Pelin Karahan Fan

Tam Versiyon: Çocuk Psikolojisi ve Detaylı Açıklamalar
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Anne - Baba Ayrılığı

Anne-babasının boşanması, her çocukta duygusal ve davranışsal sorunlara neden olur. Sorunlar, gizli ya da aşikâr olmak üzere mutlaka ortaya çıkar ve hiç değilse üç beş yıl kadar devam eder. Ancak, anne babası boşanmış çocukların üçte birinde boşanmanın olumsuz etkileri, hayat boyu sürebilir. Boşanmanın hayat boyu sürebilen etkileri genellikle; topluma uyum sağlayamamak, depresyon, öz-güven kaybıdır. Boşanmadan uzun süreli etkilenenler genellikle ebeveynleri gibi uzun süreli evlilik sürdüremezler.
- Bir daha babamın elini tutmayacaksın tamam mı tutmayacaksın. O senin elini tutarken, sana iyi davrandığını “ben görüyor muyum?” diye dikiz aynasından bana bakıyor. İnanma ona inanma…
Anne babasının yıllar süren kavga-dövüşünde bıkmıştı. Artık bu yapmacık sevgi sahnelerine inanmıyordu. Nasıl olsa biraz sonra yine bir kavga çıkacaktı. Nihayet boşandılar da bir nefes aldı.
Öte yandan her çocuk boşanmadan eşit olarak etkilenmez. Burada çocuğun karakteri, cinsiyeti ve özellikle boşanma sırasındaki yaşı önemlidir. Örneğin erkek çocuklar, kızlardan daha fazla etkilenirler. Erkek çocuklarda ciddi boyutlarda hırçınlık görülebilir.
Yaş faktörüne gelince; 3–6 yaş çocukları ne olup bittiğinin farkına varamazlar. Az çok anlayanlar ise, genellikle boşanmanın kendi hataları yüzünden olduğuna inanır. 7–12 yaş çocuklarının okul başarısı olumsuz yönde etkilenir.
- Oğlumun okul durumunu öğrenmeye gittiğimde zayıf olmayan tek bir dersi bile yoktu. Resim öğretmeninin yanına gittim. “Resim yapamayan bu herifi okuldan atın. Bunun vatana millete yararı olmaz” dedim. Hızımı alamadım aynı cümleyi müzik öğretmenine de tekrarladım. O da yetmedi çılgın gibi beden öğretmenine de aynı şeyleri söyledim. Giderek ses tonum yükselmiş ya da başka bir şekilde dikkat çekmişti. Nasıl olduğunu anlayamadan kendimi müdürün odasında buldum.
Meğer oğlumun dersleri son altı aydır bozuktu. Bozulan sadece dersleri değildi. Aynı zamanda davranışları da berbattı. Öğretmenler bir yana, arkadaşları ve hatta arkadaşlarının velileri bile ondan şikâyetçiydiler.
İyi ki dersleri bozulmuştu. Yoksa boşanma işlemleri falan derken, benim de son zamanlarda, burnumun ucunu görecek halim kalmamıştı doğrusu.
Boşanmaya engel olamadı iseniz, Çocukların boşanmadan etkilenmesine engel olun…
Daha büyük çocuklar, boşanmaya engel olabileceklerini düşünürler. Bir taraftan boşanmaya engel olmaya çabalarken öte yandan derin bir üzüntü içinde ebeveynlerine kızgın, öfkeli ve eleştirel davranırlar. Bir kısmı her iki ebeveynden de uzaklaşır.
Bazı çocuklar anne babalarının yeniden birleşeceği ümidimi hiç yitirmezler. Bu nedenle, her ikisi için de ikinci bir eşe asla tahammül edemezler.
Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini azaltmak için ebeveyn; aralarındaki anlaşmazlığı çocuklara yansıtmaktan vazgeçmelidir. Boşanmadan sorumlu kişinin diğer ebeveyn olduğuna çocuğu inandırmak çabası ile ebeveynlerin birbirilerini çocuğa şikâyet etmeleri son derce sakıncalıdır. Boşanmanın önüne geçmek amacı ile çocukların kullanılması da doğru değildir. Üstelik işe de yaramaz. Yarıyormuş gibi görünse de bu uzun ömürlü olmaz.
Boşanma, ebeveyn için de zorlayıcı bir durumdur. Arada ki çocuk bu işi daha da zorlaştırır. Ebeveyn işleri zorlaştıran maddi manevi yük olan çocuğuna tahammülsüzlük gösterebilir. Bu durum geçicidir. Ancak bunu süreğen gibi hisseden ve çocuğu dışlayan onu yok varsayan taraf çocuğu kaybeder. Geçici olan bu sıkıntılı günlere, çocuğa fark ettirmeden göğüs geren, her türlü zorlayıcı davranışa rağmen çocuğu kabul edip ona tutarlı davranan ebeveyn ise çocuğu kazanan taraf olur.
Aileye yeni bir anne ya da babanın katılması da çocuk açısından kabulü zor bir durumdur. Burada yeni ebeveynin tutumu çok önemlidir. Aileye yeni katılan ebeveyn, varsa eski evliliğinden olan çocuklarına, ya da bu yeni yuvanın ürünü olan çocuklarına ilgisini biraz daha aşırı vermekten kendini alıkoyamayacaktır. Bu ilgi verilen çocuğa da fayda etmez. Sadece kıskançlık yaratarak üvey kardeşler arasında sıcak duyguların oluşmasına engel olur. Bu gibi durumlar boşanmanın olumsuz etkilerini arttırır.
IA, 14 yaş Kız:
— Bir çocuk daha doğurursan çok kızarım. Babamın yeni karısının çocukları, babamın yeni karısı ile evlendikten sonra olan çocuk, bir de senin yeni kocanın çocuğu bana yetiyor. Ben bunları bile arkadaşlarıma tanıştırırken zorlanıyorum. Bir de senle yeni kocanın çocuğu çıkmasın
Televizyon Çocuğumun Psikolojisini Bozar mı?

