Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Sayfa (14): « İlk < Önceki 1 2 3 [4] 5 6 7 8 Sonraki > En Son »
Montaigne ve Denemeleri..
Yazar Mesaj
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #31
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

VİCDAN ÜSTÜNE

İç savaşlarımız sırasında kardeşimle birlikte yola çıktığımız bir gün
kibar davranışlı bir baya rastladık. Bizim hasımlarımızdan yanaymış,
ama ben bilmiyordum; çünkü kendini olmadığı gibi gösteriyordu. Bu
savaşların en kötü yanı bu işte: Düşmanınızla aranızda dil, kılık
kıyafet ayrılığı olmadığı, aynı yasalar, aynı töreler, aynı hava içinde
yetişmiş bulunduğunuz için öyle karışır ki her şey, yanılmaları,
çatışmaları önlemek kolay olmaz. Bu yüzden tanınmadığım yerde
kendi birliklerimize rastlamaktan bile korkardım, sorgu suale, daha da
kötüsüne uğrayabilirim diye. Uğradığım da olmuştu eskiden: Böylesi
bir karışıklık yüzünden adamlarımı, atlarımı yitirdim; hizmetimde
çalışan soylu bir İtalyan çocuğunu da alçakça öldürdüler özenle
büyüttüğüm bu İtalyan'la büyük umutlarla dolu güzelim bir çocukluk
söndü gitti. Kardeşimle rastladığımız yolcuya gelince, adam öyle
şaşkınca bir korku içindeydi ki, yolda atlılara rastladıkça, kralı tutan
şehirlerden geçtikçe öyle beti benzi soluyordu ki, sonunda bunların
vicdan rahatsızlığından geldiğini anladım. Öyle geliyordu ki bu zavallı
adama, yüzündeki maske ve kazağındaki haçlar arasından yüreğindeki
gizli niyetleri okuyacaklar. Vicdanın zorlaması böylesine şaşırtıcı bir
şeydir! Ele verdirir bizi, kendimizi suçlamaya, kendimizle savaşmaya
zorlar bizi; tanık yokluğunda kendimize karşı tanıklık ettirir bize:

Occultum quaties animo torture flagellum (Juvenalis)

İçimizde gizli bir kırbaç taşıyan o cellat.

Şu masal çocukların ağzındadır. Bessus adında biri, bir serçe
yuvasını hiç yüreği sızlamadan bozup yavruları öldürmüş, bundan
ötürü kendisine çatanlara: Haklıydım, demiş; çünkü bu serçe yavruları
durmadan beni babamı, öldürmekle suçluyorlardı haksız yere. Bu baba
katili o güne dek bilinmeden, kuşku uyandırmadan kalmış; ama
vicdanının öc alıcı cadalozları cezayı çekecek olanın kendisine suçunu
açıklatmıştır.

Hesiodos, ceza suçun ardından hemen gelir; sözünü düzeltir: Ceza ile
suçun aynı anda, birlikte doğduklarını söyler. Cezasını bekleyenler
onu çekiyor demektir cezayı hak etmiş olan onu bekliyordur. Kötülük
kendisine işkenceler uydurur:

Malum consilium consultori pessimum (Bir atasözü)

Kötülüğün beterini kötülük eden görür.

Nasıl ki arı başkasını sokunca kendisine daha fazla zarar verir çünkü
iğnesi ve gücü elden gider.

Vitasque in wlnere ponunt (Virgilius)

Açtıkları yarada canlarını bırakırlar.

Kuduz böceklerinde, doğanın bir çelişkisi olarak, kendi zehirlerinin
panzehiri de bulunur. Onun gibi insan kötülükten tat alırken
vicdanında tam tersi bir acılık oluşur ve uyurken uyanıkken, türlü
üzücü kuruntularla azap çektirir bize.

Quippe ubi se multi, per somnia saepe loquentes

Aut morbo delirantes, procraxe ferantur,

Et celata diu in medium peccata dedisse. (Lucretius)

Çünkü çokları uykularında, sayıklamalarında

Suçlamışlar kendi kendilerini,

Gizli kalmış cinayetleri çıkmış ortaya.

Apollodorus düşünde görmüş ki İskitler derisini yüzüyor, kazanda
kaynatıyorlar onu ve bu arada yüreği: Bütün bu kötülüklere ben neden
oldum, diye mırıldanıyormuş. Kötüler hiçbir yerde saklanamaz, der
Epikuros; çünkü ne kadar saklansalar vicdan kendi kendilerini
buldurur onlara.

Prima est haec ultio, quod se

Judice nemo nocens absolvitur. (Juvenalis)

İlk ceza odur ki, hiçbir suçlu

Kendi yargıçlığından kurtulamaz.

Vicdan içimize korku saldığı gibi, suçsuzsak rahatlık ve güven verir
bize. Ben kendimden söyleyebilirim ki türlü kötü durumlarda, içimden
geçeni, niyetlerimin temizliğini gizlice kendim bildiğim, düşündüğüm
için daha korkusuz adımlarla yürümüşümdür.

Conscia mens ut cuique sua est, ita concipit intra Pectore pro facto
spemque metumque suo. (Ovidius)

Kendi üstüne bildiklerine göre ruhumuz

Umut ya da korku duyar yaptıklarından.

Binlerce örnek verebilirim buna; aynı kişiden üç örnek yeter.

Scipio, Roma halkı önünde ağır bir suçlamaya uğradığı bir gün,
kendisini savunacak ya da yargıçlarına yaranacak yerde şöyle demiş
onlara: Pek yaraşır size, sayesinde dünyayı yargılama yetkisini elde
ettiğiniz bir insanın başını yargılamak.

Bir başka zaman, bir halk hatibinin, üstüne yağdırdığı suçlamalara
karşılık olarak, kendini hiç savunmadan: Gelin yurttaşlarım, demiş
gidelim, böyle bir günde Kartacalılara karşı bana kazandırdıkları zafer
için tanrılara şükredelim. Böyle diyerek kalkmış tapınağa doğru
yürümeye başlamış. Bütün topluluk, kendisini suçlayanla birlikte
ardından gelmiş.

