Minimax İlkesi
Sosyal ilişkileri bir alışveriş gibi kavramsallaştıran bazı teorisyenlere (Thibaut ve Kelley, Homans, Foa, vb.) göre, diğeri hakkındaki duygularımız, onunla ilişkiden elde edilen kazançlara bağlıdır. İlişkinin kazancı, alınan ödüller (maddî kazanç, statü ve prestij, korunma ve güven duygusu, şefkat ve sevgi, vb.) ile ödenen pahalar (maddî bedel, zaman, enerji, psikolojik paha ve stres, vb.) arası fark şeklinde ifade edilebilir.
Söz konusu teorisyenlere göre insanlar, genel olarak kazançlarını maksimum, bedelleri minimum kılmak isterler. Ancak bu minimal strateji, bir ilişki iki taraf için de doyum sağlayıcı olacak şekilde sosyal norm ve kurallar tarafından dengelenir.
Model
Model, istatistiksel anlamda, bir şeyin ya da bir sürecin maddi veya sözel temsilidir. Bu temsil genelde mantıksal veya matematiksel bir ifadedir. Modelde temsil edilen veri veya değişkenlerin, modelin yansıttığı teori veya hipoteze uygun ilişkiler göstermesi beklenir.
Model kavramı, gelişimsel anlamda ise, çocuk veya yetişkinlerin, davranışlarında örnek aldığı bir başka kişiyi ya da referansı ifade etmektedir.
Moral Kariyer
Moral kariyer terimi, Goffman tarafından toplum içinde bireyin davranışlarının sürekli olarak diğerleri tarafından yargılandığına işaret etmek için kullanılmıştır. Moral kariyer kavramı, insanın sosyal yaşamının moral bir kariyer gibi görülebileceğini ifade etmektedir.
Moral Taciz
İş yaşamı sorunlarına ilişkin literatürde son yıllarda ortaya çıkan moral taciz kavramı (mobbing), çalışanların iş yerinde maruz kaldıkları moral eziyeti ifade etmektedir. Moral taciz boyutları giderek artan önemli bir iş yaşamı sorunu, hatta gözlemcilere göre gerçek bir sosyal patoloji niteliği taşıyor; bir epidemi gibi yaygın ve iş yerlerinin günlük sinsi şiddeti olan moral taciz, kendine özgü nedenleri, semptomları ve biçimleriyle bir 'iş terörü' oluşturuyor.
Bu nedenle moral taciz konusunda son yıllarda birbiri ardısıra kongreler, uzman toplantıları düzenleniyor; iş müfettişleri, iş hekimleri, psikologlar, psikoterapistler tarafından inceleniyor; internet siteleri, tartışma platformları kuruluyor.
Araştırmalara göre (Batı toplumları söz konusu) çalışanların yaklaşık % 10'luk dilimi moral tacize uğramaktadır. Tacize en çok maruz kalanlar kariyerlerinin ortasındaki kadınlardır. 40 yaşını geçmiş, yalnız yaşayan ve işine çok angaje olanlar, moral tacizin ideal hedefleri olarak görünmektedir. Fakat iş yerinde kıskanılan, parlak, başarılı ve güçlü kişiler de moral tacizin hedefi olabilmektedir.
Moral tacizin nedenleri arasında en çok kâr/kazanç yasası anılmaktadır. Zaman içinde işyeri koşullarının değişmesi, yüksek verimlilik ve rekabet arayışı, özerkliğin artışı gibi hususlar işsizlik bağlamında, çalışanlar üstündeki baskıyı artırmaktadır.
Çalışanları koruyucu yasal mevzuatın, işten çıkarmaları zorlaştırması karşısında yöneticiler, çalışanları baskı ve moral taciz yoluyla uzaklaştırmaya yönelmektedir. İkinci olarak, işyerlerindeki kendi kabuklarından memnun olmayan küçük şeflerin sapık (pervers) eğilimleri, önemli bir moral taciz kaynağı oluşturmaktadır.