Günümüzde televizyon (TV) artık hayatımızın çok önemli parçalarından biri olmuş durumda. Bir kuşak öncesinde tek kanallı, siyah-beyaz, günde üç-dört saat yapan; iki kuşak öncesinin çocukluğunun bilmediği TV’nin çocuklar üzerine etkilerini uzun vadeli bilmenin olanağı yok aslında. Ancak öte yandan, son yıllarda, özellikle TV’nin çocuğun hayatında gireli daha uzun yılların geçtiği ülkelerde, TV’nin çocuk ruh sağlığı üzerine etkileri önemli konulardan biri haline geldi.
Bu açıdan, özellikle şiddet ve cinsel içerikli programlar ve filmlerin çocuğun ruh sağlığını etkileme olasılığı üzerinde durulmakta. Son yıllarda diğer önemli bir nokta da, özellikle küçük çocukların uzun süreler TV seyretmelerinin sosyal gelişim üzerine olası olumsuz etkileridir. Diğer bir nokta da TV’nin zamanı tüketme özelliği, yani TV ile geçirilen zaman diğer aktivitelerden, ödevlerden, oyundan, okumadan zaman çalmakta. Tüm bu açılardan bakıldığında aslında TV’nin hayatımız üzerine etkilerinin bir yaş sınırı yok. Ancak tabii ki, hayattaki değişimlere ve etkilere daha hassas olan küçük yaş çocuklarının üzerine etkilerin daha önemli olacağı düşünülebilir.
Peki, TV tümüyle kötü bir şey mi? Tabii ki hayır. Aslında, “Önemli olan ne kadar süre seyredildiği ve ne seyredildiği” şeklinde özetlenebilir. Doğru bir zaman ve içerik sınırlaması ile TV çok verimli bir eğitim, eğlence ve iletişim aracı olabilir. Çalışmalar TV’nin çocuğun kelime dağarcığını arttırdığını, ilgi alanlarını genişlettiğini, özellikle müzik, belgesel, haber vb. programlarının genel olumlu etkilerini ortaya koymuştur. Diğer insanlardan, çevre sorunları, yoksulluk, savaşlar gibi hayatın gerçeklerinden haberdar olunmasını, egosantrik düşünceden çıkıp, dış dünya ile ilginin artmasını sağlayabildiği düşünülebilir.
Genel bir bakışla, söylenebilecek olan, TV seyredilmesi üzerine ebeveynlerin çocuklarının yaş, gelişim düzeyi ve ilgi alanlarına göre programlı, kurallı bir çerçevede tutum sergilemelerinin doğru olduğudur.
Okul öncesi çocuklarda
Özellikle 5 yaşına kadar TV’nin içerik ve süre açısından kontrolü ebeveynde olmalıdır. Haftalık olarak program yapılabilir, yaşına uygun çizgi filmler, çocuk programları seçilebilir. TV’nin özellikle birlikte seyredilmesi, TV’de karşılaşılan olaylar üzerine ebeveynin yorumları ile (çok detaya girmeden, anlaşılır bir şekilde) çocuğuna rehberlik etmesi, TV sonrası üzerine konuşulması faydalı olacaktır. Bu açıdan bakıldığında eğitim, eğlence ve kontrol bir arada yapılmış olur, aynı zamanda ebeveyn-çocuk ilişkisi pekişir. Bu yaş grubunda önemli noktalardan birisi de, özellikle konuşma-dil becerileri, sosyal etkileşimi henüz yeterince gelişmemiş çocuklarda TV seyretmenin, özellikle de tek başlarına, uzun süreler, klip, reklam vs. gibi o yaş grubu için herhangi bir faydası olmayan programları seyretmelerinin çocuğun dil ve iletişim becerilerini geciktirdiğidir. Bu açıdan özellikle bakıcıların uyarılması, denetlenmesi gerekli olabilir.
İlkokul çağı çocuklarında
Bu yaş grubunda çocuğun TV’de program seçme özgürlüğü başlar. Ancak, burada önerilebilecek uygulama ebeveynin çocuğuna seçenekler sunmasıdır. Yani seçim çocuğundur, ancak seçeneklerin içinden. Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, çocukların eğlenmeye, çocukça zaman geçirmeye de, hatta diğer erişkin uğraşlarına nazaran daha fazla ihtiyaçları olduğunu unutmamak gerekir. Okula giden çocuklarda, TV saatleri, hafta içi-okul günleri ve hafta sonları olmak üzere iki bölüme ayrılıp düzenlenebilir. Zaman zaman ek saatler, programlar ödül olarak kazanılabilir. Başından beri kurallı ve düzenli bir uygulamaya çocukların uyumu çok zor olmayacaktır. Ancak kendi kurallarınızı kendiniz çiğnediğinizde tekrar bir düzen sağlamak zorlaşacaktır. Bu yaş çocukları kendilerine ait ilgi alanları geliştirmeye başlarlar (ör, coğrafya, botanik, spor dalları vs.). Onlara ilgi alanlarına yönelik faydalı VCD’ler almak, birlikte izlemek ve üzerine konuşmak pek çok açıdan çok mükemmel olanaklar sağlar.
Ergenlerde
Ergenlerin TV hürriyeti olağan olarak daha fazladır. Burada dikkat edilmesi gereken saat sınırlamalarını kendi kendine uygulayamayan çocuklar için gerekirse kuralları netleştirmek, anlaşma yapmak faydalı olabilir. Cinsel içerikli programları bazen gizlice izlemek isteyecektir. Bu aslında oldukça doğal bir durum olsa da, ona doğru içerikli cinsel bilgiler veren, düzeyli bir eğitim sağlamak koruyucu önlem olacaktır.
Tüm bunların yanında iyi bilinmektedir ki, TV ya da çevresel diğer tüm etkiler biyolojik olarak daha hassas (ör, sosyal gelişim yetersizliği olan, dürtüsel, davranım problemleri olan çocuklar vs.) çocuklar için daha riskli olabilir. Ancak dış etkenlere daha açık olabilecek çocuklar için TV aynı zamanda olumlu bir araç haline de getirilebilir. Cinsellik ve şiddet dışında, TV temel değer yargıları, öncelikler konusunda da bireye yoğun etkiler yaratır. Bu noktada en uygun çözüm, karşılaşılan programlardaki/filmlerdeki durumlarında ebeveynin fikrini, yorumunu “çokta göze sokmadan” belli etmesi olabilir. Öte yandan TV de hayatın yansımalarından biridir ve gerçeği yansıtır. Bu nedenle hayatın gerçekleri, zorlukları ve eğlenceli yanları için, uygun kullanıldığında, ebeveyn-çocuk ilişkisi için çok etkili bir araçtır.
1-2 Yaş Dönemi Çocuk Oyunları