Petilius, Cato'nun dürtüklemesiyle, ondan Antakya'da harcadığı
paraların hesabını sorunca Scipio bu hesabı vermek üzere senatoya
geliyor ve koltuğunun altında koca bir defter gösteriyor, ne verip ne
aldığının orda yazılı olduğunu söylüyor defter istenince vermiyor:
Verirsem kendimden utanırım, diyor ve senatonun önünde kendi
elleriyle param parça ediyor defteri. Vicdanı rahat olmayan bir insanın
böylesi bir güven gösterişi yapabileceğini sanmam. Yüreği yaratılıştan
öyle büyük, yükseklerde bulunmaya öyle alışmıştı ki, der Titus Livius,
suç işlemeye eli varamaz, suçluluğunu savunma durumuna düşmeyi
kendine yediremezdi.

İşkenceler tehlikeli bir suç arama yoludur doğruluktan çok sabır
denemesi olabilir. Çünkü acı çekmek niçin daha çok olanı söyletsin de
olmayanı söylemeye zorlamasın? Tersini düşünürsek, kendine yüklenen
suçu işlememiş olan işkencelere dayanacak kadar sabırlı olursa, suçu
işlemiş olan, yaşamak gibi güzel bir ödülü kazanmak için niye aynı sabrı
göstermesin? Öyle sanıyorum ki bu işkence buluşunun temelinde,
vicdanım etkisinden yararlanma düşüncesi vardır. Çünkü suçlunun
suçunu açıklamasında vicdan işkenceye yardım edip diretme gücünü
azaltabilir; ama öbür yandan suçsuzu işkenceye karşı güçlendirir vicdan.
Doğrusunu söylemek gerekirse bu yol belirsizlikler, tehlikelerle doludur.
Öylesi dayanılmaz acılardan kurtulmak için neler söylemez neler
yapmaz insan?

Etiam innocentes cogit mentiri dolor (Publius Syrus)

Acı masuma da yalan söyletir.

Bundan ötürü, yargıcın masum olarak öldürmemek için işkence
ettirdiği insanı hem masum, hem de işkence görmüş olarak öldürttüğü
olur. Binlerce insan işlemedikleri suçları yüklenip başlarını
vermişlerdir. Bunlar arasına Philotas'ı da koyarım; İskender'in bu
dostuna yüklediği suç ve ettiği işkence de böylesi bir sonuca varmıştı.
Evet, orası öyle ama, diyorlar, yine de bu, insan güçsüzlüğünün
bulabildiği en az kötü yoldur. Bence pek insanlık dışı bir yol, üstelik
de boşuna çaba! Birçok uluslar bu konuda, kendilerine barbar diyen
Yunanlı ve Romalılardan daha az barbardırlar: Onlara göre suç
işlediği henüz kuşkulu bir insana işkence etmek, ötesini berisini
koparmak korkunç, canavarca bir şeydir. Bilgisizseniz ne yapsın
adam? Suçsuz ölmesin diye bir insanı ölümden beter durumlara
sokmakla haksızlığın büyüğünü işlemiş olmuyor musunuz?
Oluyorsunuz elbet; görmüyor musunuz çoklarının o darağacından
beter işkencelerden geçmemek için ölümü göze aldıklarını?
Öldüresiye işkence etmekle ölüm cezasını önceden vermiş ve
uygulamış olmuyor musunuz?

Şu hikayeyi nerde dinledim bilmiyorum, ama adaletimizin vicdanı
üstüne tam bir düşünce veriyor. Bir köylü kadın, hakseverliğiyle ünlü
bir generale bir askerini şikayet etmiş; bu askerin zorla ufacık
çocuklarının elinden birkaç lokmalık lapayı aldığını; çocuklarına
yedirecek başka hiçbir şeyi kalmadığını, çünkü ordunun çevredeki
bütün köyleri talan ettiğini söylemiş. Ama hiç kanıt yokmuş ortada.
General kadına: İyi bak ve düşün; haksız yere suç yüklüyorsan ceza
görürsün, demiş. Kadın diretince, işin doğrusunu anlamak için askerin
karnını yardırıvermiş. Ve kadın haklı çıkmış. Sorgusu içinde idam
cezası. (Kitap 2, bölüm 5)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:26 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #32
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

KENDİ KENDİSİYLE YETİNME

Krallar hiçbir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar hiçbir
kötülük etmezlerse yeterince iyilik etmiş sayılırlar bana. Bütün
istediğim budur onlardan. Ama nasıl şükrediyorum tanrıya, varımı
yoğumu bana aracısız vermiş, beni yalnız kendisine borçlu kılmış
olduğu için! Nasıl yalvarıyorum ona gece gündüz beni hiçbir zaman,
kimseye karşı ağır bir minnet altına sokmasın diye! Ne mutlu bir
özgürlükle bunca zaman yaşadım: Onunla bitsin ömrüm!
Bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak.

In me omnis spes est mihi. (Terentius)

Bütün umudum kendimde.

Bunu başarmak herkesin elindedir; ama ölmeyecek kadar yiyecek
içeceği olanlar daha kolay başarabilirler elbet bunu. Bir başkasına
bağlı yaşamak yürekler acısı ve belalı bir şeydir. Kendimiz ki en iyi,
en emin sığınağımız odur; -kendimiz bile güvenilir değiliz yeterince.
Kendimi hem yürekçe -asıl iş yürekli olmakta çünkü-, hem varlıkça
öyle hazırlıyorum ki, başka her şeyimi yitirdiğim zaman kendimle
yetinmesini bileyim.

Hippias gereğinde her şeyden sevine sevine elini çekip Musalarla
başbaşa kalabilmek için kendini bilime vermekle kalmadı; ruhunun
kendi kendiyle yetinmesi, dışardan gelecek rahatlıklardan yiğitçe
vazgeçebilmesi için filozof olmakla da kalmadı; büyük bir merakla
yemek pişirmesini, tıraş olmasını, giysilerini, ayakkabılarını, öte
berisini kendi yapmasını da öğrendi ki, kendi yükünü taşıyabildiği
kadar kendi taşısın ve kimsenin yardımına muhtaç olmasın...

