Şuanki Zaman: 12-05-2008, 04:27 PM
Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç — Kayıt Ol)
Merhaba,
Üye Girişi Yapmamışsınız Ya Da Zaten Bir Pelin Karahan Fan Üyesi Değilsiniz. Forumlardan Yararlanabilmek İçin Üye Olmalısınız. Lütfen Buraya Tıklayarak Üye Olunuz.
Cinerama üç adet senkronize 35 mm projektör kullanılarak görüntülerin eş zamanlı olarak içbükey, dev bir perdeye yansıtılması şeklinde çalışan bir geniş ekran işleminin ticari adıdır. Cinerama 1950'ler sırasında, televizyonun sinema endüstrisiyle olan rekabetine bir tepki olarak gelişen geniş ekran işlemlerinin ilkini oluşturmaktadır ve film endüstrisi üzerinde önemli etkileri olmuştur.
Cinerama projeksiyonunun yaklaşık üçte birini oluşturan merkez kısmı tek bir yüzeyden oluşurken, en sağ ve en solda yer alan diğer üçte birlik kısımları içbükey perdenin bir ucundan yayılan ışığın diğer uca vurmasını engellemek amacıyla her biri seyirciye dönük olan, bitişik dikey şeritlerden oluşur. Bu göz alıcı gösterime yüksek kalitede, altı kanallı (daha sonra yedi kanallı) stereofonik ses sistemi eşlik eder.
Orijinal sistem tek bir shutter kullanan senkronize üç kamerayla çekim yapılmasına dayanmaktaydı. Bu sistem, 1962'den sonra tek bir kamera ile çekim ve sıkıştırma işlemine dayanan 65 mm sistemi lehine terkedilmiştir.
Cinerama 1952 yılında Fred Waller tarafından icat edilmiş ve Waller ve Merian C. Cooper tarafından ticari olarak geliştirilmiştir. Waller daha önceden 1939 New York Dünya Fuarı'nda sergilediği, Vitarama adını verdiği on bir projektörlü bir sistem geliştirmişti. İkinci Dünya Savaşı sırasında Waller Gunnery Trainer adlı beş kameralı bir versiyonu kullanılmıştı.
"Cinerama" sinema ile panorama sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşmaktadır. Ayrıca "American" (Amerikalı) sözcüğünün de bir anagramıdır.
İlk Cinerama filmi, 30 Eylül 1952 tarihinde New York'taki Broadway Tiyatrosu'nda galası yapılan This is Cinerama'dır.
Geleneksel anlamda bir olay örgüsüne sahip olup Cinerama ile çekilen yalnızca iki film mevcuttur: The Wonderful World of the Brothers Grimm ve How the West Was Won. Bu filmlerin daha sonraki standart piyasa sürümleri için tekli film sistemleriyle uyumlu hale getirebilmeleri için, çekimler geleneksel Cinerama'nın saniyede 26 kare hızı ile değil, saniyede 24 kare hızı ile çekilmiştir.
Film çekilirken özellikle tehlikeli sahnelerde bir oyuncunun yerine oynayabilecek başka oyunculara dublör denir. İngilizcesi "stuntman"dir. Stuntman tabiri, yaygın olmasa da Türkçe'de de kullanılmaktadır.
Dublörlüğe ilk kez 1903 yılında ilgi ve istek duyuldu. Bunun nedeni, sessiz filmlerde de zaman zaman tehlikeli sahnelerin bulunması ve heyecanlı anların artmaya başlamasıydı (Dublör aynı zamanda olağanüstü sahneleri yaratan demektir). Ancak bu isteğin gerçekleşmesi 1908 yılında "The Count of Monte Christo" filminde gerçekleşti ve bu filmde ilk kez bir dublör görev aldı. Bu filmde ve geçmişte yapılan ilk tehlikeli hareket, yüksek bir kayalıktan şelalenin içine atlamak oldu. Bu hareketi gerçekleştiren kişi bir akrobat ve sirk artistiydi; bu atlayış için de tam 5 $ ücret aldı. Aslında aldı demek yanlış olur, çünkü söz konusu paranın çok düşük olması bir yana, yaptığı tehlikeli atlayış onun ilk ve son işi oldu. Böylece yapılan ilk dublörlük ile birlikte bu mesleğin ne kadar tehlikeli olduğu ortaya çıktı.