Çocuklar büyüdükçe becerileri çeşitlendiğinden oyun ve oyuncak seçenekleri de artmakta. Bu yazıda 1 yaşından büyük çocukların ne tip oyun ve oyuncaklardan hoşlanacaklarına, çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz aktivitelere değineceğiz.
1-2 yaş:
Bir yaşını deviren çocuğunuz artık eskiye oranla çok daha hareketli. Emekleme ile başlayan hareketlenme yürüme, koşma, tırmanma, merdiven inip çıkma ile devam edecek. Eşyaları itmeye, çekmeye bayıldığını göreceksiniz. Bu dönemde el becerileri de hızla gelişecek. Artık oyuncaklarını üst üste koyabilecek, kutuların içine atabilecek. Dil gelişimi sürecinde öncelikle sizin söylediklerinizi anlayacak, daha sonra kendini ifade edebilmek için çeşitli yöntemler kullanacak; işaret etme gibi, daha sonra konuşacak. Çevresindeki her yeni şey ilgisini çekecek, araştırma, karıştırmaya başlayacak. Yine bu dönemde benlik kavramı gelişmeye başladığından artık “adam yerine konmak” isteyecek. İnatlaşmalara, tutturmalara hazırlıklı olun...
Yürümek, koşmak, tırmanmak çocuğunuzun yeni öğrenmekte olduğu beceriler. Bu becerileri iyice pekiştirebilmesi için çocuğunuzun geniş alanlarda, rahatça, tehlikelerden uzak bir şekilde hareket edebilmeye gereksinimi var. Evinizde bu amaç doğrultusunda bazı değişiklikler yapabilirsiniz. Örneğin, evinizin bir odasındaki bazı mobilyaları bir süre için ortadan kaldırarak çocuğunuza uygun hale getirebilirsiniz.
Ev içinde mobilyalara tutunarak sıralamaya başlayan çocuğunuz, zamanla kendi kendine yürüyebilir hale gelecek. Bu geçiş döneminde tutunup itebileceği oyuncaklar (dengeli olmak kaydıyla) gözetim altında kullanılabilir. Ayrıca, üzerine binip ayaklarıyla yerden hız alarak hareket ettireceği basit tekerlekli oyuncaklardan büyük keyif alacaktır.
Çocuğunuzun ev dışında koşup oynamaya da gereksinimi var. Açık, geniş alanlar çocukların kendi güç ve yeteneklerini sınamalarına olanak sağlar. Böyle bir alanda istediği kadar koşabilmek çocuğunuzun çok hoşuna gidecek. Açık alanlarda çocuğunuzla top oynamayı deneyebilirsiniz.
Hareketlerine hakimiyeti arttıkça oyun parklarından daha da büyük bir zevk alacak. Parkta yürümeyi, koşmayı, tırmanmayı, zıplamayı pekiştirecek. Yine de aman dikkat, olası kazaları önleyebilmek için yanından ayrılmayın.
Parklardaki kum havuzları çocuklar için çok cazip oyun alanları. Kum havuzunun temiz tutulduğundan emin olun. Çocuğunuzun kum yemesine ya da çevreye atmasına izin vermeyin.
Açık havada çocuğunuza doğayı ve canlıları tanıtın. Çevreye karşı duyarlı olması için ona örnek olmaya çalışın.
Çocuğunuz 2 yaşına geldiğinde oyun hamurları, kum, parmak boyaları, su ile oynamaktan çok hoşlanacak. Oyun hamurunun içinde daha az kimyasal madde olsun isterseniz, evde kendiniz de yapabilirsiniz (tarifi yazının sonunda bulabilirsiniz). Ayrıca, parmak boyası yerine gıda boyası ile renklendirilmiş yoğurt kullanabilirsiniz.
Çocuğunuz suyla oynarken asla onu yalnız bırakmayın.
Karalama yapması için mum boyalar verebilirsiniz eline, sizi yazı yazarken gördükçe o da sizi taklit etmeye çalışacak. Kullandığı mum boyaların kaliteli olmasına, zehirli maddeler içermemesine dikkat edin. Ne de olsa, uzunca bir süre daha onları yemeye çalışacak.
Çocuğunuzun el becerileri geliştikçe oyuncaklarıyla daha da keyifle oynayacak. Avucuna sığacak büyüklükteki küpler en sevdiği oyuncaklardan olacak. Bu küplerden kule yapmanızı isteyecek, yaptığınız kuleyi her seferinde büyük keyifle devirecek. Bir süre sonra kendisi de kule yapmaya başlayacak. Üst üste konabilecek halkalar, iç içe geçen kutular da hoşlanacağı oyuncaklardan.
Bu yaştaki çocuklar nesneleri birbirine uydurmaktan keyif alır. Birbirine eklenen iri parçalı oyuncaklarla (lego gibi) severek oynarlar.
Kutuları açıp kapamayı severler. Bu nedenle mutfaktaki tencerelerle oynamak, onlarla ses çıkarmak hoşlarına gider.
Şekilleri tanımaya başladığı bu dönemde nesneleri şekillerine göre sınıflandırmak hoşuna gidebilir. Kafasından gruplama, düzenleme, karşılaştırma yapabilecektir.
El ve göz koordinasyonunun gelişmesi ve şekilleri tanıma ile birlikte oynayabileceği oyuncak çeşidi de artacak. Elindeki nesneyi, kutunun üzerindeki aynı şekildeki bir delikten geçirmeyi becerebilecektir.
Bu yaşta çocuğunuz yap-bozlarla da oynamaya başlayabilir. Tek parçalı, üzerinde tutabileceği bir sapı olan tahtadan yap-bozları tercih edin. Çok küçük parçalı oyuncakların 3 yaşın altındaki çocuklar için uygun olmadığını aklınızdan çıkarmayın.
Çocuğunuz bir yaşını doldurduktan sonra artık sizin her yaptığınızı dikkatle izleyecek, her sözünüzü dikkatle dinleyecek. Günlük işlerinizi yaparken size yardım etmekten hoşlanacak. Sizi taklit etmeye bayılacak. Çocuğunuzu bir gün elinde süpürge büyük bir gururla odayı süpürürken görürseniz şaşmayın.
Taklit etme becerisini iyice pekiştirdikten sonra hayali oyunlar kurmaya başlayacaktır. Hayali oyun kurma genellikle 2 yaş civarında başlar. Oyuncak bebeğine yemeğini kaşıkla yedirecek, bebeğin kirlenen ağzını silecek, gazını çıkaracaktır. Bu yaşta oyuncak çay seti, oyuncak telefon sevilen oyuncaklardandır.
Çocuklar bu yaşta içine girip oynayabilecekleri çadır büyüklüğünde bezden evlere bayılırlar. Böyle bir eve para harcamanıza aslında gerek yok. Sandalyeleri karşılıklı koyup üzerlerine bir örtü örterek de aynı etkiyi yaratabilirsiniz.
Çocuğunuz ipinden tutup çektiğinde onun peşi sıra gelen oyuncaklar da çok keyif verir. Kimi zaman bu oyuncaklar hareket ettikçe ses de çıkarır.
Tüylü oyuncaklar ve bebekler 2 yaşındaki çocuğunuz için vazgeçilmez oyuncaklardır. Çocuklar bu oyuncakları kullanarak kurdukları hayali oyunlarda iç dünyalarını dışa yansıtırlar. Oyuncak bebek seçerken bebeğin canlı görünümlü olmasına, hatlarının belirgin olmasına dikkat edin. Özellikle gözleri açılıp kapanan, şarkı söyleyen, ağlayan vs oyuncak bebekler çocukları müthiş heyecanlandırır. Bebeğin giysilerinin giydirilip çıkartılabilmesi de çocuklara cazip gelir. Hele bir de banyo yaptırılabiliyorsa, harika!
Çocuğunuz hemen büyümek, bir an önce sizin yapabildiklerinizi yapabilmek istese de, bir yandan hâlâ çok küçüktür, ve rahatlatılmaya gereksinim duyar. Bazen bir oyuncak ya da battaniye, bazen emzik ya da parmak bu yaştaki çocuk için güven ve huzur gereksinimini karşılayabilir. Çocuğunuz bu güven nesnesini beraberinde her gittiği yere taşımak isteyebilir. Çocuğunuzu iyi hissettiren her ne ise, elinizin altında aynı nesneden birkaç tane bulundurmakta yarar var.
Oyuncak ayılar ve benzeri tüylü oyuncaklar çocuklara çok sempatik gelir, kendilerini rahat, güvende hissetmelerini sağlar.
Bu yaşta düşünsel sistemin gelişimi ile birlikte çocuğunuz nesneleri oyun içinde olduklarından farklı işlevlerde kullanmaya başlarlar. Örneğin, elindeki uzaktan kumandayı telefonmuş gibi kullanabilir, ya da mutfaktan aldığı muzla size ateş ediyor gibi yapabilir.
Elbette ki bunca gelişmeye karşın çocuğunuzun yaşam ile ilgili bilgi ve deneyimleri hâlâ çok sınırlı, yaşantıları üzerindeki etkileri zayıf. Bu nedenle çevresinde olan olaylardan kolayca ürkebilir. Çocuğunuz birden sudan ya da karanlıktan korkmaya başladıysa, şaşırmayın. Bu tip korkuları ile hayali oyunlar aracılığıyla başa çıkmaya çalışacak. Hayali oyunlarda “sihirli güçleri” kullanarak korkularının üstüne gidecek.
Çocuğunuz dil gelişiminin de etkisiyle 1 yaşından itibaren kitaplara karşı giderek artan bir ilgi göstermeye başlayacaktır. Beraber oturup kitapların resimlerine bakmaktan, okuduğunuzu dinlemekten hoşlanacaktır.
Bu yaş için seçeceğiniz kitabın basit ve net resimler içermesine, kalın ve sağlam olmasına dikkat edin. Gündelik yaşamda kullanılan eşyaların, hayvanların, yediği meyve ve sebzelerin resimlerini tekrar tekrar görmekten bıkmayacaktır. Basit öyküler içeren kitapları tercih edin. İki yaşından itibaren daha karmaşık öyküler içeren kitaplara geçebilirsiniz.