Vermede nasıl bir üstün olma niteliği varsa, almada da bir boyun
eğme niteliği vardır. Onun içindir ki Beyazıt I, Timurlenk'in
gönderdiği hediyeleri küfürler ederek geri çevirmiş. Sultan
Süleyman'ın bir Hint İmparatoruna yolladığı hediyeler de öyle
kızdırmış ki adamı, kabaca reddederek bizim adetimiz almak değil
vermektir, demekle kalmamış, hediyeleri getiren elçileri zindana
attırmış. (Kitap 3, bölüm 9)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:26 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #33
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

İYİ AMAÇ UĞRUNA KÖTÜ YOLLAR

Doğanın yapıtlarındaki evrensel düzende şaşılası bir bağlaşma ve
uyuşma var: Belli ki oluruna bırakılmış ve değişik başların yönettiği
bir düzen değil bu. Bedenlerimizin hastalıkları, nitelikleri, devletlerde,
hükümetlerde de görülüyor. Krallıklar, cumhuriyetler bizim gibi
doğuyor, gelişip parlıyor ve yaşlanıp ölüyorlar. Bedenlerimizin
gereksiz ve zararlı akıtlarla dolduğu oluyor: Bunlar iyi akıtlar da
olabilir aslında (çünkü hekimler sağlığımızın fazla iyi olmasından
korkarlar ve her şeyimiz değişken olduğu için derler ki sağlığımız
fazla parlak, fazla kanlı canlı oldu mu özellikle bozmalı, hızını
kesmeli, yoksa belli bir yerde dura kalamayan yaratılışımız düzensizce
ve birdenbire geriye teper işte bu aşırı sağlığı önlemek için atletlere
müshil verir ve kan alırlar bir yerlerinden). Ya da kötü akıtlar aşırı
çoğalıyor ki, hastalıkların genel nedeni budur. Buna benzer bir aşırı
çoğalma yüzünden devletlerin hastalandığı görülür ve onlar için de
türlü müshiller kullanmak adet olmuştur. Kimi zaman büyük sayıda
ailelere göç ettirildi, ülkenin yükünü azaltmak için; bunlar gider
başkalarının zararına geçinecek bir yer ararlardı. İşte böylece bizim
eski Franklar Almanya içlerinden gelip Galya'yı aldılar, ilk sakinlerini
kovdular; sonsuz bir insan seli böylece gelişip Brennus ve başkaları
zamanında İtalya'ya aktı. Gotlar, Vandallar için de, bugün
Yunanistan'ın ilk halkını kovup yerine oturanlar için de böyle oldu.
Bunlar kendi yurtlarını bırakıp uzak uzak yerlere gittiler; ve dünyada
bu göçlerin sarmadığı bir iki köşe kaldı yalnız. Romalılar
sömürgelerini bu yoldan kuruyorlardı; kendi kentlerinin aşırı ölçüde
şiştiğini görünce az gerekli halkı çıkarıyor, fethettikleri yerlere
yolluyorlardı. Kimi zaman savaşları bile bile kışkırtıp besledikleri de
oldu: Yalnız adamlarını hep tetikte tutmak, bozulmaların anası olan
işsizliğin daha kötü sonuçlarını önlemek için yapmıyorlardı bunu:

Et patimur longae pacis mala, saevior armis Luxuria incumbit...

Fazla uzun bir barışın dertlerini çekiyoruz Lüks, kılıçtan beter eziyor
bizi.

Cumhuriyetlerinden biraz kan alınmasını sağlamak, gençlerinin fazla
ateşlenen kanlarını serinletmek, fazla taşkın büyüyen bu ağacın
dallarını biraz kısaltıp aralamak istiyorlardı. Kartacalılar' a karşı
açtıkları savaşın nedeni buydu...

Bizim zamanımızda da böyle düşünceler var; içimizde fazla
kaynayan kanı bir komşu ülkeyle yapılacak savaşta akıtmak istiyorlar;
yoksa diyorlar, bedenimizi saran bu ateşli akıtlar başka yere akıtılmadı
mı bizi uzun süre sıtma sıcaklığı içinde tutup sonunda içimizden
çökertirler.

Gerçekten de yabancılarla savaş bir iç savaştan daha tatlı bir beladır;
ama kendi rahatımız için başkalarının rahatını kaçırmak da öyle
büyük bir haksızlık ki bunu tanrının hoş göreceğini sanmam.
Ne var ki yaratılışımızın cılızlığı yüzünden ister istemez iyi bir amaca
ulaşmak için kötü yollara başvurmak zorunda kalıyoruz. Lykurgos,
gelmiş geçmiş yasa koyucuların en erdemlisi ve en olgunu, halkını
içki düşkünlüğünden korumak amacıyla pek haksız bir yol bulmuş;
köleleri olan Elotlar'a zorla içirtirmiş ki, Ispartalılar adamların şarapla
ne durumlara düştüğünü görüp içki düşkünlüğüne karşı iğrenme
duysunlar. Bundan beteri de var: Eskiden ölümün her türlüsüne
hüküm giyenleri hekimlerin canlı canlı kesip biçmelerine izin
verilirmiş ki, iç organlarımızı doğal halinde görebilsinler. Kötü yola
gitmek gerekirse bunu ruhun sağlığı için yapmak beden sağlığı için
yapmaktan daha bağışlanır bir şey. Romalılar da halkı yiğit
yetiştirmek, tehlikeleri ve ölümü hoş görmeye alıştırmak için o
korkunç oyunlara başvuruyorlardı. Gladyatörler herkesin gözü önünde
savaşıyor, birbirini yaralayıp öldürüyorlardı:

Quid vesani aliud sibi vult ars Impia ludi

Quid mortes juvenum, qui sanguine pasta voluptas. (Prudentius)

Bundan geliyordu o ölüm oyunları, o çılgınlık

O kanla beslenen zevk.