Bu filmlerden önce piyasada genellikle drama filmleri ile drama aktörleri vardı çünkü seyirci ve yönetmen başka filmlerin gerçekleşmesinde henüz tecrübeli değildi. Bu filmden sonra maceralı sahnelere merak doğdu ve böylece ilk aksiyon filmleri çekildi. Aksiyon filmeri alanındaki ilk dublörlük deneyimleri, ilk aksiyon filmi yıldızı Broncho Bill Anderson'ın tehlikeli sahnelerde oynayamaması nedeniyle oldu. Sanatçı tehlikeli sahneleri kendisi gerçekleştiremediği için, dublörlüğü icat etti. Böylelikle "aksiyon filmi aktörleri" doğmuş oldu. 1912 yılında ilk kez kadınların başrol alıp, dublörlük yaptığı "What Happended to Mary" dizisi piyasaya sürüldü. Burada rol alan en ünlü kadın dublörler (aynı zamanda öncüler ve dizi yıldızları) Pearl White, Helen Holmes ve Helen Gibson'dur. 1924 yılında Harry Arias Froboss dublörlüğün çeşitlerini icad etti ve Yakima Canutt bu çeşitleri gerçekleştirerek, bütün dublörlük çeşitlerinin öncüsü oldu. Film sektöründe oldukça ünlendi ve Jon Wayne gibi aktörleri kovboy olarak yetiştirdi. En ünlü dublör hareketlerini "Ben Hur" filminde yaratıp, bu sanata önemli bir adım atmış oldu. Onun yolunu izleyen dublörlerden bazıları da aksiyon filmi aktörlüğünden, drama ve aksiyon yıldızı olmayı basardılar, örneğin Terence Hill.
Geniş ekran, görüntü Akademik orandan daha geniş çerçeve oranına sahip film, bilgisayar ya da televizyon görüntüsüdür.
Sessiz dönemde filmler 4:3 oranında (4 birim en, 3 birim boy olarak) perdeye yansıtılmaktaydı. Filmlere ses eklenmesinin ardından çerçeve oranları, 1932'de getirilen Akademik oranla (1.37:1 oranı) standart hale getirildi. Geniş ekran oranı, ilk kez 1920'lerde bazı kısa film ve haber filmlerinde kullanıldı. Geniş ekranda gösterilen ilk uzun metrajlı filmler müzikal türündeki Happy Days (1929) ve The Big Trail (1930) filmleriydi.[1] Her iki film de o zamanlar "görkemli film" olarak bilinen 70 mm filmle çekilmişti. 1932 yılına gelindiğinde, Amerika'da yaşanan Büyük Bunalım film stüdyolarını en küçük masrafları dahi kısmaya zorladı; bu nedenle 1950'lere kadar geniş ekran oranları rafa kaldırıldı. 1950'lerde Cinerama'nın beklenmedik başarısı, televizyonun yaygınlaşmasıyla sinemadan ayağını kesen izleyicileri tekrar sinema salonlarına çekmek isteyen stüdyoların yeniden geniş ekran oranını benimsemelerine yol açtı.
Günlük çağrı kağıdı asistan yönetmen tarafından yaratıran, bir film üretiminin ekibi ve kastı için çıkarılmış kağıdın yaprağı için kullanılan, çekimin bir özel günü nerede ve ne zaman toplanılacağını haber veren bir film yapımı terimidir. Çağrı kağıdı ayrıca diğer iletişim bilgileri (ekip üyelerinin telefon numarası ve diğer iletişimler),sahnelerin ve senaryo sayfaların çekildiği çekim adreslerinin olduğu günlük program gibi yararlı bilgileri içerir.