Prof.Dr.Yankı Yazgan

Oyun hamurunun hazırlanışı:
2 bardak un
1 bardak tuz
1 yemek kaşığı sıvı yağ
2 bardak kaynayan su
Gıda boyası ( isteğe bağlı)
Gıda boyasını kaynayan suya katın. Tüm diğer malzemeleri karıştırın, suyu ekleyin. Ilınınca elle yoğurun
Çocuğun Cinsel İstismarında Belirtiler ve Yaklaşımlar

Cinsel İstismar genellikle aşamalı olarak gelişmektedir. Taciz yapan ilk önce arkadaşça ve dostça davranmakta, sonrasında baştan çıkarma aşaması ile devam etmekte, daha sonra ise sessizce zorlama ve baskı başlamaktadır .

Cinsel tacize uğramış çocuklarda cinsel örselenmeye uyum sağlama sendromu gözlenmektedir .

Bu sendromda sırasıyla şu aşamalar gerçekleşir:
Başlangıçta cinsel istismar olayını gizleme söz konusudur. Bu durum, cinsel tacizi yapanın "bu bizim sırrımız, kimseye söyleme!" tarzında yaklaşımı veya tehdidi, çocuğun çevrenin kendisine inanmayacağı endişesi, aile içi bir taciz ise ailenin dağılması endişesi gibi birçok nedenlerden kaynaklanabilmektedir.

Bundan sonraki aşamada çocuk kendini çaresiz hisseder .

Daha sonrasında çocuk kendini hapis olmuş hisseder ve sonrasında duruma göreceli uyum sağlar.

Zamanla çocuk veya ergen gücünü toplayarak gecikmiş, çelişkili, içinde bizi ikna edemeyen itirafı gerçekleşir.

Sonrasında tekrar geri çekilme hiçbir şey olmamış gibi davranma sergilenir.

Cinsel kötüye kullanım iki gruba ayrılmaktadır:
1. Dokunmanın olduğu cinsel istismar tipleri: Vajinal, oral, anal cinsel ilişki veya cinsel organların okşanması.
2. Dokunmanın olmadığı cinsel istismar tipleri: Teşhircilik, çocuk önünde masturbasyon, pornografi vs.