Bu gelenek İmparator Teodosius'a kadar sürdü.
Doğrusu halkın eğitimi için yaman bir ibret, verimli bir ders oluyordu
bu: Her gün halkın önünde yüz, ikiyüz, bin çift insan silahlanıp
birbirini param parça ediyordu; hem bu işi öyle sağlam bir yürekle
yapıyorlardı ki ağızlarından acıklı ya da acındırıcı bir söz çıktığı, bir
kez sırtlarını döndükleri; rakiplerinin vuruşundan sakınmak için tek
korkakça hareket yaptıkları bile görülmüyordu: Kılıca boyun uzatıyor,
göğüs geriyorlardı. Birçokları ölesiye yara alınca meydan üzerinde
canvermezden önce halka adam yollayıp ölüşlerini beğenip
beğenmediğini sorduruyordu. Durmadan savaşıp ölmeleri yetmiyor,
bu işi sevinçle yapmaları gerekiyordu; o kadar ki ölüm karşısında
biraz çekingen davrandıkları görülünce yuhalar, lanetler yağıyordu
üstlerine.

İlk Romalılar bu işte hükümlüleri kullanıyorlardı; ama sonraları
suçsuz köleler de kullanıldı. Bu iş için kendilerini satan özgür
yurttaşlar, senatörler, Romalı Şövalyeler, hatta kadınlar bile oldu. Çok
şaşırdım, inanmazdım da buna, eğer zamanımızdaki savaşlarda
binlerce yabancı insanın kendilerini hiç ilgilendirmeyen bir kavga
uğruna kanlarını, canlarını sattıklarını görmeseydim. (Kitap 2, bölüm
23)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:26 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #34
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

KENDİMİZİ İNCELEME

Her konudan çok kendimi incelerim. Benim metafiziğim de budur,
fiziğim de.

Qua deus hanc mundi temperet arte domum

Qua venit exoriens, qua deficit unde coactis

Comibus in plenum menstrua luna redit;

Unde salo superant venti, quid flamine captet

Eurus, et it nubes unde perennis aqua.

Sit ventura dies mundi quae subruat aries. (Propertius)

Bu dünya evini nasıl yürütür tanrı;

Ay nasıl yükselir, ufaldıkça ufalır;

Her ay nasıl bütünlenir dolunay;

Deniz üstünde niçin bu yeller, Eurus'un getirdiği;

Nerden gelir bulutları yapan tükenmez su,

Günü gelip yıkılacaksa dünya.

Quaerite quos agitat mundi labor. (Lucianus)

Arayın, siz ki bilmek kaygısındasınız.

Ben bu üniversite içinde kendimi bilgisizce ve kaygısızca dünyanın
genel yasasına bırakıyorum. Bu yasayı içimde duydum mu yeterince
biliyorum sayılır. Benim bilmem, yolunu değiştiremez onun; benim
için değişeceği yok mu yasanın. Bunu ummak delilik, bundan derde
düşmekse daha büyük bir deliliktir çünkü her yerde bir, herkes için
orta malıdır bu yasa.

Yöneticinin iyiliği ve gücü bizim yönetim işlerine karışmamızı
gerektirmeyecek kadar büyüktür.

Filozofça soruşturmalar, derin düşünmeler merakımızı beslemeye
yarar yalnızca. Filozoflar zaten pek haklı olarak doğanın kurallarına
uymayı salık verirler bize; ama bu kurallar pek o kadar yüksek bilgiler
istemez. Filozoflar aslında uzaklaştırıyor bu kuralları ve doğanın
yüzünü bize boya olarak gösteriyorlar; bu yüzden de o kadar bir örnek
olan şeyin türlü çeşit bir sürü resimleri çıkıyor ortaya...

Kendini en yalın sadelikle doğaya bırakmak en akıllıca bırakmaktır.
İyi yapılı bir kafanın dinlenmesi için bilgisizlik ve ilgisizlik ne tatlı, ne
yumuşak, hem de sağlık için ne yararlı bir yastık!

Cicero'yu iyi anlamaktan çok kendimi iyi anlamak isterdim. Kendi
üzerimde edindiğim görgü, iyi bir öğrenci olsam, beni adam etmeye
yeter de artar bile. Geçirdiği aşırı bir öfkeyi, bu azgınlığın kendisine
nelere götürdüğünü aklında tutan kişi, öfkenin çirkinliğini
Aristoteles'te okuyacaklarından daha iyi görür ve daha haklı bir nefret
duyardı ona karşı. Göze aldığı, savuşturduğu belaları, ne sudan
nedenlerle bir durumdan ötekine geçiverdiğini aklında tutanlar,
gelecek değişikliklere, durumlarını kavramaya hazırlıklı olurlar.
Caesar'ın hayatındaki ibret dersleri bizim hayatımızdakinden daha çok
değildir. İmparatorların olsun, halkın olsun herkesin hayatında bütün
insanlık durumları vardır. Dinlemesini bilelim yalnız: Ne eksiğimiz
olduğunu kendi kendimize hep söylemekteyiz. Bir düşüncesinde kaç
kez aldandığını unutmamış insan ne kadar budala olmalı ki kendi
düşüncesinden kuşku duymasın.

Herkesin kendi kendini tanıması öğüdü ne kadar önemli olmalı ki
bilim ve ışık tanrısı Apollon, bize diyeceklerinin özeti olarak onu
tapınağının alınlığına yazdırmış. Platon bilgeliğin, bu buyruğu yerine
getirmekten başka bir şey olmadığını söyler. Sokrates de bunu
Xenophanes diyaloğunda inceden inceye doğrular. Her bilimdeki
zorlukları ve karanlık yanı o bilime girenler bilir yalnız. Çükü
bilmediğini bilmek için bir hayli anlayış olmalı insanda: Bir kapının
kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir. (Kitap 1, bölüm
13)

Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde
bekleyelim. (Kitap 1, bölüm 20)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:26 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #35
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

RUH VE BEDEN HAZLARI

Denebilir ki bence, bu dünya zindanında, ne yalnızca ruh, ne de
yalnızca beden sayılabilecek hiçbir şey yoktur insanda: Ve (kimi din
adamlarının ruhlarını kurtarmak için yaptıkları gibi), insan bedenine
işkence etmek günahtır. İnsanın zevk duymasını en azından, acı
çekmesi kadar hoşgörmemiz gerekmez mi aklımızı kullanırsak?
Azizler nefislerini körletirken acıların en büyüğünü duyuyorlardı;
bileşik olmaları dolayısıyla beden de katılıyordu elbet bu acıya, hiç de
kendi davası olmadan. Öyle ki bedenin acı çeken ruha yalnızca
katılması, yardım etmesiyle yetinmemişler, ona ayrıca korkunç
eziyetler etmişler ki, ruhla beden yarışırcasına insanın, çetinliği
ölçüsünde kurtarıcı bir azaba soksun!

