlatmak ve gün içi stres kaynaklarını azaltmaktır.
Anneni mi Daha Çok Seviyorsun Babanı mı?

Küçükken hemen hepimizin çok sık karşılaştığı bazı sorular vardır. Örneğin, “Büyüyünce ne olacaksın?”, “3 kere 5 kaç eder?”, “Bir kilo pamuk mu daha ağırdır, yoksa bir kilo demir mi?” gibi…
Bu sık karşılaşılan sorulardan biri de “Anneni mi daha çok seviyorsun, yoksa babanı mı?” sorusudur. Pek çok soruya çabucak doğru yanıtlar verebilen çocuklar bile bu soruyu duyduklarında genellikle şaşırırlar ve ne cevap vereceklerini bilemezler. Akıllarından bir kıyaslamaya yapmaya çalışır ve çoğu zaman işin içinden çıkamazlar ve en kurtarıcı yanıt: “İkisini de eşit seviyorum” olur. Ancak soruyu soran genellikle tatmin olmaz ve tekrar sorar:
- Tamam biliyorum, ikisi de çok seviyorsun da, birini daha çok seviyorsundur.
Çocuğun aklından soruyu soran kişinin maksadının ne olduğu geçmeye başlar. Eğer babasının yakını, arkadaşı falansa babasını daha çok sevdiğini söylemesi gerekiyor gibi gelir.
Bazen bu soruyu kendi kendine düşünür. Annesi ona kızmış, “çok kötü bir çocuksun sen” demiştir, ya da o annesine kızmıştır ve:
- “Ben babamı daha çok seviyorum” der.
Erkek çocuk 5 yaşlarında annesini daha çok sever, babasını “rakip” olarak görebilir. 7 yaşlarında babası dünyanın en güçlü, en iyi insanı oluverir. 13 yaşına geldiğinde babası bazen “içler acısı”, “yetersiz” biri gibi gelebilir ve ondan daha iyi, daha başarılı biri olmalıdır. 20’li yaşlarda onun olumlu ve olumsuz yanları ile babası olduğunu ve onu çok sevdiğini düşünmeye başlar. Benzer duyguları annesine de besler.
10 yaşına gelmeden önce genellikle çocuklar için anne ya da babası bir gün, bir saat “dünyanın en iyi insanı” iken, bir diğer gün, diğer saat “en kötülerinden biri” oluverir. Bir gün annesini daha çok severken, bir gün babasını daha çok sevdiğini düşünür.
Aslında baba ve anne için düşünülen bu tasarımlar hayatın diğer bölümlerinde de gözükür. Öğretmenleri, komşu amcalar her gün farklı algılanabilir. Kişilerle ilgili tasarımlar ancak ergenliğin son yıllarında tam anlamıyla bütünleşir ve sabitlenir. O yaşlara kadar nispeten var olan kişi tasarımlarındaki bütünlük dağılmaya ve ayrı ayrı algılanmaya açıktır. Bir nesnenin hem iyi hem de kötü yanları olabileceği uzun yıllar tam olarak anlaşılamayabilir.
Bardağın hem dolu, hem de boş bir yarısı varsa bardağın “boş” ya da “dolu” oluşundan söz edilemez. Artık üçüncü bir kavram söz konusudur. O yarısına kadar dolu bir bardaktır.
Sarı ile mavi karışırsa artık sarı, ya da maviden değil, yeşilden söz edilebilir. Ancak bu durum sarı ya da mavinin yok olduğunu göstermez, tam tersi yeşili yeşil yapan sarı ile mavidir.
Bir çocuğu çocuk yapan hem anne, hem de babadır. Çocukta bütünleşen ve çocukta var olmaya devam eden ne anne ne de babadır, ama hem anne hem de babadır.
Her zaman bir şeyi diğer bir şeye tercih etmek gerekmez, çünkü o iki şeyin bileşimi olmadan üçüncü şey olamayacaktır. Yaşamı ve geleceği temsil eden bileşimlerdir. Bütünleşmektir.
Hem annemi hem de babamı çok seviyorum.
Pabucu dama mı atılıyor ..?