Cinsel kötüye kullanıma uğrayan çocuklar, üç temel belirti ile dikkat çekerler:
1. Davranışsal değişiklikler
2. Genital-rektal veya diğer tıbbi yakınmalar
3. Uygunsuz cinsel ilişkinin açıklanması

1. Çocuk ve Ergendeki Davranışsal Değişiklikler:
Cinsel kötüye kullanıma uğramış çocuk ve ergenlerdeki en özgün davranış belirtileri artmış cinsel dışa vurumlar ve davranım bozuklukları tarzında kendisini göstermektedir.

Yapılan çalışmalarda cinsel tacize uğramış çocukların daha sık cinsel davranışlar gösterdiği belirtilmektedir. Bu çocukların yaşına uygun olmayan cinsel davranışlar, teşhircilik, baştan çıkarma veya oyunlarında cinsel içeriğin olması, erişkin veya diğer genç çocuklarla daha sık cinsel ilişkiye girme davranışları gösterdikleri tespit edilmiştir.

Ayrıca bu çocuklarda, aşırı veya açıktan masturbasyon, cinsel organları ile aşırı oynama, yetişkinlere veya çocuklara uygunsuz sarılma ve öpme veya ergenlikte flörte erken başlama sık gözlenmektedir.

Cinsel tacize uğramış çocuklar anksiyete ve depresyon belirtileri, korku, bedensel yakınmalar, uyku örüntüsü değişiklikleri ve kabuslar tarzında sorunlar yaşayabilir .

Cinsel kötüye kullanıma uğramış erkek çocuklarda en sık görülen davranış tepkisi, saldırgan davranışların gelişimi şeklindedir. Erkek çocuklarda davranım bozukluğunun belirtileri de sıklıkla gözlenmektedir.

Kızlarda gözlenen en sık davranış tepkisi ise, özkıyım ve kendine zarar verme davranışlarıdır. Kendine zarar verici davranışlar genellikle vücudunda sigara söndürme, bileğini kesme ve özkıyım girişimleri gibi davranışlar şeklinde kendini göstermektedir .

Olası Cinsel Kötüye Kullanıma İşaret Eden Davranışsal Değişiklikler

Davranım bozuklukları

Baştan çıkarıcılık

Fobiler

Öfke nöbetleri

Madde kötü kullanımı

Uyku bozuklukları

Saldırganlık

Sosyal çekilme

Gece kabusları

Kendine zarar verme

Depresyon

Yeme bozuklukları

Cinsel dışa vurumlar

Düşük kendilik değeri

Okul problemleri.


Muhtemel Cinsel İstismara Bağlı İşaretler

Genital, anal veya üretral travma

Genital veya anal ağrı, kaşıntı, sıyrıklar, kanama

Tekrarlayan üriner enfeksiyon, cinsel yolla geçen hastalıklar, dizüri, veya akıntı

Çocuğun genital bölgesinde şişme, kızarma ve tahriş belirtme

Gebelik

Karın ağrısı, kronik kabızlık, ağrılı dışkılama

İdrar ve büyük abdestini kaçırmaya başlama


Çocukla Görüşme:
Ses tonunuzun ve yüz ifadenizin yargılayıcı olmasından kaçınınız.
Onu tehdit edici konuşmalar yapmayınız. Onun güvenini kazanınız ve konuştuklarınızın ikinizin arasında kalacağına güvence veriniz.

Başlangıçta açık-uçlu sorular sorunuz. Açık uçlu sorular şu şekilde olabilir:
"Birileri sana hoşlanmadığın bir tarzda dokundu mu?",
"Birileri senin özel bölgelerine dokundu mu?",
"Nasıl oldu?",
"Konuyu biraz daha açar mısın?",
"Hatırladığın başka birşeyler daha var mı?",
"En son olan olayı bana anlatabilir misin?".

Taciz olayından sonra ağrı, kanama veya idrar yaparken yanma olup olmadığını sorunuz. Taciz yapanın ismini ve tacizin nerede olduğunu öğreniniz.
Tekrarlayıcı sorulardan kaçınınız.
Görüşme sonlanırken çocuğa olan şeyleri anlatmasının doğru bir davranış olduğu söyleyiniz.

Tıbbi Yaklaşımlar:
Cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklar yönünden araştırılmalıdır.
Cinsel saldırıya (tecavüz) uğramışlara 72 saat içinde adli jinekolojik muayene yapılmalıdır.
Cinsel saldırıyı takiben adolesanlarda cinsel yolla bulaşıcı hastalıklardan korunma tedavileri uygulanmalıdır

Yaşanan olay nedeniyle çocuk ve aile suçlanmamalıdır. Çocuğa kendisinin hatası olmadığı anlatılmalıdır. Çocuklara, bazı çocukların başına da benzer şeylerin geldiği veya gelebileceği anlatılmalıdır. Cinsel kötüye kullanıma uğramış çocuklara uygun yaklaşımın sağlanması, çocuğun olayı çözümlemesi ve sıkıntısıyla başa çıkması konusunda yardımcı olacaktır.
Beşinci Yaş. Bandaj Yaşı

Beşinci Yaş... Bandaj Yaşı

Beşinci yaş'ta "Acıkınca ne yaparsın?" gibi ebep-sonuç mantığı sorgulayan sorulara yanıt verebilmesine ve düşünce aktarımı

Beşinci yaş'ta "Acıkınca ne yaparsın?" gibi ebep-sonuç mantığı sorgulayan sorulara yanıt verebilmesine ve düşünce aktarımı başlamasına rağmen, düşüncelerde tamamen somut kavramlar hakimdir. Maddenin şekil değiştirebileceğini kavrayamaz. Buzun eriyip su olabileceğini anlayamaz. Ya da en ufak yara berenin iyileşemeyeceğini düşünür. O nedenle yaraları, bereleri çok önemlidir. Böylece bu yaşın adı "bandaj yaşı" dır. "Amaaan canııım... Küçücük bir yara. Sen de biraz abartıyorsun...!" demeyiniz. Yarası ile ilgili endişesini paylaşınız.
Beş yaşında sokak köpeği kovalamıştı. Düştü kolu kırıldı. gerek hayvan sevgisi, gerekse köpek sevgisi örselenmedi. Ancak, tekrar düşer de kolu kırılırsa diye kaygılanıyordu. Sonuç olarak, okul fobisi ortaya çıktı.
Bu yaş kardeş lıslançlığının da en çok belirginleştiği bir dönemdir. Obje devamlılığını şimdiye kadar kazanmış olmalıdır. Ancak hala bundan yeterince emin değildir. "Anne babası gerçekten onu bırakıp gitmezler değil mi?" O nedenle aslında kıskanılan kardeş değil, ebeveynin sevgisidir. Ebeveynin kıskanılan sevgisi, en ufak detaylarda aranır. Bize önemsiz gelecek ayrıntılarda sevgimizden şüphe duyar.
Televizyon ve Çocuklarımız