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, ruhu beden hazlarından soğutmak,
bir köleyi sevmediği bir işe zorlar gibi onu hiçbir şeyden tat almamaya
alıştırmak haksızlık değil mi? Ruha düşen daha çok zevkleri koruyup
geliştirmek, onlara katılıp karışmaktır yönetim görevi ondadır çünkü.
Ruhun yapacağı bir şey de, bence, kendine özgü zevkleri bedene
tadabileceği kadar tattırıp benimsetmek, bu zevklerin ona tatlı
gelmesini, yararlı olmasını sağlamaktır. Çünkü, dedikleri gibi, bedenin
kendi iştahlarına ruha zarar verecek ölçüde düşmemesi gerektiği
doğrudur, ama ruhun da kendi heveslerine bedene zarar verecek
ölçüde düşmemesi neden doğru olmasın?

Benim pek öyle soluğumu kesecek tutkularım yoktur. Benim kadar
boş zamanı olmayan başkalarına cimriliğin, yükselme hırsının,
kavgaların, davaların verdiği aşk daha rahatlıkla verebilirdi bana:
Kendime daha iyi bakar, daha dikkatli, daha tok gözlü, daha alımlı
olurdum; ihtiyarlığın surat asmalarından o biçimsiz, o zavallı surat
asmalarından korurdu beni aşk; daha fazla sevip sayılmanın sağlam ve
akıllıca yollarını aratırdı bana; ruhumu umutsuzluktan, bezginlikten
kurtarıp kendi kendisiyle barıştırdı; benim yaşımdakilere işsizliğin ve
kötüleşen sağlık durumunun yüklediği bir sürü sıkıntılı düşüncelerden,
kasvetli kaygılardan uzaklaştırırdı beni; doğanın ilgilenmez olduğu
kanımı ısıtır, coştururdu; çöküşüne doğru alabildiğine giden bu zavallı
insanın çenesini dik tutturur, sinirlerini biraz gerer, canına dirilik,
tazelik getirirdi. Ama bu mutluluğa yeniden ermenin hiç de kolay
olmadığını iyi bilirim; gücümüz azalıp görgümüz arttıkça zevkimiz
daha nazlı, daha titiz oluyor az şey getirebildiğimiz zaman çok şey
bekliyoruz; seçilmeyi en az hakettiğimiz bir yaşta daha çok seçme
hakkı istiyoruz; kendimizi bildiğimiz için de daha az atılgan, daha
kuşkulu oluyoruz; kendimizin ve başkalarının durumlarını
bildiğimizden, sevileceğimizden emin olamayız. Kendimden utanırım
kanı kaynayan taptaze gençler arasında:

Cujus in indomito constantior inguine nervus

Quam noca collibus arbor inhaeret. (Horatius)

Onlar ki kalkar dimdik genç uzuvları

Tepeye yeni dikilmiş bir fidan gibi.

Ne işimiz var o sevinç yelleri ortasında bu düşkün halimizle?

Possint ut juvenes visere fervidi

Multo non sine risu

Dilapsam in cineres facem (Horatius)

Görsün diye mi ateşli gençlik

Kahkahalarla gülerek

Bizim küllenen meşalemizi.

Güç de, akıl da onlardan yana; bırakalım meydanı gençlere;
yarışamayız onlarla.

O yeşeren güzellik bu hantal ellere gelmez, kaba yollarla kazanılmaz.
Çünkü, ne demiş bir eski filozof, ardına düştüğü bir körpeden yüz
görmeyişiyle alay eden birisine: Dostum peynirin bu kadar tazesini
olta ısırmıyor!

Aşk, karşılıklı duyumlar, uyumlar isteyen bir ilişkidir. Başka zevkleri
insan ayrı cinsten türlü karşılıklar ödeyerek elde edebilir; ama bunda
aldığını parayla ödemek zorundadır. (Kitap 3, bölüm 5)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:26 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #36
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

DOĞAYA UYMA

Adetlerimizde, alışkanlıklarımızda, davranışlarımızda her türlü
gariplik ve aykırılıklardan kaçınmalıyız; bunlar insanı başkalarından
ayıran, insanlıktan çıkaran şeylerdir. İskender'in saray nazın
Demophonos güneşte titrer, gölgede terlermiş; böyle bir yaratılışa kim
sinirlenmez? Ben öylelerini gördüm ki, elma kokusuna Azraili
yeğlerler, fare dediniz mi ödleri kopar; kaymak gördüler mi mideleri
bulanır. Germanicus horoz görmeye, horoz sesi işitmeye
dayanamazmış. Bu gariplikler insanın içindeki gizli bir dertten
doğabilir; ama, erkenden çaresine bakılırsa, bunların önüne geçilebilir
sanırım. Ben, kendi hesabıma, bunlardan, gördüğüm eğitim yoluyla
kurtuldum; ama bu iş pek kolay olmadı. Şimdi, biradan başka, her
türlü yiyecek içeceğe iştahım açıktır. Vücut daha kıvrakken, bütün
alışkanlıklara, gereklere göre eğilip bükülmektedir. Bir delikanlı,
iştahının ve iradesinin dizginlerini tutabilmek koşuluyla, bırakın her
ulustan, her çeşitten insanlar ve ahbaplarla düşsün kalksın; hatta,
gerekirse, taşkınlık, serserilik de etsin; herkes gibi yetişsin, her şeyi
yapabilsin, ama yalnız iyi şeyleri severek yapsın. Kallisthenes'in,
Büyük İskender kadar içmeye razı olmayıp bu yüzden kralın
gözünden düşmesini filozoflar bile iyi görmemişlerdir. İnsan kralı
ile gülüp eğlenmeli, cümbüş etmeli. Hatta ben bir delikanlının
cümbüşlerde arkadaşlarından daha canlı, daha dayanıklı olmasını
isterim. İnsan kötü şeyleri, bilmediği, beceremediği için değil, canı
istemediği için yapmamalı.