Modern sahne ışıklandırması tiyatro, dans, opera ve diğer sahne sanatlarının yapımında kullanılan ve esnek uygulamalara önemli ölçüde imkân sağlayan bir araçtır. Farklı ışıklandırma amaç ve prensipleri için sahne ışıklandırma araçlarının birçok farklı türü kullanılmaktadır.
Film karesi ya da kare bir filmi oluşturan pek çok fotoğraf resminden biridir. Ham film üzerindeki kareler aralardaki boş satırlarla birbirlerinden ayrılırlar. Normalde sinema filminin bir saniyesi için 24 kare gerekir. (Bu sayı televizyonda 25 karedir.)
Sıradan film yapımında film kareleri kamera tarafından birbiri ardısıra, otomatik olarak fotoğraflanır. Animasyon filmlerinde ve özel efektlerin filme alınmasında ise her seferinde tek bir kare çekilir.
Film karesinin boyutu, film formatına göre farklılık gösterir. En küçük film formatı olan 8 mm filmde kare boyutu 3,5'tan 4,8 mm'ye kadar değişirken; IMAX'ta bu oran 69.6 ile 48.5 mm arasındadır. En yaygın film formatı olan 35 mm'nin kare boyutu 16'dan 22 mm'ye kadar değişmektedir.
Deep focus net alan derinliğini sahnenin önündeki ve arkasındaki objeleri de kapsayacak kadar geniş tutan fotoğrafik ve sinematografik tekniktir. Böylece derinlemesine düzenlenmiş sahnede odak dışı yer bulunmuyor ve görüntü seyirciye eş önemde sunulan ön, orta ve arka plandan oluşuyor. Kısacası, deep focus tekniği sayesinde görüntü derinliği daha iyi değerlendirebiliniyor. Bunun karşıtı olan shallow focus tekniğinde ise, diyalog içinde olan oyuncular veya önemi vurgulanmak istenen nesneler birbirlerine olabildiğince yakın tutularak, arka plandaki diğer oyuncu ve nesneler bulanık bırakılıyor.
Sinemada, Orson Welles ile görüntü yönetmeni Gregg Toland deep focus tekniğin en bilinen temsilcileri olarak görülüyorlar. Özellikle bu ikilinin bir eseri olan Citizen Kane (1941) filmi, söz konusu tekniğin kullanımı için gerçek bir ders kitabı niteliğinde.
Lakin, Welles ile Toland’dan önce de, 1920’li ve 1930’lu yıllarda, Erich von Stroheim ve Jean Renoir gibi, deep focus tekniğini filmlerinde uygulayan yönetmenler vardı. Toland ile sık sık çalışan William Wyler da deep focus’ı tercih edenler arasındaydı.
Retrospektif (İngilizce 'retrospective' ve Latince retrospectare, "geriye bakmak") genel olarak meydana gelmiş olayların gerisine, geçmişine bakmak anlamına gelir.
Görsel sanatlarda retrospektif, bir sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden derlenmiş sergilere denir.
Sinemada ise, bir yönetmen veya oyuncuyu iyi bir şekilde temsil ettiği düşünülen seçmece filmlerdir. Genel olarak film festivallerinde görmek mümkündür.
Shallow focus netlik derinliğini daraltan fotoğrafik ve sinematografik teknik. Deep focus tekniğinin aksine, bu teknik ile görüntünün sadece tek bir kısmı odak noktası içerisinde tutuluyor; görüntünün geri kalan kısmı bu noktanın dışında, yani bulanık gösteriliyor. Yönetmenler ve fotoğrafçılar shallow focus ile resmin bir bölümünü diğer bölümlerine nazaran daha belirgin ederek, izleyicinin özellikle nereye dikkat etmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Sinematograf, Auguste Lumiere ve Louis Lumiere'in tasarladığı, 13 Şubat 1895'te Fransa için patentini aldıkları, görüntüleri kaydetmeye ve bir ekran üzerinde yansıtmaya yarayan aygıt.