Televizyon ve Çocuklarımız

Televizyonun olumsuz etkileri konusunda daha çok şiddet ögesi üzerinde durulmaktadır. Elbette bu, çok önemli bir ilişkilendirmedir ve üzerinde hassasiyetle durulması


Günümüzde gerekli gereksiz her yerde ve her biçimde tartışılan televizyonu iki körün tuttuğu fil örneğine benzetmek mümkündür. Her kesimden insanın kendi düzeyi ve beklentileri çerçevesinde konuya yaklaşımları farklı olabilmektedir. Ben daha çok çeşitli programlar aracılığıyla televizyonda yer alan ve çocukları çeşitli biçimlerde etkilediğine inandığım birtakım açık ve örtük mesajlar üzerinde durmak istiyorum.
Televizyonun olumsuz etkileri konusunda daha çok şiddet ögesi üzerinde durulmaktadır. Elbette bu, çok önemli bir ilişkilendirmedir ve üzerinde hassasiyetle durulması ve sorgulanması gereken bir konudur. Ancak algılama biçimi, algıladıklarını benimseme hızı ve hayata geçirme istekleri ve yanısıra geleceğin yetişkinleri olmaları açısından bakıldığında televizyonun çocuk üzerindeki etkilerini salt şiddetle sınırlamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir başka deyişle bu ilişkilendirme doğrudur, ancak eksiktir. Ben burada çok ayrıntılı bir biçimde olamasa da çeşitli alt başlıklar çerçevesinde bu ilişkilendirme tiplerine ve televizyonun çocukları etkilediğine inandığımız diğer bazı konulara değinmek istiyorum. Şunu da belirtmeliyim ki bu ilişkilendirme tiplerine ve etkilenmelere değinirken sıralamam belli bir önem derecesine göre olmadı. Çünkü, bunun önem sırası, ya da başka bir ifadeyle etkilenme oranı sıralaması çocuğun yaşadığı ortama göre değişkenlik gösterebilmektedir. Ancak kendi kişisel görüşüm olarak belirtmeliyim ki, tüm etkilenmelerin ötesinde, salt kısa vadede değil, uzun vadede olaya bakıldığında en tehlikeli görüneni, televizyonun her bir çocuğu tehlikeli bir biçimde birer tüketim toplumu bireyi haline getirmesidir. Biraz sonra aşağıda da görüleceği gibi bu faktör aynı zamanda gerek kişisel, gerekse ilişkiler bazında, pek çok etkileme veya etkilenmenin de temelini oluşturmaktadır. Çünkü tüketim toplumu bireyi, salt tüketmekle kalmaz, değer yargıları, ilişki biçimleri özetle kişiliğe dönük pek çok şey değişiklik gösterir. Bu bakımdan da, yani etki yelpazesi düşünüldüğünde de çoğu kez şiddetten daha tehlikeli olabileceği anlaşılmaktadır.
Günümüzde pek çok ülkede televizyonun olumlu veya olumsuz etkileri tartışılmaktadır. Ülkelerin toplumsal yapıları ve buna bağlı olarak televizyon yayınlarının biçim ve içeriğine göre bu etkilenmeler farklılıklar gösterebilmektedir.
Bilindiği gibi ülkemiz matbaaya Avrupa'dan yaklaşık 500 yıl sonra kavuşmuştur. Bu da toplumun yazılı kültürü yaşamadan görsel kültüre geçmesi anlamını taşımaktadır. Gazete ve kitap okuma oranı düşüklüğünün temelinde de bu zihniyet sorunu yer almaktadır. Yine aynı nedenle okuma ve düşünme geleneğinin yerleşmediği bizim gibi toplumlarda televizyondan etkilenme çok daha yoğundur. Ayrıca Veysel Batmaz'ın da belirttiği gibi, "Televizyonu sadece siyasal güç ya da eğlence aracı değil, tüm kültürü yaratan devasa bir sosyolizasyon aracı olarak görmenin zamanı gelmiştir" (Batmaz, 1998;3).
Yaratılan bu devasa kültürün iki temel dayanağı vardır. Eğlenmek ve tüketmek. Kitle iletişim araçlarının tarihine ve işlevlerine baktığımızda aslında dört büyük temel işlevlerinin bulunduğu (ya da bulunması gerektiği) görülmektedir. Bilgilendirmek, haber vermek, mal ve hizmet tanıtımı yapmak ve eğlendirmek. Ancak biraz önce de belirttiğimiz gibi artık eğlenme ve tüketme (belki daha ironik bir ifadeyle eğlendirerek tüketmeye azmettirmek) temel iki işlevi kalmıştır.
Ayrıca gerek ülkemizde, gerekse dünyada yapılan tüm araştırmalar göstermiştir ki, istisnai durumların dışında çocukların televizyon izleme sıklığı ve alışkanlığı, televizyonun bu özellikleri de göz önüne alındığında, kişiliğinin oluşması ve başarısı için tehlikeli boyutlardadır. Öte yandan ailenin tek ya da temel toplumsal kurum olduğu toplumlarda, çocuğun davranışlarının açıklanması ve anlaşılmasında referans kaynağını aile oluşturabilirken günümüz toplumlarında aile, söz konusu sorumluluğunu ya da referans olma özelliğini diğer toplumsal kurumlarla paylaşma durumundadır. Çünkü günümüzde bir aile ortamına gözlerini açan çocuk, ebeveyniyle iletişime girmekle kalmayıp, ilk günden itibaren televizyonla da iletişime girmektedir. Televizyon, tek yanlı iletişimiyle izleyiciyi savunmasız yakalamaktadır. Bilinçli bir yetişkin ile henüz bilinci oluşmamış bir çocuğun bundan etkilenme durumlarının aynı olması elbette mümkün değildir.