İnsanın iş anlayışı ve işiyle ilişkisindeki değişiklikler de bunda önemli bir rol oynamaktadır. Legeron'a (2001) göre eskiden insanlar ekmeğini, geçimini fabrikada kazanıyordu ve 'ağzım kapatıyordu'. Şimdi, insanın evliliğinde, ailesinde, işinde gelişmesi serpilmesi istenmekte; öz saygı yüceltilmekte ve otoriteye, iş kontratıyla ilgili itaat ilişkilerine katlanmak zorlaşmaktadır.
Ayrıca, geçen yüzyılda iş koşullan şimdikinden çok daha kötü olmakla birlikte, çalışanlar arasında bir sınıf dayanışmasının olduğu; tacize, eziyete maruz kalanlarda 'diğerleriyle aynı gemide olma duygusu'nun bulunduğu ve sendikaların da kendi rollerini oynadığı ve bütün bunların sonucunda, tacizin aynı şekilde algılanmadığına ya da tacize daha kolay tahammül edildiğine işaret edilmektedir (Muller, 2002).
Moral taciz, kendini farklı biçimlerde göstermektedir: Binlerce ücretli, iş hekimine, iş müfettişine, sendikalara gelerek iş yeri koşullarına dayanamadıklarını söylüyorlar. Belirtilen taciz şekilleri geniş bir yelpaze oluşturuyor: Aşağılanma, hakaret, iğneleme, zam veya izin verilmemesi, keyfi olarak çalışma saatlerinin değiştirilmesi, yapılan işin beğenilmemesi, sürekli hata veya eksik aranması, bir kenara itilip bırakılma, ilgisizlik, dışlanma, soyutlanma, vb.
Sorunun artan önemi, iş yasalarına moral tacize ilişkin özel hükümler konmasına yol açıyor. Yasal mevzuatta moral taciz, işyerinde iş koşullarının çalışanların haklarına ve onuruna zarar verecek, fiziksel veya zihinsel sağlığını bozacak veya mesleki geleceğini riske sokacak şekilde bozulmasına yol açan uygulamalar olarak nitelendirilmekte ve çeşitli cezalar öngörülmektedir. Üstelik işverenler de iş yerinde olan bitenden sorumlu tutulmakta ve moral taciz olmamasına dikkat etmekle yükümlü sayılmaktadır.
__________________
Motivasyon
Motivasyon, bireyi belirli bir davranışa angaje olmaya veya yapmaya sevkeden güçler bütünü olarak tanımlanabilir. Bu güçler iç kaynaklı (bilişsel, duygusal) veya dış kaynaklı (çevresel) olabilir. Bir işi veya davranışı yapmaktan haz alma; bir işi sonuçlandırmak veya tamamlamaktan kaynaklanan başarı duygusu, iç kaynaklı motivasyonlara örnektirler; iş veya davranışa verilen ücret, maddi kazanç ve benzeri ödüller, iş veya davranışın sonucunda elde edilen kazanç veya avantajlar (statüsünü koruma, yükseltme; olası ceza veya kayıplardan kurtulma) dış kaynaklı motivasyonlardır.
Bazı yazarlar içsel faktörleri, ihtiyaçlar veya motifler olarak nitelendirmekte, dışsal faktörleri ise birey, belirli bir yönde davranmaya veya bir şey yapmaya zorlandığında söz konusu etmektedirler.
Motivasyon kavramı, oldukça karmaşık bir kavramdır ve her tanım, eksik yanlar taşır. Genel olarak bireyi belirti amaçlara doğru yönelten veya belirli davranışları yapmaya doğru güdüleyen bir psikolojik faktör olan motivasyon, organizmayı harekete geçiren bir değişikliği ya da gerilimi ifade eder; organizmanın gerili TU, bu gerilimi sona erdirecek davranışların yapılmasıyla sona erer. Dolayısıyla motivasyon, bireyleri belirli bir yönde davranmaya sevkeden içselleştirilmiş bir olgu (ihtiyaçlar, arzular, amaçlar) gibi görünmektedir.
