01-21-2008, 09:31 PM
Han Manas'ın aşına haberin ulaştığı yerlerden dostlar, tanıdıklar, ünlü bilgiçler arda ardına gelmeye başladılar.
Ceti-Suu'da yerleşen halkın atası olan ihtiyar, şu anda doksan beş yaşında idi. Milleti duasıyla zenginleştiren, tedbirli; halkın gönlünü kıracak iş yapmayacak kadar akıllı, kara Hıtay'ı id****i altına alacak kadar yiğit Katagan Han'ı Koşoyhan Manas'ın aşına hizmet etmek için erkenden geldi.
Keng Alay'a yerleşen, dokunduğunu sağ bırakmayan kibirli Er Töştük de eski dostumun aşında altmış gün hizmet edeceğim diye geldi.
Aşağıdaki Urum denen halktan, yani kırk günlük yerden hareket eden Urumhan'ın oğlu Kökbörü, candostum hayatta ise elini sıkayım, oğlu Semetey'i görüp geleyim, hiç olmazsa ayaştan özür dileyim diye sarı altın, beyaz gümüşü atına yükleyip, Narbuudanını koşturup yanına hanımını ve on iki yaşında bir yiğit olan, eski elbise giymiş Koyonalı denen bahadır oğlunu alarak geldi. Koyonalı'nın yaşı küçüktü ama, bir arslan gibiydi, benzersiz alpti, nehir gibi kan akıtan, düşmanlarının canına okuyan kaplanın da kendisi idi. "Bahadır ayaş atama kendim hizmet edeyim, aşının başında durayım" diye bileklerini sıvayıp işe girişti.
Acıbay'ın haber vermesi üzerine, Manas'ın kıymetli dostlarının ardından Oyrat hanı Karaç'ın arbedeci kızı Saykal da siyah saçlarını topuz şeklinde toplayarak Manas'ın kırk günlük aşında hizmet edeceğim diye geldi. Şımarık Saykal, Han Manas'a küskündü, Manas'la boy ölçüşmüştü, sonunda barıştığı bahadıra kıyamadı, rahat edemedi. Bastığı yerden toz duman, baktığından can çıkaran bu kız, bir zamanlar yapılan mızrak kavgasında Kırgız'ın beli kırılır diye bahadır Manas'a mızrak vurmaya kıyamamıştı. Mazeyil'de yerleşmişti, geniş Turfan'da kışlardı.
Bahadır Manas gözünü açtı, son bir kez kendisine gelip başında sızlayıp duran Kanıkey'e sordu:
"Hatun vedalaşma zamanı geldi. Kaçınılmaz an geldi. Ahret dostlarımla son bir kez görüşeyim, yiğitleri buraya çağır." dedi, bahadır Manas, yastığa yaslanıp oturarak
Otağın kapısını Kanıkey açtı.
Bahadırın Otağına Bakay, Koşoy başta olmak üzere on iki hanı, çoraları, köleleri, dostları girip bir bir vedalaştılar.
Bahadır Manas ağlayan yiğitlerin iniltilerini eliyle işaret ederek bastırdı.
Bahadır, sanki öteki dünyaya gitmeyecekmiş gibi, kıyamet gününü görmeyecekmiş gibi, ne kaşını çatıyor, ne üzülüyordu, acı çektiğini belli etmeden, gayretinden hiçbir şey kaybetmeden dağlardaki kartallar gibi oturuyordu.
Zavallı yenge Kanıkey gökyeleli Bozkurdun dostu Kökbörü'nün on iki yaşındaki oğlu Koyonalı'yı Manas'a yaklaştırmadı, onu zor tutuyordu.
"Yapma yavrum, ayaş atan Manas'ın baktığı kimse sağ kalmaz. Gözlerinde kara beni, yüzünde zehiri var. Onun bakışlarına dayanamayan sağ kalmıyor. Sözümü dinle, oğlum." dedi yalvararak.
"Ayaş atam Manas'la görüşmeden, ellerini sıkmadan nasıl kapısında kalırım. Yüzünü görmemektense ayaş atamın peşinden gitmeye razıyım." küçük yiğit Koyonalı ayaş anasından sıyrılarak çevik bir hareketle içeri sokuluverdi, selam verip Manas'ın ellerini tuttu.
"Yolculuğunuz hayırlı olsun, han ata!" dedi Koyonalı ağlayarak.
Dönüşü olmayan yere gitmekte olan Bozkurt Manas gözlerini tekrar açıp ellerini sıkıca tutan yaramaz çocuğa bir bakıp:
"Bu pehlivanı hiç görmemişim. Kim bu?" dedi Manas keskin bakışlarla.
"Bahadırım, sözünü geri al, gözünü aç! Bu işte dostun Kökbörü'nün oğludur" dedi Kanıkey ağlayarak. .
"Kökbörü, ahret dostum, bu oğlun çok kuvvetliymiş, güçlüymüş. Talihsiz halktan biri değil, boşuboşuna akan bir sel imiş. Bahadırın yolu dar imiş, vefasız dünyaya erken gelen bir oğlan imiş. Dostum, müsaade et, öbür dünyada bana yoldaş olsun, oğlunu baha helal et" dedi bahadır Manas.
"Dostum, oğlum değil gerekirse canımı da beraber al!" dedi Kökbörü bahadır Manas'a dikkatlice bakarak.