Fransa'da çocukların % 30'u her gün 3 saat 28 dakika ekran karşısında kalıyorlar. Uluslararası Çocuk Merkezi tarafından gerçekleştirilen incelemeye göre, iki yaşındaki çocuklar televizyon açmayı biliyorlar, üç yaşında da hergün televizyona bakıyorlar (Revue,1998;38). Fransa'da yapılan başka bir araştırmaya göre: 4-10 yaşındaki çocuklar 1 saat 45 dakika; 11-14 yaşındakiler 2 saat 1 dakika; büyükler 2 saat 50 dakika televizyona bakmaktadırlar (Revue,1995). Ege Üniversitesi'nde 1997 yılında yapılan bir çalışmada, Ege Üniversitesi Ana Okuluna giden çocukların ebeveynlerinini ifadesine göre: Çocukların % 56'sı günde 2, % 44'ü de üç saat televizyon seyretmektedirler (Saatçiler,1997). Üst toplumsal kesimden çocukların gittiği Alsancak Gazi ilkokulu'nda erkek çocukların % 40'ı 3 saatten daha fazla kız çocukların ise % 40'ı 2-3 saat arasında televizyona baktıklarını söylediler.Büyük Çiğli İlköğretim Okulu'nda erkek çocukların % 53'ü, kız çocukların % 66'sı ortalama 1 saat televizyona baktıkların belirttiler. Bu verilere göre üst toplumsal kesim çocuklarının günde ortalama 2,5 saat, alt toplumsal kesim çocuklarının ise 1,5 saat televizyona baktıkları söylenebilir. Erkek çocuklarının daha fazla televizyona baktıklarına dikkat edilirse, ataerkil değerlerin egemen olduğu ailelerde erkek çocuklarına daha fazla televizyona bakma olanağının verildiği söylenebilir.
Konunun temelini oluşturan bu bilgilerin aktarılmasından sonra ilişkilendirme tiplerinin ve çocukların etkilendikleri konuları özetle vermek gerekirse, bunları on başlık altında toplamanın mümkün olduğu görülmektedir.
1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri
2.Cinsel kimliğin oluşması ve karşı cinsle olan ilişkiler üzerine etkisi
3.Anne ile ilişkisi üzerine etkisi
4.Baba ile ilişkisi üzerine etkisi
5.Şiddet eğilimlerine etkisi
6.Okumaya, düşünmeye ve başarıya etkisi
7.Kültürel yabancılaşmaya etkisi
8.Dildeki yozlaşmaya etkisi
9.Kendi kimliklerinin bağımsız ve özgün bir biçimde oluşmasına etkisi
10.Çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin yokoluşuna etkisi
1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri
Biraz önce televizyonun kalan iki temel işlevinin eğlendirmek ve tükettirmek olduğuna değinmiştik. Tükettirme azminde olan mal ve hizmetlerin tanıtımı, artık salt reklamlarda değil, pek çok programın içinde de yer almaktadır. Bu, belki ayrı bir çalışma konusu olacak denli önemlidir. Ancak ben burada daha ziyade direkt mal ve hizmetlerin tanıtım programları olan ve dolaysız bir biçimde izleyicileri tüketime yönelten reklamlara değineceğim. Reklamlar, sadece yetişkin bireyleri değil, toplumda önemli bir çoğunluk olan çocukları da hedef alarak daha fazla tüketmeleri için hergün yüzlerce mesaj göndermektedir. Ayrıca hepimizin de bildiğimiz ve tanık olduğumuz gibi, reklamlar, kısa süreli ve hareketli oldukları için çocukları pek çok programdan daha çok cezbetmekte ve dakikalarca gözlerini ayırmadan reklamların sonuna dek izlemektedirler. Bu da henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu ve marka istekleri ile doldurulmasına neden olmaktadır.
Çocuklar neredeyse, doğumlarından itibaren TV izlemeye başlamış, TV'den fikirler kapmak herhangi bir beceri gerektirmediğinden çok erken yaşlarda reklam izleyicisi topluluğunun önemli bir parçası olmuşlardır. Televizyonların da tüketimin sınırlarını genişletmede oynadığı rolün ışığında çocuklar, özellikle reklam endüstrisi için önemli bir hedef haline gelmiştir. Birincisi, çocuğun elinde eskisinden daha fazla para vardır, ikincisi ve daha önemlisi çocuklar, ailelerin marka seçimlerinde başlıca etki faktörleri olarak görülmektedir. Üçüncüsü ise onları küçükken yakalamanın ve marka sadakati aşılamanın kolay ve kalıcı olabilmesidir (Unnikrishnan,1996;146-156).
Reklamlarda yer alan sloganların, mesajların altında mutlu hayatlar vaadedilmekte ve bu hayata ulaşmanın tek yolunun o ürüne sahip olmaktan geçtiği ifade edilmektedir. Çoğu kez yetişkin bireyleri bile etkileyen bu mesajlar, henüz toplumsallaşma ve yetişkin birey olma yolundaki çocuğu daha fazla etkilemektedir. Dolayısıyla çocuk, çalışmak, başarılı olmak, erdemli olmak gibi insani boyuttaki pek çok değer yargısının yerine salt tüketerek mutlu olunacağı yolundaki düşünceye inandırılmaktadır.
Çocuğun nesnelerle olan ilişkisi öyle bir biçimde örgütlenmektedir ki, bu ilişki cocuğun hem kendi kimliği ve değer yargıları üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta, hem de buna paralel olarak çevresindeki insanlarla olan ilişkilerini de bu nesne-insan ilişkileri örüntüsü çerçevesinde görmekte ve değerlendirmektedir. Çünkü o nesnenin satılması uğruna reklamlarda pek çok değer kullanılmaktadır. Kullanılan bu değerler çerçevesinde iletilen mesajlar kanalıyla da pek çok kimlik, ilişki ve değer yargıları ters yüz olmaktadır.
Reklamın temel amaçlarından biri tüketim için mal satmak olduğundan bu kültürün merkezindeki inançları sürdürür ve gelişmesine yardımcı olur. Dolayısıyla reklamlar da basmakalıp örnekleri kullanıyorlarsa, aynı zamanda bu basma kalıp örneklerdeki değer iletilerini de yansıtma eğilimindedirler (Burton,1995;150).