Multum interest utnım peccare aliquis nolit aut nesciat. (Seneka)

Kötülük etmeyi istememek başka, bilmemek başkadır.

Fransa'da her türlü taşkınlıktan uzak kalmış bir baya, kibar bir
mecliste: Kral'ın Almanya'daki işlerini görürken, kaç kez sarhoş
olmak zorunda kaldınız? diye sordum; bunu iltifat olsun diye
sormuştum, o da öyle aldı ve üç defa sarhoş olduğunu söyleyerek
üçünün de hikâyesini anlattı. İçki içmemek yüzünden Alınanlar
arasında çok sıkıntı çekmiş olanları bilirim. Alkibiades'in bulunmaz
yaratılışına hayran olduğumu çok kez söylemişimdir. Alkibiades hiç
sağlığı bozulmadan her türlü hayata kolayca girer, çıkar gün olur
İranlılar'dan daha süslü, daha görkemli, gün olur
Lakedemonyalılar'dan daha içine kapalı, daha tok gözlüdür Isparta'da
her zevke perhiz, İonia'da her zevke düşkündür.

Omnis Aristippum decuit color, et status, et res. (Horatius)

Aristippos'a her kılık, her baht yakışır. (Kitap 1, bölüm 26)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:27 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #37
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

İNSAN AKLI

Belki öteki varlıklarda görüldüğü gibi, insanlar için de doğal yasalar
vardır; ama bizde kaybolup gitmiştir; çünkü şu mübarek insan aklı her
yere karışıp düzen vermeye, komuta etmeye kalkmış, dünyanın
yüzünü kendi büyük iddiaları, kararsız görüşleriyle bulandırmış,
karmakarışık etmiş.

Nihil itaque amplius nostrum est quod nostrum dico artis est. (Cicero)

Gerçekten bizim olan hiçbir şey kalmamıştır; bizim dediğimiz,
yapma bir şeydir.

İnsanlar her şeyi başka başka gözler, başka başka düşüncelerle
görürler: Düşünce ayrılıklarının asıl nedeni budur. Aynı şeyin bir ulus
bir yüzüne, bir ulus başka bir yüzüne bakar ve o yüzünde durur.
Bir insanın babasını yemesinden daha korkunç bir şey düşünülemez;
ama eskiden bazı kavimlerde bu adet varmış, hem de bunu saygı ve
sevgilerinden yaparlarmış; isterlermiş ki ölü böylelikle en uygun, en
onurlu bir mezara gömülsün; vücutları ve anıları içlerine, ta iliklerine
yerleşsin; babaları sindirme ve özümleme yoluyla kendi diri
bedenlerine karışıp yeniden yaşasın. Böyle bir boşinancı iliklerinde ve
damarlarında taşıyan insanlar için, anasını babasını topraklarda
çürütüp kurtlara yedirmenin en korkunç günahlardan biri sayılacağını
kestirmek zor değildir.

Lykurgos hırsızlığa bir taraftan bakmış; komşusunun malını
habersizce aşıran bir adamın gösterdiği çevikliğe, çabukluğa, cüret ve
ustalığa değer vermiş; herkesin kendi malını daha iyi korumaya
çalışması da ulus için hayırlı olur diye düşünmüş; hem saldırmayı,
hem korunmayı öğreten bu iki tarafın eğitimi askerlik bakımından
yararlı görmüş; ulusuna vermek istediği başlıca bilgi ve değer de
askerlik olduğu için, başkasının malını çalmaktan doğacak olan
karışıklıkları, haksızlıkları hesaba katmamış.

Kral Dionysios, Platon'a, İran işi, uzun, damalı ve kokulu bir elbise
hediye etmiş. Platon: Ben erkeğim; kadın elbisesi giymek istemem,
diyerek almamış; ama Aristippos almış ve demiş ki: İnsan ne giyerse
giysin, erkekse yine de erkektir... Yine Dionysios Aristippos'un
yüzüne tükürmüş: Aristippos aldırmamış. Dostları bu küçüklüğünü
yüzüne vurduğu zaman, onlara: Ne olur? demiş, balıkçılar da ufacık
bir balık tutmak için tepeden tırnağa deniz suyu ile ıslanmaya pekala
katlanıyorlar. Diogenes lahanalarını yıkarken, yanından geçen
Aristippos'a: «Lahana ile yaşamasını bilseydin, bir zalime dalkavukluk
etmezdin» demiş, o da ona: «İnsanlar arasında yaşamayı bilseydin,
böyle lahana yıkamazdın, diye cevap vermiş. Bakın akıl ayrı ayrı
görüşleri insana nasıl kabul ettiriyor. İki kulplu bir çömlek, ister
sağından tut, ister solundan.

Bellum, o terra hospita, portas;

Bello armatur equi, bellum haec armento minantur.

Sed tamen iidem olim curru succedere sueti

Quadrupedes, et frena jugo concordia ferre;

Spes est pacis. (Virgilius)

Bana mesken olan toprak,

Sende savaş belirtileri var.

Savaşa hazırlanıyor bu sürüler, bu atlar.

Ama biz bunların sabana koşulduğunu da gördük

Aynı boyundurukta yürüdüklerini de;

Barış umudumuz yok olmuş değil yine.