Motor Öğrenme
Basit edimsel öğrenme, belli bir amaca varmak için ne yapılması gerektiğinin öğrenilmesidir. Bazen psikomotor öğrenme de denen motor öğrenmede (motor learning) söz konusu olan ise, bir şeyin nasıl daha iyi yapılacağıdır, Gündelik hayat, motor öğrenme gerektiren faaliyetlerle doludur. Bunlar arasında çatal-kaşıkla yemek yemeyi, konuşmayı, yazı yazmayı, araba kullanmayı, topu hedefe atmayı, bir müzik aletini çalmayı sayabiliriz. Bütün bu becerilerde, bireyin davrananlarını hızlı ve doğru olarak yapabilmesi için alıştırma gereklidir.
Motor öğrenmede de uyarıcılar, ayırdetmenin öğrenilmesinde olduğu kadar önemlidir; fakat burada durum biraz farklıdır. Örneğin, iyi bir golf oyuncusunun, güzel bir vuruş yapabilmek için belirli bir uyarıcı durumuna gereksinimi vardır: bileğinde ve bacaklarında belli bir duygunun olması, bakışlarının topun üzerinde yoğunlaşması, sopasını kaldırırken omuzlarından ve kollarından dönüt (feedback) uyarıcılarının gelmesi gerekir. Piyanistler ve daktilo yazanlar da "herşeyin yolunda olduğu" duygusunu veren belli bir pozisyona girmedikçe işlerini yapamazlar.
Diğer bir deyişle, motor becerilerde, çevre, bedensel iç uyarıcılar ve yapılacak iş arasında bir eşgüdüm (coordmation) söz konusudur. Ancak, motor öğrenmelerde üzerinde daha çok durulan şey, devranımın yapılış tarzıdır. Motor öğrenme genellikle davranımın yapılmasındaki hız ve hatasızlıkla ölçülür, örneğin, daktilo sınavlarında hız değerlendirilirken hatalar da hesaba katılır. Daktilo öğrenen bir kimsenin bu şekilde elde edilen günlük test puanları bir grafikle gösterilecek olursa, elde edilen eğrinin tipik bir koşullanma eğrisine benzediği görülür. Yani eğri, önceleri, hızlı ilerleme olduğu sıralarda hayli diktir; kişi ustalığa yaklaştıkça yatıklaşır.
Nesne Algılama
Tüm algılardaki çarpıcı gerçek, ilgili sürecin duyusal bilgiyi daima nesneler'e (object) dönüştürmesidir (to convert). Büyük ve kırmızı bir imge (image) ahır olarak görülür. Kolun üzerinden gelen bir dizi basınç duyumu sürünen bir böcek olarak algılanır. Uzaktan gelen sirene benzer ses, yaklaşan bir cankurtaran olarak işitilir. Görüldüğü gibi, insanlar sadece duyum ve uyarıcı toplulukları değil, bilakis, devamlı olarak nesne algılarlar.
Nesne algılanması (object perception) kısmen öğrenmeye dayanır. Kişinin nesneleri isimlendirebilmesi ve bunların işlevlerini belirtebilmesi, kuşkusuz ki öğrenilir. Ancak öğrenmenin yanı sıra, uyarıcıların nesnelere örgütlenmesi şeklindeki temel eğilim (tendency) insanların duyu organları ve sinir sistemlerinin doğuştan gelen (innate) bir özelliğidir. Nesne algılanmasını içeren bu doğal yeteneğe (ability) ilişkin etkenler (factor) örgütleyici eğilimler (organizing tendencies) olarak adlandırılmıştır.
Şekil-Zemin Algısı
insanların nesne algılamalarındaki başlıca örgütleyici eğilim, şekil (figüre) ve zeminin (ground) birbirlerinden ayrılmasına ilişkindir. Bu eğilim nesnelerin zemine göre göze çarpmalarına, zeminden doğru sivriliyormuş gibi görülmelerine neden olur. Resimler duvarın üzerinde asılıdır, kelimeler de sayfanın üzerinde yer alır. Bu örneklerde şekil, resim ve kelimeler; zemin ise duvar ve sayfadır. Şekil 1'iin solundaki resme baktığınızda; buradaki siyah alan daha önce gördüğünüz belirli bir cisme benzemese bile, siz onu otomatik olarak cisim gibi görürsünüz. Sağdaki resme baktığınızda ise, ya birbirine yakın iki yüz veya bir vazo görürsünüz, iki cisimden herhangi birinin algılanabileceği bu tür resimlerden farklı algılanabilir şekiller (reversible figures) olarak söz edilir. Buradaki önemli nokta; elinizde olmaksızın bir cisim, yani bir zemin üzerinde şekil görüyor olmanızdır.