Pabucunun dama atılma korkusu, kardeşi olan her çocuğun korkulu rüyasıdır. Aileye yeni katılan her çocuk,ailesinin sevgisini kaybedip kaybetmeyeceğini sorgular. Anne babanın tavrı ile çocuk, hala sevildiğini veya artık istenmediğini düşünür.

Pek çoğumuz kardeşlerle birlikte büyürüz. Aile içinde en uzun süreli ilişkimiz anne-babadan çok kardeşimizle gerçekleşir. Acaba bu ilişki gelişim şeklini nasıl etkiler?

Yeni bir bebeğin dünyaya gelişi, aile ortamını değiştirir. Anneyle ilk çocuğun ilişkisi yeniden şekillenir, çocuğun duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimi etkilenir.

AİLENİN YENİ BİR ÇOCUK KARARI

Aile artık çocuklu bir hayata alışmış, anne ve baba kendi rollerine adapte olmuştur. İlk çocukların erken çocukluk döneminde, temel bakımı veren kişinin ( anne, anneanne, bakıcı ) çok önemli işlevi devam etmektedir. Çocuk temel duygusal ihtiyaçlarını ve psikolojik gelişimine esas oluşturacak hammaddeyi bu ilişkiden elde etmektedir. Babanın fonksiyonu diğer bir kaynak olarak önem taşımakta, ilişkisel tamamlayıcılığı ile aile biriminin bütünlüğünü sağlamaktadır. Belki de ilk çocuk büyümüş, okul öncesi eğitime, hatta ilköğretime başlamıştır.

Artık ailede yeni bir üyenin katılımı için uygun dönemdir... Neler değişecekti..? İlk çocukta yaşanan zorluklar bu sefer tecrübeyle aşılabilecek midir..? İki kardeşin arasında neler yaşanacaktır..? Çocuğumuz kardeşini kıskanır mı..? Ailede gerekli rol dağılımı nasıl olacaktır..? Annenin yeni durumu ne olacak, babaya ek sorumluluklar düşecekmidir..?

Bütün bu sorular değerlendirilmeli ve mutlaka hazırlık aşaması geçirilmelidir. Çünkü ilk kez ailenin gündemine; ilk çocuğun sağlıklı adaptasyonu ve kardeşlerin uyumu girer.
KARDEŞİNİ NASIL KABUL EDECEK?

Çocuğun pabucu dama atılmıştır. Artık kendisinden daha çok ilgi çeken ve ihtiyaçları öncelikle karşılanan başka bir ufaklık vardır.

Hayatındaki bu önemli hayal kırıklığı, anne-babanın davranışları ile temel bir yol ayrımına giredecektir. Ya kabul edilebilir şekilde yumuşayacak ve kendisinin sevgiyi-ilgiyi kaybetmediğini hissedecektir ya da gittikçe keskinleşecek ve artık sevilmediğini hatta istenmediğini yaşayacaktır.

Bu uyum zorlukları ile ilk çocuk-ebeveyn arasındaki ilişki birbirine parelellik gösterir. Örneğin, bazı araştırmalar anneden çocuğa eleştirel, negatif davranışların farkedilir derecede arttığını, ilk çocukta ise talepkar ve zorlayıcı davranışların fazlalaştığını, ebeveynlerle çocuk arasında mutluluk verici biraraya gelişlerin sayısal olarak azaldığını ortaya koymuştur.
ARTIK YENİ BİR AİLEYİZ