Solon'a oğlunun ölümünde, güçsüz ve yararsız gözyaşları dökmenin
doğru olmadığını söylemişler; Güçsüz ve yararsız oldukları için
dökülmeleri daha iyi ya! demiş. Sokrates'in karısı: Ah! bu insafsız
yargıçlar! seni haksız yere öldürüyorlar diye ağlayıp sızlanırken,
Sokrates: Ya haklı olarak öldürseler daha mı iyi olurdu? demiş.
Biz kulaklarımızı süs için deleriz; Yunanlılarda ise bu, kölelik
belirtisiydi. Biz karılarımızla gizli gizli sevişiriz; Amerika yerlileriyse
bu işi uluorta yaparlarmış. İskitler yabancıları tapınaklarında kesip
kurban ederlermiş; başka kavimlerde ise tapınağa girene dokunulmaz.

Inde forur vulgi, quod numina vicinorum

Odit quisque locus, cum solos credat habendos

Esse deos quos ipse colit. (Juvenalis)

Böyle azgınlıkları vardır halkın;

Her ülke nefret eder komşusunun tanrılarından

Ve inanır gerçekliğine yalnız kendi tanrılarının. (Kitap 2, bölüm 12)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:27 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #38
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

CİNSEL YANIMIZ

Tanrılar, der Platon, bize buyruk dinlemez ve zorba bir organ
vermişler. Azgın bir hayvan gibidir bu organ, amansız iştahıyla her
şeyi kendine kul etmeye kalkışır. Kadınlarda da öyle obur, doymak
bilmez bir hayvandır o; zamanında yiyeceği verilmezse deliye döner,
beklemek bilmez, bedenlerini kudurtur, damarlarını tıkar, soluklarını
keser, türlü dertlere yol açar, ta ki ortak arzunun meyvesini içlerine
çeksinler, rahimlerinin dibi bol bol sulanmış, tohumlanmış olsun.

Yasa koyucularımız bunu böylece bilip ona göre gereğini
düşünmelidirler: Cinsel gerçeğin erkenden öğretilmesi daha iffetli ve
daha verimli olmasını sağlar, yoksa herkes onu hayal gücünün keyfine
ve ateşine göre bulmaya kalkar. Kimi kadınlar, arzu ve umut peşinde,
gerçeğin yerine ondan kat kat daha acayip, olmayacak şeyler koyarlar.
Platon bunları düşünmemiş midir kadın erkek, yaşlı genç her kesin
cimnastik yaparken birbirini çıplak görmesini isterken? Erkekleri hep
çıplak gören Kızılderili kadınlar hiç olmazsa göz duygularını
soğutmuş oluyorlar. Büyük Peru Krallığında kadınlar bellerinden
aşağısına önü yırtmaçlı bir kumaş sararlar; öyle dardır ki bu etek, ne
kadar edepli olmak da isteseler, her adım atışlarında edep yerleri
gözükür. Gerçi kadınların bunu erkekleri kendilerine çekmek için
yaptıklarını, çünkü o ülkede erkeklerin kendi cinslerine düşkün
olduğunu söylerler; ama şu da denebilir ki, bunu yapmakla
kaybettikleri kazandıklarından fazladır, çünkü tam bir açlık, hiç
değilse gözle doyurulan bir açlıktan daha zorludur. Livia da der ki,
namuslu bir kadın için çıplak bir erkek bir resimden fazla bir şey
değildir. Lakedemonyalı kadınlar, ki evliyken bizim kızlarımızdan
daha bakireydiler, her gün şehirlerinin delikanlılarını çıplak güreşir,
yarışırken görüyorlardı; kendileri de yürürken bacaklarını kapamaya
pek önem vermiyorlardı; çünkü, Platon'un dediği gibi namusları, uzun
eteksiz, yeterince örtüyordu onları. Ama Augustinus'un sözünü ettiği
birtakım adamlar çıplaklığı öyle akıl dışı bir baştan çıkarma gücü
olarak görmüşler ki, kadınların mahşer günü kendi cinsellikleriyle mi,
yoksa, o kutsal ülkede bizi baştan çıkarmamak için, erkek olarak mı
dirileceklerinden kuşkuya düşmüşler!

Kadınları türlü yollardan aldatıp azdırıyoruz, kısacası. Durmadan
hayallerini coşturuyor, dürtüklüyoruz, sonra da dişiliklerine lanet
okuyoruz. Doğrusunu söyleyelim: Biz erkeklerin hemen hepsi kendi
günahlarından çok karısının günahlarından gelecek ayıptan korkar,
kendi vicdanından çok karısının vicdanı üstüne titrer (Aman ne
fedakarlık!); tek karısı ondan daha iffetli kalsın da hırsız olmaya,
yemin bozmaya, karısının adam öldürmesine, aforoz edilmesine
razıdır herkes...

Kötülükleri ne haksızca değerlendirmek bu! Kadınlar da biz de cinsel
taşkınlıktan daha zararlı, daha insanlık dışı binbir ahlaksızlığa
düşebiliriz; ama kötülükleri doğaya göre değil kendi çıkarımıza göre
ölçüyoruz, bu yüzden de tutarsız türlü biçimler alıyor kötülükler.
Ahlak kurallarımızın sertliği kadınların cinsel düşkünlüğünü doğal
niteliğini aşan daha azgın, daha sapık bir hale getiriyor ve böylece
düşkünlüğün sonuçları nedenlerinden daha kötü oluyor. Bilinem
Caesar'ın, İskender'in kazandıkları savaşlar daha mı çetin olmuştur
genç ve güzel bir kadının, bizim gibi beslenen, gün ışığına, dünyaya
açılan, bunca ters örnekler gördükçe gören, durmadan azgın
saldırılara uğrayan bir kadının iffetini savunmasından! Hiçbir
kuşatma bu dayatmadan daha netameli, daha çetin olamaz. Ömür
boyunca zırh taşımak bir bakirelik perdesini taşımaktan daha kolaydır
ve bakireliğini tanrıya adamak fedakarlıkların en zoru olduğu için en
yücesi sayılır. Diaboli virtus in lumbust est, şeytanın gücü beldedir,


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:28 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #39
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