Şekil 1 Sol: Siyah alan otomatik olarak zemin üzerindeki şekil düzeninde algılanır. Sağ : Bazen şekillerden biri, bazen de diğeri zemin haline gelmektedir.
Şekil-zemin ilişkilerinin algılanması, görmenin dışındaki diğer duyumlar için de geçerlidir. Bir senfoni dinlenirken, melodi veya tema şekil olarak algılanır; akortlar ise zemini oluşturur. "Rock" müziğinde gitarist tekrarlanan akortları zemin olarak kullanır; bir ölçüde değişkenliğe sahip olan şarkı ise bu zemine göre şekildir. Kolun derisinden gelen gıdıklanma duyumu, kolun üzerinde sürünen bir böcek olarak algılanır. Bu örnekler, şekil-zemin ilişkisi algılama eğiliminin bütün algı türlerine yaygın bir özellik olduğunu göstermektedir.
Gruplama
Nesne algılamadaki bir diğer örgütleyici eğilim, uyarıcıların bir örüntüye (pattern) gruplanmasıdır (grouping). Gruplamada, ilgili ortamdaki çeşitli ipuçlarından (cue) yararlanılır. Örneğin, Şekil 2'nin a kısmını üç çift çizgi olarak görürsünüz. Buradaki ipucu bir çizginin diğerine olan yakınlığı'dır (proximity). Şeklin b kısmında ise, biri diğerinin üzerinde iki üçgen görüyor olabilirsiniz. Bu durumda birbirine benzeyen maddeleri (item) kendi içlerinde gruplamaktasınız (similarity). Aksi takdirde, c'deki gibi altı köşeli bir yıldız görürdünüz. Benzerliğe göre gruplama, şeklin d kısmında da görülmektedir. Çoğu insanlar x'leri ve noktaları kendi içlerinde birbirlerine yakın ve noktaları da x'lerden fazlaca bir aralıkla ayrılmış olarak algılarlar.
Şekil 2 Görmede algısal gruplamaya örnekler,
Ancak gruplamada her zaman benzerlik esas alınmaz. Şekil 2'nin e kısmının .altı köşeli bir yıldız olarak görülmesi, biri noktalardan diğeri dairelerden meydana gelen iki ayrı şekil olarak görülmesinden daha kolaydır. Bu durumda benzerlik, bir diğer kuvvetli gruplama eğilimi olan, dengeli ve bakışık (symmetric) şekil oluşturma alışkanlığım (habit) içeren bakışım (symmetry) ile yarışma halindedir. Son olarak, gruplama kısmında gösterildiği gibi devamlılık (continuity) temeline göre de olabilir. Bu eğilim kavisli bir çizgiyi kavisli bir yolda, düz çizgiyi ise düz bir yolda devam ediyor olarak görmenizi sağlar. Buna göre f kısmında üç şekil görebilirsiniz: düz bir çizgi, bir yarım daire ve bir kırıklı çizgi. Düz çizgiyi, kesişme noktalarından birinde aniden kavisli bir hal alıyor olarak görmeniz ancak özel bir çabayla mümkün olacaktır.
Tamamlama
Psikologların nesne algılanması konusunda keşfettikleri birkaç örgütleyici süreç daha vardır. Bunlardan biri olan tamamlama (closure) eğilimi, insanların görsel dünyalarını uyarımdaki boşlukları doldurarak örgütlemelerine ve böylece de kopuk parçalar yerine bütün bir nesne algılamalarına yol açar. Şekil 2'nin b, c, ve e kısımlarının algılanmasında böyle bir eğilim söz konusudur. Aynı eğilim Şekil 3'te üstteki ve ortadaki şekillerin sırasıyla, daire ve kare olarak algılanmalarına yol açar. Alttaki şekli de, yine, kopuk çizgiler yerine bir nesne olarak görürüz. Çoğu insanlar bu şekli at üstünde bir adam olarak görürler.