Artık evde yeni bir üye var. Herkes için zor zamanlar başlıyor. Yapılan araştırmalar, ilk çocukların önemli ölçüde stres yaşadığını gösteriyor. Çoğunlukla yeni bir kardeşin gelişi ile ilk çocukta artan problemler arasında doğrudan bir ilişki vardır; uyku, beslenme, tuvalet problemi, içine kapanma, anneye bağımlılık geliştirme ve artan kaygı gibi... Yerine göre anneden geri çekilme, bağımsızlığın azalması, anneye yönelik talepkar ve olumsuz davranışların artması, sık ve yoğun olarak gözüyaşlı olma, anneye sıkıca sarılma ve yakınında olma isteği gibi yeni durumlar gözlenir. Bazı çocuklarda ise bir kardeşin doğması olumlu ve olgunlaştırıcı bir deneyim olabilir ve ailedeki bu geçiş stresli olmasına rağmen faydalı gelişir. Bu bakışı destekleyen araştırmalar çocukların daha yetişkin davranışı; yani yeme ve tuvalet davranışlarında bağımsızlık, gelişmiş dil becerisi gösterdiğini ifade ediyor. İlk bakışta olumlu görünen bu davranışların farklı bir yorumu da , çocuğun sevgiyi kaybetmemek için çok iyi, çok yardımcı, çok sevgi dolu ve istekli görünmeye çalışabileceği yönünde.

Anne-babanın birbirleri ile ne kadar iyi geçindikleri de, kardeş ilişkilerini etkiler. Eşler arasındaki düşmanca, çatışmalı ilişkiler kardeşler arasındaki olumsuz ilişkiyle bağlantılıdır. Bağlantının biçimi direkt veya dolaylı olabilir. Dolaylı etkilenmeye örnek olarak ebeveynler arası çatışmanın çocuğun ihtiyaçlarına yeteri kadar yanıt veremeyen, tutarlı bir disiplin tarzı gösteremeyen anne-baba davranışı verilebilir. Direkt etki ise ebeveynlerin çatışmasına tanık olmanın küçük çocukta yol açacağı stres ve rahatsızlıktır.
ÇOCUĞUMU KARDEŞİNİN GELİŞİNE NASIL HAZIRLAMALIYIM?
İlk çocuğun duygusal ihtiyaçlarının tam karşılanabilmesi için ilk 3 yıl anne sevgisinin yeni bir kardeşle kesintiye uğramaması önemlidir.
İkinci çocuk kararı verildikten sonra,özellikle anne, bir kardeşin gelişi ile ilgili yaşanmakta olan her aşamayı ilk çocuğa anlatmalı, yapılan hazırlıkları göstermeli. İlk çocuğun uyum sağlaması için gerekli geçiş döneminde yanında olmalıdır.
Kardeşin doğumuyla ilk çocukta görülebilecek olan, tamamlamış olduğu erken gelişim evrelerine geri dönüş davranışlarını ( parmak emme, yalnız kalamama, alt ıslatma ) tolere edebilmek gerekir.
Anne-babanı özellikle annenin çocuğuna sevgisini fiziksel ve sözel olarak ifade etmeye devam etmesi, ilk çocuğun yaşayabileceği gözden düşme tehdidine karşı sevginin sürdüğünü tasdik edecektir.
Kardeşin doğumundan sonra da anne gerçekçi olarak ilk çocuğuyla paylaşacağı zamanı ve şekli belirlemeli ve buna uymalıdır. Çocuk atlatılmamalı, ihtiyaçları ertelenmemeli ve tutulabilecek sözler verilmelidir.
Anne ve baba çocukların bakımında artan bir işbirliğine gitmelidir. Baba çocuklarla nitelikli zaman geçirmek için tutarlı olarak zaman ayırmalı,yaş grubunun özelliğine göre bakım, oyun, sohbet faaliyet paylaşımına olanak sağlamalıdır.
Büyük çocuğun yaş grubuna ve yetilerine göre,istekli olduğunda kardeşinin ihtiyaçlarında küçük işbirliklerine gidilebilir. Ancak bu durum, hiçbir şekilde yaşına uymayan bir beklentiye ve göreve dönüşmemelidir.
Temelde kardeş olsalar da,aynı ebeveynler tarafından yetiştirilseler de, iki ayrı insanın söz konusu olduğu, benzer yönleri olsa da çok farklı kişiliklerinin ve özelliklerinin olabileceği unutulmamalıdır.
Çocuklar arasında kıyaslama kesinlikle yapılmamalı, çocuğu utandıracak, üzecek, suçlu hissettirecek mesajlardan, şaka şeklinde bile olsa uzak durulmalıdır.
Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Referans URL