Bu değer iletileri zaman zaman yerleşik toplumsal değer yargılarının pekiştirilmesi yolunda bir rol üstlenirken, zaman zaman da çağdaş ve mutlu olma yolundaki vaatlerin ancak o nesnelerin kullanılmasıyla mümkün kılınabileceği yolunda olabilmektedir.
Cinsiyet rol tanımları ve karşı cinsle olan ilişkiler üzerine etkisi
Tüm programlarda çizilen kadın ve erkek portresi alışılmış kalıpların uzantısında olmaktadır. Yetişkinlere yönelik tüm programlarda olduğu gibi, çocuk programlarında, reklamlarda ve hatta çizgi filmlerde bile bunu görmek mümkündür. Hem kendi cinsel kimliğinin, hem de karşı cinsin nasıl olması gerektiği konusundaki mesajlarla doldurulan beyinler, ilerde yetişkin birey haline geldiklerinde bu beklentiler içinde olmaktadırlar.
Pek çok çizgi filmde dikkati çeken bir özellik de cinsiyet rol tanımlamaları olmaktadır. Bu tanımlamalarda çocuklar, bir kadın ya da erkek olarak nasıl olmaları gerektiğine ilişkin oluşturulmuş ideal tipleri görmektedir. Bu tiplerin özelliklerine baktığımızda kadınların zayıf, pasif, her zaman erkekten yardım talep eden, kurtarılmayı bekleyen taraf, erkeklerin ise evin geçimini sağlayan, yarışmacı, aktif, kurtarıcı, güçlü, hizmet talep eden taraf olduğu görülmektedir (Timisi ve Durlu,1995;500-503).
Aynı şekilde, programlarda yer alan mesajlarda erkek çocukların daha fazla şiddete başvuran taraf olduğu, kız çocuklarının ise, hanım hanımcık, sessiz, sakin, toplum tarafından kendi cinsine yazılan kaderine razı görüntü ve mesajlar yer almaktadır. Bu da çift yönlü bir etki yaratarak kız çocuklarının zayıf ve pasif olmaları ne kadar doğalsa, erkek çocuklarının da o kadar kavgacı ve saldırgan olmaları adeta doğal gösterilmektedir. Adeta cinsiyete dair şiddet eğilimleri onaylanmakta ve körüklenmektedir
Anne ile ilişkisi üzerine etkisi
Çocuk, bir önceki bölümde sözü edilen kadın ve erkek rol tanımlamaları çerçevesinde bir anne görmek istemektedir. Tüm programların içeriğinde aktarılan anne tipinde olduğu gibi iyi ve ideal anne, evin tüm işlerini yapan, babaya ve çocuklara sürekli hizmet eden, onların her dediğini yerine getiren bir annedir. Bunun tersi halinde pek çok evde büyük sorunlar çıkabilmektedir.
Reklamlarda, çocuğunun sağlığını ve mutluluğunu düşünen tüm annelerin hangi ürünleri kullanması gerektiği bilinçaltına öylesine şırıngalanmaktadır ki bu ürünleri kullanmayan anneler, çocuklarını düşünmeyen kötü annelerdir adeta. Çarpıcı olması açısından temizlik maddeleri ve margarin reklamlarını anımsayalım. O temizlik maddesini kullanmayan anne, çocuğunun hijyen ve sağlık koşullarını önemsemeyen, ya da o margarini kullanmayan anne ise çocuklarının beslenmesine özen gestermeyen anneler olarak algılanmasına neden olacak nitelikte sunulmaktadır.
Tüm bunlar da çocuğun anneyle olan iletişimini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir. Yani, iyi anne, onlara hizmet eder ve orada sunulan ürünleri kullanır veya çocuğuna alır...Burada bir anlamda aba altından sopa gösterilerek, yani "gizli bir onay ve cezalandırma sistemiyle" (Burton,1995) aslında anne de cezalandırılmaktadır. Bunları yerine getiremeyen pek çok annenin suçluluk duyması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Baba ile ilişkisi üzerine etkisi
Yine özellikle reklamlar aracılığıyla mutluluğun tek yolunun çok nesneye sahip olmak, ya da çok tüketmek olduğu aktarılır bizlere. "İnsanlar ne kadar çok şeyi olursa o kadar çok mutlu olacağını sanır." (Fromm,1991;18). Bu anlamda da evin geçimini sağlamakla yükümlü olduğu enjekte edilen baba, daha çok nesne alamazsa, ya da çocuklarının daha fazla tüketmelerini sağlayamazsa, onların mutluluğunu sağlayamayan bir baba konumuna düşürülmektedir.
Yine bir üst bölümde tanımlanan cinsiyet rolleri anne gibi babayı da iki anlamda etkilemektedir. Birincisi baba dışarda çalışır, para kazanır, evin tüm ihtiyaçların sağlar ve hatta onun da ötesinde karısının ve çocuklarının en iyi biçimde rahat ve konforlu yaşamaların sağlamakla yükümlüdür. Bunu sağlayamayan baba, yeteneksiz ve beceriksizdir. Reklamlarda almak o kadar kolaydır ki, bunu yapamayan baba işe yaramaz bir adamdır.
Öte yandan, dışarda para kazanan ve ailesinin daha rahat ve konforlu yaşamasını sağladığına göre de evde ayaklarını uzatıp tüm işleri karısından beklemek de hakkıdır...Bu anlamda da yılların getirdiği geleneksel anne-baba rolü bir kez daha pekiştirilmiş olur. Bu tiplemelerin istisnaları olsa da bu ender örnekler genel tabloyu değiştirmez.
Öte yandan pek çok program aracılığıyla iletilen mesajlarda baba, ailenin güven ve namusundan sorumlu olarak gösterilir ve bundan dolayı da babanın çevresine uyguladığı şiddet gizli bir biçimde onaylanır. Bunun ise iki temel olumsuz etkisi vardır. Birincisi, çocuk babasını öyle görmek istemektedir, özellikle de erkek çocuklar... ikincisi de büyüdüğünde o tip bir baba olması öğütlenmektedir adeta...
Sayfa: 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Referans URL