Bahadır Manas bir daha konuşmadı, mizan topyıldızı dolduktan, yiğitlerle vedalaştıktan sonra elli iki yaşında vefat oldu.
Ceti-Suu'da yerleşen halkın atası olan ihtiyar, şu anda doksan beş yaşında idi. Milleti duasıyla zenginleştiren, tedbirli; halkın gönlünü kıracak iş yapmayacak kadar akıllı, kara Hıtay'ı id****i altına alacak kadar yiğit Katagan Han'ı Koşoyhan Manas'ın aşına hizmet etmek için erkenden geldi.
Keng Alay'a yerleşen, dokunduğunu sağ bırakmayan kibirli Er Töştük de eski dostumun aşında altmış gün hizmet edeceğim diye geldi.
Aşağıdaki Urum denen halktan, yani kırk günlük yerden hareket eden Urumhan'ın oğlu Kökbörü, candostum hayatta ise elini sıkayım, oğlu Semetey'i görüp geleyim, hiç olmazsa ayaştan özür dileyim diye sarı altın, beyaz gümüşü atına yükleyip, Narbuudanını koşturup yanına hanımını ve on iki yaşında bir yiğit olan, eski elbise giymiş Koyonalı denen bahadır oğlunu alarak geldi. Koyonalı'nın yaşı küçüktü ama, bir arslan gibiydi, benzersiz alpti, nehir gibi kan akıtan, düşmanlarının canına okuyan kaplanın da kendisi idi. "Bahadır ayaş atama kendim hizmet edeyim, aşının başında durayım" diye bileklerini sıvayıp işe girişti.
Acıbay'ın haber vermesi üzerine, Manas'ın kıymetli dostlarının ardından Oyrat hanı Karaç'ın arbedeci kızı Saykal da siyah saçlarını topuz şeklinde toplayarak Manas'ın kırk günlük aşında hizmet edeceğim diye geldi. Şımarık Saykal, Han Manas'a küskündü, Manas'la boy ölçüşmüştü, sonunda barıştığı bahadıra kıyamadı, rahat edemedi. Bastığı yerden toz duman, baktığından can çıkaran bu kız, bir zamanlar yapılan mızrak kavgasında Kırgız'ın beli kırılır diye bahadır Manas'a mızrak vurmaya kıyamamıştı. Mazeyil'de yerleşmişti, geniş Turfan'da kışlardı.
Bahadır Manas gözünü açtı, son bir kez kendisine gelip başında sızlayıp duran Kanıkey'e sordu:
"Hatun vedalaşma zamanı geldi. Kaçınılmaz an geldi. Ahret dostlarımla son bir kez görüşeyim, yiğitleri buraya çağır." dedi, bahadır Manas, yastığa yaslanıp oturarak
Otağın kapısını Kanıkey açtı.
Bahadırın Otağına Bakay, Koşoy başta olmak üzere on iki hanı, çoraları, köleleri, dostları girip bir bir vedalaştılar.
Bahadır Manas ağlayan yiğitlerin iniltilerini eliyle işaret ederek bastırdı.
Bahadır, sanki öteki dünyaya gitmeyecekmiş gibi, kıyamet gününü görmeyecekmiş gibi, ne kaşını çatıyor, ne üzülüyordu, acı çektiğini belli etmeden, gayretinden hiçbir şey kaybetmeden dağlardaki kartallar gibi oturuyordu.
Zavallı yenge Kanıkey gökyeleli Bozkurdun dostu Kökbörü'nün on iki yaşındaki oğlu Koyonalı'yı Manas'a yaklaştırmadı, onu zor tutuyordu.
"Yapma yavrum, ayaş atan Manas'ın baktığı kimse sağ kalmaz. Gözlerinde kara beni, yüzünde zehiri var. Onun bakışlarına dayanamayan sağ kalmıyor. Sözümü dinle, oğlum." dedi yalvararak.
"Ayaş atam Manas'la görüşmeden, ellerini sıkmadan nasıl kapısında kalırım. Yüzünü görmemektense ayaş atamın peşinden gitmeye razıyım." küçük yiğit Koyonalı ayaş anasından sıyrılarak çevik bir hareketle içeri sokuluverdi, selam verip Manas'ın ellerini tuttu.
"Yolculuğunuz hayırlı olsun, han ata!" dedi Koyonalı ağlayarak.
Dönüşü olmayan yere gitmekte olan Bozkurt Manas gözlerini tekrar açıp ellerini sıkıca tutan yaramaz çocuğa bir bakıp:
"Bu pehlivanı hiç görmemişim. Kim bu?" dedi Manas keskin bakışlarla.
"Bahadırım, sözünü geri al, gözünü aç! Bu işte dostun Kökbörü'nün oğludur" dedi Kanıkey ağlayarak. .
"Kökbörü, ahret dostum, bu oğlun çok kuvvetliymiş, güçlüymüş. Talihsiz halktan biri değil, boşuboşuna akan bir sel imiş. Bahadırın yolu dar imiş, vefasız dünyaya erken gelen bir oğlan imiş. Dostum, müsaade et, öbür dünyada bana yoldaş olsun, oğlunu baha helal et" dedi bahadır Manas.
"Dostum, oğlum değil gerekirse canımı da beraber al!" dedi Kökbörü bahadır Manas'a dikkatlice bakarak.
Bahadır Manas bir daha konuşmadı, mizan topyıldızı dolduktan, yiğitlerle vedalaştıktan sonra elli iki yaşında vefat oldu.