İNSANIN DURUMU

Benim işim gücüm kendimi incelemek: Yapacak başka işim de yok
zaten. Bakıyorum da öyle çürük taraflarım var ki söylemeye zor
varıyor dilim. Sağlam oturaklı neyim var? Her an sendeleyip
düşebilirim. Gözlerim bir şöyle görüyor, bir böyle. Açken başka
adamım sanki, yemekten sonra başka. Keyfim yerindeyse, hava da
güzelse kötü kişi değilim: Ama bir nasır canımı yakmaya görsün, asık
suratlı, aksi, yanına yaklaşılmaz bir adam olurum. Aynı atın yürüyüşü
bir rahat gelir bana, bir rahatsız; aynı yolu bir uzun bulurum, bir kısa;
aynı biçim bir hoşuma gider, bir zıddıma. Bir gün her işe yatkınım, bir
başka gün hiçbir şey gelmez elimden. Bugün sevindiğim şeye yarın
üzülebilirim. İçimde durmadan değişen, ele avuca sığmayan bir sürü
duygu. Kara kara düşünceler, derken bir öfke; ağlamaklı bir
haldeyken, birdenbire taşkın bir sevinç. Kitapları karıştırırken
bakarım, dün içinde türlü güzellikler bulduğum, oldukça coştuğum bir
yer bugün bir şey demez olmuş bana: Eviririm, çeviririm, orasını
burasını okurum, nafile: O sayfalar boşalmış, yabancılaşmıştır artık
benim için.

Kendi yazılarımda bile her zaman, ilk duyduğum düşündüğüm
şeyleri bulamam. Burada ne demek istemişim acaba derim;
değiştiririm çok kez ve yitirdiğim ilk anlamın yerine ondan değersiz
bir yenisini koyduğum olur. Aynı yolda bir gider bir gelirim:
Düşüncem her zaman ileri götürmüyor beni; bir o yana, bir bu yana
yalpalıyor, gelişigüzel:

. . . Velut minuta magno

Deprensa navis in mari vesaniente vento. (Catullus)

. . . Hafif bir tekne gibi

Azgın fırtınanın denizde bastırdığı.

Çok kez başıma gelmiştir: Oyun olsun diye kendi düşüncemin tam
tersini savunayım derken kafam o tarafa öylesine kendini vermiş,
bağlanmıştır ki, kendi düşüncemi yersiz bulmaya başlayıp
bırakmışımdır. Eğildiğim yere sürükleniveriyorum: Ağırlığım beni
ondan yana düşürüyormuş gibi.

Kendi içine bakan herkes de bunları söyleyebilir, aşağı yukarı.
Kürsüde konuşanlar bilir: Konuşurken duydukları heyecan onları
inanmadıkları şeye inandırır. Soğukkanlı, sakin zamanımızda hiç de
bağlı olmadığımız bir düşünceyi öfkeli anlarımızda nasıl benimser, ne
candan, ne taşkınca savunuruz. Bir avukata davanızı anlatın yalnızca:
Size ikircikli, kararsız laflar eder: Bakarsanız bu adam sizin hakkınızı
da savunabilir, karşı tarafın da. Ama bol para verin, davanıza bir
tutulsun, sizi kazandırmak o zaman nasıl aklı da, bilgisi de sizden
yana olur, hem de ne coşkunlukla. Kafasında birdenbire doğrunun
şimşeği akmış, yepyeni istesin: Bakın bir ışıkla aydınlanmış, davanıza
gerçekten inanmış, bağlanmıştır. Öyleleri vardır ki, dostları arasında
serbestçe düşünürken kıllarını kıpırdatmayan bir düşünce uğruna,
mahkemede, yargıcın sertliğine içerleyerek, inada kapılarak, ya da
şöhretlerini yitirmek korkusuyla ateş alev kesilirler. (Kitap 2, bölüm
12)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:28 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
cRueL_FiLth
Super Moderatör
******


Bilgiler Mesajlar: 22,480
Grup: Süper Moderatörler
Katılım: Jul 2007
Statü: Çevrimiçi
Karma Puanı: 170
Ruh Halim:
Secilmemis
Takım:
G.Saray
Mesaj: #40
Cvp: Montaigne ve Denemeleri..

ÖZGÜRLÜK ÜSTÜNE

Özgürlüğe öyle düşkünüm ki, koca Hindistan'ın bir köşesini bana
yasak etseler dünyanın tadı kaçar neredeyse. Hiçbir yerde saklı, eli
kolu bağlı yaşamak da istemem, orada pineklemektense alır başımı
havası, toprağı bana açık bir yere giderim. Hey Allahım! çekilir şey
midir ülkenin bir bucağına çivilenip kalmak? Niceleri, yasalarımıza
aykırılık ettiler diye kentlere, alanlara herkesin gidip geldiği yollara
uğrayamadan yaşayabiliyorlar. Benim hizmet ettiğim yasalar küçük
parmağımı bile köle etmeye kalksalar, nereye olsa gider başka yasalar
arardım. (Kitap 3, bölüm 13)

Cimrilik bütün insan deliliklerinin en gülüncüdür. (Kitap 1, bölüm
14)


Rüzgar olmak mümkün olsa Keşke Esip unutmak herşeyi...






01-22-2008 09:28 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:


eXTReMe Tracker

|Fenerbahçe Forum| Başak Parlak| Aslı Tandoğan| Sinekli Bakkal Dizisi| Burcu Kara| Saadet Işıl Aksoy| Sinem Öztürk| Yıldız Asyalı | İpek Tanrıyar |
|Aslı Enver | Benden Baba Olmaz Fan | Tuba Ünsal| Çağla Şıkel| Ceren Moray| Evrim Akın| |Hatice Şendil| Ilgın MYO| Zıpır Online|

| Pelin Karahan Resimleri | Kavak Yelleri Oyuncular | Kavak Yelleri Resimler | Kavak Yelleri Video | Pelin Karahan Video | Pelin Karahan | Dağhan Külegeç | ibrahim Kendirci | Ceren Moray |

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31