Şekil 3 Algısal tamamlama boşlukları doldurur: Nesne bütünüyle mevcut olmayabilir, ama biz yine de onu tamam olarak algılama eğilimi gösteririz.
Newcomb Paradoksu
İnsan ilişkileri çerçevesinde Palo Alto Ekolü mensuplarından Watzlawick tarafından işlenen Newcomb paradoksu, mükemmel bir öngörünün mümkün olup olamayacağı tartışmalarında ortaya çıkan bir paradokstur.
Bu paradoksa göre belirli bir durumun aktörleri (ekonomistler, vs), kendilerini az ya da çok bildikleri bir geleceğe göre ayarlamak istediklerinde, bu geleceği bir veri olarak alırlar; oysa bu geleceği belirleyen onlardır. Bir başka deyişle, aktörler, bizzat kendilerinin tasarladıkları, kendilerinden dışa yansıttıkları bir geleceği işaret noktası olarak almaktadırlar (Bootstrapping olgusu).
Newcomb problemi şu şekilde özetlenebilir: İki kutu alalım; bunlardan birinde 1,000$ var, ikincisinde ise ya 1,000,000$ var ya da hiç bir şey yok. Siz, oyuncusunuz ve iki seçeneğiniz var: Bunlardan a1, iki kutuyu birden almak; a2 ise ikinci kutuyu tercih etmek. Senaryoya göre, oyunda sizden başka, geleceği öngören bir Kâhin (veya Kader) var.
Bildiğiniz kadarıyla bu Kâhin o ana kadar, sizin ve başkalarının seçimlerini öngörme konusunda hiç yanılmadı. Bu oyunda Kâhin, siz birinci seçeneği (a1) seçerseniz, Kâhin bunu öngörecektir ve ikinci kutuyu boş bırakacaktır ve bu durumda sadece 1,000$'ınız olacaktır. İkinci seçeneği (a2) seçerseniz, Kâhin bunu da öngörmüş olacaktır ve ikinci kutu içine 1,000,000$ koyacaktır. Siz de bunları biliyorsunuz ve Kahin'in öngörme kapasitesine inancınız tam. Ne yaparsınız?
Burada iki bakış açısı mümkün. Birincisine göre, a2'yi seçmek gerekir; zira a1'i seçerseniz, Kâhin bunu öngörmüş olacaktır ve ikinci kutuyu boş bırakacaktır; bu durumda garantili 1,000,000$ (a2'yi seçmek) yerine, sadece 1000$'ınız olacaktır.
İkinci bir bakış açısı da makul görünüyor ve bu paradoksun kaynağını oluşturuyor. Buna göre, siz tercihinizi yaparken, ikinci kutuda, bir milyon dolar, zaten ya var ya yoktur. Bu durumda iki kutuyu birlikte alırsanız, ikinci kutu ister boş, ister dolu olsun, iki duruma göre de bin dolar daha fazla kazanacaksınız. Eğer iki kutu da doluysa a1'i seçmekle 1,001,000$; a2'yi seçmekle, sadece 1000$ kazanırsınız.
Bu iki argümantasyon tarzı, iki farklı zaman kavramına dayanmaktadır. Birinci görüştekilere göre iki olay (sizin tercihiniz ve Kâhin'in parayı koyup koymaması) nedensellik planında birbirinden bağımsızdır, aralarında sadece olasılıksal bir ilişki vardır. Bu, tersine çevrilebilir bir zaman anlayışı içerir ve burada, geçerli değildir. Newcomb problemi, aşağıda görüldüğü gibi, tutuklular ikilemine benzetilebilir.
Ego açısından bakıldığında oyun şu şekilde görünmektedir:
1. a1 oynadığımda en azından 1000$'ın olur.
2. 1,001,000$ kazanabilirim, ama bu, nedensel olarak bana bağlı değil.
3. 1,000,000$ kazanabilirini, ama sadece, 1,000$'dan vazgeçersem 3'. Veya 1,001,000$ kazanabilirim, ama eğer Kâhin benim 1,000$'dan vazgeçeceğimi öngörürse.
Burada Kâhin yerine bir başka oyuncu konması düşünüldüğünde, oyun tutuklular ikilemine dönüşür. Bu nedenle, problemi analiz eden Lewis, iki kutuyu da almak gerektiğini savunur (Dupuy, 1992). Bazıları ise Kâhin'in öngörüsüne güvenmek ve bu nedenle de, sadece ikinci kutuyu almak gerektiğini öne sürer; ama bu tutuklular ikilemindeki işbirliği seçeneğinden farklı bir şey değildir.
Lewis'e göre bu davranış irrasyoneldir; tutuklular ikileminde de görüldüğü üzere, bu davranışın rasyonel bir nitelik taşıması için, bizim eylemimizle diğer oyuncunun eylemi arasında sadece olasılıksal değil, aynı zamanda nedensel bir bağ olması gerekir. Newcomb probleminde de durum aynıdır.
Dupuy'a göre, eğer gelecekten bu ana gelerek, yani bir amaca yönelik olarak düşünülürse, ikinci kutuyu almak gerekir; ama eğer aksi halde, yani eylem zamanında kalırsak, iki kutuyu da almak gerekir.
Harvard Üniversitesi'nden filozof Nozick'in "bu paradoksa ilişkin analizlerini temel alan Watzlawick'e göre ise paradoksu dostlarınız veya öğrenciler üzerinde denerseniz, iki gruba ayrılacaklardır. Kendi bakış açınızın doğruluğunu tekrarlamak sorunu çözmemektedir.
Watzlawick'e göre sorun bizim gerçekliğimizin bir düzeninin olup olmadığında düğümlenmektedir. Bunun üç mümkün cevabı vardır:
Birinci cevaba göre; bu gerçekliğin hiçbir düzeni yoktur, gerçeklik aynı Ölçüde düzen ve kaostur, yaşamımız ise psikotik bir kabustur. İkincisine göre; biz, varoluşsal eksik bilgi (disinformation) durumumuzu, bir düzen yaratarak telafi ederiz; bu düzeni bizim icat ettiğimizi unutur ve 'gerçeklik' olarak niteleriz.
Üçüncüsüne göre; bağımlı olduğumuz, ama bizden bağımsız olan bir üst gücün yarattığı bir düzen vardır ve bu üst güçle iletişim kurmak, insan için en önemli amaçtır. İnsanların çoğu, birinci olasılığı dikkate almazlar. Ama hiç kimse diğer iki şıktan birini veya diğerini belirsiz veya bilinçdışı bir şekilde de olsa dikkate almaktan kaçınamaz.
Newcomb paradoksu bu hususla ilgilidir: Ya III. şıkkın tanımladığı gibi, gerçekliğin kesinlikle ve kaçınılmaz bir şekilde düzenlendiğine inanırsınız ve sadece ikinci kutuyu alırsınız; veya önceden belirlenmeyi kabul etmeyip II. şıkkı benimsersiniz, 'a posteriori nedensellik' (gelecek olayların anı ve geçmişi belirlemesi) olmadığını düşünürsünüz ve iki kutuyu birden alırsınız. Sorun bir bakıma özgür irade ve determinizm sorunsalına göndermektedir.
NLP
Nöro-lengüistik programlama ya da kısa ifadesiyle NLP, bir iletişim ve kişisel değişim tekniğidir. Teorik temellerini, davranış terapileri, iletişim teorileri ve Milton Erikson'un hipnoz anlayışında bulan NLP'nin bazı görüşleri, son yıllarda popüler bir hale gelmiştir.
Örneğin, bireylerin iletişim tarzlarının farklı olduğu, bazılarının görsel, bazılarının işitsel, diğer bazılarının da kinestezik olduğu şeklindeki görüşler.
Nominalizm
Sosyal psikoloji vokabülerinde nominalizm, sağduyu psikolojisi çerçevesinde insanların, şeyleri adlandırmayı, onları anlama veya onlara hakim olmakla eşdeğer görmeleri eğilimini ifade etmektedir.